31 Ekim 2021 Pazar

görev


gidin, şarkılarım, yalnıza ve tatminsize,
asabı bozulana, sözleşmeyle köleleşenlere,
küçümsemelerimi götürün zulmedenlere.
serin bir suyun dalgası olarak gidin,
zalimlere nefretimi iletin.

konuşun şuursuz baskıya karşı,
hayalgücü kıt olanın gaddarlığına,
kayıtlara karşı konuşun.
can sıkıntısından ölmekte olan burjuvaziye,
varoşlardaki kadınlara gidin.
tiksinerek evlenenlere gidin,
başarısızlığı örtülenlere,
talihsizce eşleşenlere gidin.
satınalınmış zevceye,
miras kalmış kadına gidin.

şehveti zarif olanlara gidin,
zarif arzuları bastırılanlara,
dünyanın ruhsuzluğu üstüne samyeli gibi esin;
duyarlı gidin,
güçlendirin ince bağları,
ruhun yosun ve dokunuşlarına güven verin.

dostça bir havayla gidin,
samimi bir lisanla.
yeni günahlar ve yeni sevaplar bulmaya istekli gidin.
karşı çıkın zulmün her biçimine.
orta yaşın kabalaştırdıklarına gidin.
kazandığını kaybedenlere.

ailede boğulan delikanlıya gidin-
ah ne iğrençtir o
bir evin üç neslini bir araya toplanmış görmek!
filiz vermiş yaşlı bir ağaç gibi,
ve kimi dalları çürümüş ve dökülen.

çıkın dışarı ve önyargıya meydan okuyun,
karşı koyun kanın bu yeşil köleliğine.
ve karşı koyun ruhun her çeşit köleliğine.


ezra pound



30 Ekim 2021 Cumartesi

cinayet saati


haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi

demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

dört bıçak çekip vurdular dört kişi

yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu


deli cafer ismail tayfur ve şaşı

maktulün onbeş yıllık arkadaşı

üçü kamarot öteki aşçıbaşı

dört bıçak çekip vurdular dört kişi


cinayeti kör bir kayıkçı gördü

ben gördüm kulaklarım gördü

vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü

hiç biriniz orada yoktunuz


demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu

on üç damla gözyaşını saydım

allahına kitabına sövüp saydım

şafak nabız gibi atıyordu

sarhoştum kasımpaşa'daydım

hiç biriniz orada yoktunuz


haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi

polis kaatilleri arıyordu

deli cafer ismail tayfur ve şaşı

üzerime yüklediler bu işi

sarhoştum kasımpaşa'daydım

vapuru onlar vurdu ben vurmadım

cinayeti kör bir kayıkçı gördü


ben vursam kendimi vuracaktım

attila ilhan


 

11 Ekim 2021 Pazartesi

sarı ve zamansız balad / lale müldür

                 


Sen yolun aydınlık tarafından

gideceksin

Ben gölge


Sen Van Morrison dinleyeceksin
Ben Peter Paul & Mary

Sen Madrid'e gitmek isteyeceksin
Ben Barselona'ya

Sen ağaçları budayacaksın
Ben çayı

Sen yağmur yağınca içeri
gireceksin
Ben kapıları

Sen yelpaze gibi açılan yaprakları
seveceksin
Ben kirazları

Sen köpekleri şımartacaksın
Ben kedileri

Ben bir jet uçağında gideceğim
Ne zaman döneceğimi bilmeyeceğim 

Sen Ferrari'li beyefendi olacaksın
Ben karanlık bir evde münzevi
       ta ki iyileşene kadar
       ta ki iyileşene kadar

Sen bir ardıç kuşu olacaksın
Ben su

Ben bir jet uçağında gideceğim
Ne zaman döneceğim bilmeyeceğim 

Yaşadığım hiçbir şey önemli olmayacak
     yüzüğümü yeniden takana kadar
     yüzüğümü yeniden takana kadar

ben aşkı mineraller, bitkiler
       ve melekler olarak düşüneceğim
sen kozmik bir metin

sen Kanun eşliğinde vizyoner
        resitalleri vereceksin
ben un çorbası ya da
        kemanımla bir ses

sarı & zamansız
sarı & zamansız
sarı & zamansız balad

sen "kaderini uzayda ara"
ben karnabaharlara bakacağım


Lale Müldür
Voyıcır 2, Metis Yay.

