TEYAKKUZ
ve yüzün kelimelerden tanınmaz hale geldiğinde ve Allah seni teslim aldığında.
19 Ekim 2026 Pazartesi
18 Ekim 2026 Pazar
abbas
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Tarancı
otuz beş yaş şiiri
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
gün eksilmesin penceremden
Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Cahit Sıtkı Tarancı
ölümden sonra
17 Ekim 2026 Cumartesi
16 Ekim 2026 Cuma
15 Ekim 2026 Perşembe
14 Ekim 2026 Çarşamba
13 Ekim 2026 Salı
12 Ekim 2026 Pazartesi
11 Ekim 2026 Pazar
ne anladık
Bazı zulümler bir tayın doğrulması kuru otlardan
bir samanlık yangını bazı zulümler
su sesini yolcu sanan Adilcevazlı çoban kızın
masmavi kirpiğidir bazı zulümler, gizli bir ovayı
dağılan bir suskunluk olarak takmış göğsüne,
kör bir istasyon şefinin öğle uykusudur bazı zulümler
çağlayanlar, gözeler, ırmak boyları, yıkık bir sanatoryum
tipide donmuş bir köy öğretmeni, terekesi yalnızlık ve keder
yaprakla dolar kapılar önü, üç kişi çıkar sabahla evden
bir tabut, bir takunya, bir sarık
ayaklarına mayınlar giyinmiş köylüler
tanrıdan çok gökyüzüne inanan, sütle boğulmuş bebe
Gediz pazarında çocuklarını yitirmiş bir kadın
gözleri kıyıya vurmuş iki gemi iskeleti
Evler dağılır, karteller, üniversiteler, pazar yerleri
her yerde alışıldık bir korsan baskını
her şenlik, bir yas günü doğuda ve batıda
fenerler, hamayıllar, kınaçiçekleri,
vurulmuş üç jandarma, üç kaçak
boynuzlarında göller büyüten bir geyik
durur eski bir çarşı izni gibi tedirgin
mektuplara pul diye yapıştırılan kardeş ölüleriyle
seviyorum seni dersiniz, aşk, o bizim yaralı, küçük hayvanımız
seviyorum seni, nasıl söylerse şimşekler şarkısını
nasıl taşırsa kırlangıç, yavrusunu hırçın bir alışkanlıkla
nasıl girerse odalara gün ışığı, karıştırmak için kitaplarımızı
ışıtmak için kararıp duran küskün kalpleri
aşklar ki yemyeşil bir aydır,
pencereye pervaz ruha merdiven
zulümdür onlar da hiçbir şey bizim değil
şimdi bazı zulümlerdir herkese kalan
onlar ki bir saat gibi işler şuracıkta
içimizde, derimizin altında, bir akşam yemeğinde,
bir garson gelir incelikli, tepsiler dolusu zulüm
birden kararır ortalık masalar, vazolar, umarsızlık gülleri
ne anladık kimleyiz bir kadın,
köylüler, öğretmen, istasyon şefi
bebek, garson, sığırtmaç, üç jandarma, üç kaçak
ne anladık zulümden başka dünyadan
Mustafa Köz


