25 Eylül 2021 Cumartesi

2021 BERBAT BİR YILDI



22 yıl yaşadığımız bu eski sokağımızı özlüyorum. Her gün hem de. Bu özlem bende, zaman, hayat, ölüm ve fanilikle ilgili bir bilinç haline geldi. Bu kavuşmasız özlemin kendisi acı bir güzellik katıyor her şeye. Bu sokağın eskisinden daha güçlü konuşacağını bilmezdim.

16 Eylül 2021 Perşembe

62. hikmet



Hâlıkımı izledim dün gün cihan içinde;
Dört yanımdan yol indi kevn ü mekân içinde.
Dörtten yediye yettim, dokuzu geçip gittim,
Ondan ikiye geldim çerh-i Keyvan içinde.
Üç yüz altmış su geçtim, dört yüz kırk dört dağ aştım,
Vahdet şarabın içtim, düştüm meydan içinde.
Çünkü düştüm meydana, meydanı dolu gördüm,
Yüz bin ârifi gördüm, hepsi cevlan içinde.
Gavvas bahrına girdim, vücut şehrini gezdim,
Dürrü sedefte gördüm,cevheri kân içinde.
Arş ve Kürsü yürüdüm,Levh ve Kalem’i gördüm,
Vücut şehrini gezdim, dedim bu can içinde.
Canı gördüm cananda, aşkı gördüm meydanda,
Âşıkların meydanı cümle bostan içinde.
Eri gördüm erleştim, istediğimi sordum.
Pehisi sende dedi, kaldım hayran içinde,
Hayran olarak kaldım, şaşkın olarak daldım,
Kendimi derde saldım, buldum derman içinde.
Miskîn Hâce Ahmed canı,hem cevherdir hem kânı
Hepsi onun mekânı, O lâ-mekân içinde.

Ahmed Yesevi

1 Eylül 2021 Çarşamba

1 Haziran 2021 Salı

İSTANBUL İKTİSAT


 

Sen de ağlıyorsan biz intihar mı edelim?
Türküsü mü olalım Tokat dolaylarının?
Bu dünya yetmiyorsa diğerine gidelim
Kalbini çoğaltalım ölülerin sağların

Dalından düşen incir salkım salkım üzümler
Sanki yaz sabahları yüzünde tebessümün
Senin de göklerinden sana yağmurlar iner
Bulut bulut dağılır dağ gibi güzelliğin

Ekranda Türk denizi ekranda mavi kuşlar
Kaç cigabayt yalnızlık ediyor kelimeler?
İsmini unuttuğun çiçek solmaya başlar
Uçuşurken içinde sebil ve güvercinler


........




24 Mayıs 2021 Pazartesi

ispanya, dikkat et!



İspanya, dikkat et, en içindeki İspanya'na!
Dikkat et, çekiçsiz orağa!

Dikkat et, oraksız çekice!
Dikkat et, istemiyerek kurbana,
istemiyerek cellâda,
istemiyerek umursamaza!
Dikkat et, horoz ötüşünden önce
seni üç kez tanımıyacak olana
ve seni bundan sonra bile üç kez tanımamış olana!
Dikkat et, kaval kemiği olmayan ölü kafatasına
ve kafatası olmayan kaval kemiğine!
Dikkat et, yeni güçlülere!
Dikkat et, senin ölülerini yiyene
ve yaşamlarını ölüler gibi yutana
Dikkat et, pek koyu particilere!
Dikkat et, havanın bu yanındaki göğe
ve göğün öte yüzündeki havaya!
Dikkat et seni seven herkese
Dikkat et, kahramanlarına!
Dikkat et, ölülerine!
Dikkat et, cumhuriyete!
Dikkat et, geleceğe!

César VALLEJO

Çeviri : Yıldırım DAĞYELİ

23 Mayıs 2021 Pazar

şiirin zaman'ı



Ağaç
kuşlarını toplamış başına
bakıyordu denize bir atmacanın
avına bakışı gibi
ve sen ağacın altında
budaklı sırada
bir köşkün küllerine basıyordun
yangından sonra
güneş batabilirdi
ey gözleri sudan sarı,
ay doğabilirdi
ey gözleri geceden karanlık
ama bir kaya gibi koruyordu seni
şiirin aşınmaz Zaman'ı.

Oktay Rifat
Dilsiz ve Çıplak
1984

22 Mayıs 2021 Cumartesi

bu kentte

                                 


Biz yazdık bu kenti böyle dolambaçlı,
Sonunda yine biz yırttık, buruşturduk.
Benimdir şu düzlük, şu gökdelen. Vurur
Kılıcımın gölgesi dağdan ovaya
Ve kır atım kişnedi mi avlunuzda
Düşer elinizden makasla ustura.
Ben yiğit, ben ödlek, ben zengin ve yoksul,
Altınlarımı ararım akşamüstü,
Sıcak taşların üstünde yüzükoyun.

Bunların hepsi benimdir: adamlarım.
Kiminin omzunda şaşmaz av tüfeği,
Kiminin elinde terazi ve dirhem,
Kimi rüzgâra kapılmış, içe dönük,
Zehirli yıldızlarına dalar suda.
Benim gözüm güllerde, beyaz güllerde!
Bir lastiği gererim sonuna kadar,
Gevşek bir vidayı sıkarım usulca,
İşlerken sofanızda Yıldızlı Saat.

Gökyüzü yolları geçer üstünüzden,
Mavi kalemle çizilmiş gibi rahat.
Onda mavi, bizde kuruntu ve tasa,
Düğmeler, ilikler, yosunlu duvarlar,
Avuç içi köylerimi bölen çitler!
Bir balık çavalyesi inceliğinde,
Her gün, bir çayır kuşu ölür bu kentte,
Nohut kokar, ekşir makarna, ekmek taş!
Bir denize yuvarlarız nemiz varsa.

Oktay Rifat

Şiirler, 1969, Bilgi Yayınevi
Bütün Şiirleri I, 2007, YKY

7 Mayıs 2021 Cuma

hızla akan mızrak



Sabahtır
Alkışlar gecenin
Sıcak damları sükûn yapılarıyla
Aydınlatır bir ucundan
Kahvaltı sofrasında çay tasını

Düzgün uysal
Işıklı bir de ağız
Gizlice götürür hücreyi bütüne
Ve akla her gelen telgraf telinde
Öpüşür iki güvercin
İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla

Bu geçen mızrak
Kalın kararlı
Atanın değer biçilmez atıyla
Kuşkusuz yolunda gerek

Mızrak geçer ışığı
Geçer geceyi dolduran karanlığı da


Cahit Zarifoğlu

6 Mayıs 2021 Perşembe

SİNEMAYI NEDEN SEVERİZ SORUSUNUN CEVAPLARINDAN BİRİ

         

Az önce Bir Zamanlar Amerika'yı  tekrar izledim on dakka kadar. Film, malum, son sahnelerin birinden başlar. Robert De Niro Çin lokantasında saklanmaktadır ve telefon çalmaya başlar. On saniye falan telefon sesini dinleriz. Sonra biraz geçmişe gider kamera ama telefon sesini hala duyarız. Sokağı izleriz yerde cesetler falan ama telefon çalmaya devam eder. Sonra kamera eğlence kulübünde telefon hala çalar. Nihayet De Niro bi odaya girer, almacı alır ama telefon hala çalar. Sonra başka bir odadayız gene telefon sesi eşliğinde ve adam nihayet ahizeyi alır. Ama ses susmaz. Tekrar Çin lokantasında De Niro görünür ve telefon hala çalmaktadır.

Ben bu güzelliğe daha fazla dayanamayıp kapattım filmi.

16 Nisan 2021 Cuma

eski bir yazı vakti

                                   



Şair Süleyman Unutmaz’ın adı da kapağı da içi de pek güzel deneme kitabı ‘Eski Bir Yaz Vakti İçin Mektuplar’dan (Ketebe) aldım başlığı, yazımız da vaktimiz de yazıdır, eskidir diyerek biraz değiştirdim.

Öykü de şiirle iyi gider, şairlere yakışır ama, sanırım öncelik denemede. Ustalara baktığımızda da görürüz bunu. Salâh Bey ile Cemal Süreya başta gelir, Anday’ı unutmamak gerekir. Günümüzde de şairler şiirleri kadar denemeleriyle de anılıyorlar. Başta Enis Batur ve Ömer Erdem, Ali Ayçil örneğin.

Unutmaz denemelerini ilginç ve okunası kılan, türün zaten sınırı yok ama, onun içinde gezinmesi. Vakitlerarası, yazılararası, nerdeyse üsluplararası bir gezi de denilebilir buna. Adında vaat ettiği eski, yaz, vakit ve mektupları hiç unutmadan.

Yazmaktan bıkmam. Sevdiğim taşra ve hiç bulunmasam da eski kasaba vakitleri vardır, oradan, o zamanlardan çok şair, yazar çıkar, ama daha da iyisi iyi okur çıkar. Unutmaz’ın kitabı da o günlerden kalmış bir hazine gibi, şimdi kalmayan taşra kitapçılarında unutulmuş ve keşfedilmiş bir kitap, taşra baskısı. Yitiklerin hüznünü taşıyor. Arka kapak cümlesi derdimi çok iyi anlatıyor: ‘Yalnızca edebiyatın dindireceği ruhlara’.

Çalı’nın da Unutmaz’ın da kitapları, yazmayı, yazıyı, kâğıdı, o yolculuğu sürdüren, o güzel hürmeti gösteren kitaplar. Bir bakıma ustalara saygı kuşağından ikisi de. Açık yazıya gizlenmiş şiir.

Haydar Ergülen
hürriyet kitap

14 Nisan 2021 Çarşamba

new york (büro ve ihbar)

                                                    

Çarpmaların altında


bir damla ördek kanı var.

Bölmelerin altında

bir damla gemici kanı var.

Toplamaların altında, taze kandan bir nehir;

bir nehir türkü söyleyerek gelen

kenar mahallelerin yatak odalarından,

gümüş var, çimento ve meltem

New York’un yalancı şafağında.

Dağlar var, biliyorum.

Ve gözlükler bilim için,

bunu da. Ama ben göğe bakmaya gelmedim.

Bulanık kanı görmeye geldim ben,

makinaları çağlayanlara taşıyan kanı

ve ruhu kobranın diline.

Her gün dört milyon ördek

öldürülür New York’da,

beş milyon domuz,

iki milyon güvercin, canı çekti diye cançekişenlerin,

bir milyon kuzu ve iki milyon horoz. gökyüzünü kıymık kıymık bırakarak.


Daha iyi, hıçkırarak ağlamak usturayı bilerken ya da öldürmek köpekleri düşsel avlarda,


şafakta katlanmaktan bitmez tükenmez süt trenlerine, bitmez tükenmez kan trenlerine, ve koku satıcıları için elleri bağlanmış gül trenlerine. Ördekler ve güvercinler domuzlar ve kuzular kan damlaları bırakıyorlar çarpmaların altına, ve korkunç çığlıkları posası çıkmış sürülerin acıyla dolduruyor vadiyi Hudson sarhoş olmuş akarken yağdan.


İhbar ediyorum bütün herkesi öteki yarıya aldırmayan, çimento dağlarını yükselten kurtulamaz yarıya unutulmuş hayvancıkların yüreklerinin attığı yerde bir milyon inek,matkapların son şenliğinde

hepimizin döküleceği yerde.

Suratınıza tükürüyorum.

Dinliyor beni öteki yarı

yiyip bitirerek, türkü söyleyerek, uçarak kendi

saflığında

incecik çubuklar taşıyan

kapıcı çocukları gibi

böcek antenlerinin

paslandığı deliklere.

Cehennem değil bu, bir cadde.

Ölüm değil, manav dükkânı.

Otomobilin ezdiği şu kedinin pençesinde

bir dünya var kesik ırmaklardan, ulaşılmaz

uzaklıklardan,

gelirken kulağıma türküsü solucanın

nice kız çocuğunun yüreğinden.

Pas, maya, titreyen yeryüzü.

Yeryüzü, sen ki, büroların sayılarında yüzen.

Ne yapayım? Sıraya mı dizeyim manzaraları?

Sıraya mı dizeyim birazdan fotoğraf olacak aşkları,birazdan tahta parçaları, kan yudumları olacak?

Yok, yok; ihbar ediyorum.

ihbar ediyorum komplosunu

o terk edilmiş büroların

acının ışınlarını yaymayan,

ormanın programlarını bozan,

ve kendimi öneriyorum yesin diye posası çıkmış sürüler

çığlıkları doldururken vadiyi

Hudson sarhoş olmuş akarken yağdan.


Lorca