18 Ekim 2026 Pazar

abbas

 



Haydi Abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalb ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumana,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.


Tarancı

otuz beş yaş şiiri

 




Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.


Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?


Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.


Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.


Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.


Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?


Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.


Cahit Sıtkı Tarancı 

gün eksilmesin penceremden

 



Ne doğan güne hükmüm geçer,

Ne halden anlayan bulunur;

Ah aklımdan ölümüm geçer;

Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.


Ve gönül Tanrısına der ki:

- Pervam yok verdiğin elemden;

Her mihnet kabulüm, yeter ki

Gün eksilmesin penceremden!


Cahit Sıtkı Tarancı 

ölümden sonra

 



Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.



Cahit Sıtkı Tarancı 


40. terminator


 

39. danimarka


 

11 Ekim 2026 Pazar

ne anladık

 



Bazı zulümler bir tayın doğrulması kuru otlardan

bir samanlık yangını bazı zulümler

su sesini yolcu sanan Adilcevazlı çoban kızın

masmavi kirpiğidir bazı zulümler, gizli bir ovayı

dağılan bir suskunluk olarak takmış göğsüne,

kör bir istasyon şefinin öğle uykusudur bazı zulümler

çağlayanlar, gözeler, ırmak boyları, yıkık bir sanatoryum


tipide donmuş bir köy öğretmeni, terekesi yalnızlık ve keder

yaprakla dolar kapılar önü, üç kişi çıkar sabahla evden

bir tabut, bir takunya, bir sarık

ayaklarına mayınlar giyinmiş köylüler

tanrıdan çok gökyüzüne inanan, sütle boğulmuş bebe

Gediz pazarında çocuklarını yitirmiş bir kadın

gözleri kıyıya vurmuş iki gemi iskeleti


Evler dağılır, karteller, üniversiteler, pazar yerleri

her yerde alışıldık bir korsan baskını

her şenlik, bir yas günü doğuda ve batıda

fenerler, hamayıllar, kınaçiçekleri,


vurulmuş üç jandarma, üç kaçak

boynuzlarında göller büyüten bir geyik

durur eski bir çarşı izni gibi tedirgin

mektuplara pul diye yapıştırılan kardeş ölüleriyle 


seviyorum seni dersiniz, aşk, o bizim yaralı, küçük hayvanımız

seviyorum seni, nasıl söylerse şimşekler şarkısını

nasıl taşırsa kırlangıç, yavrusunu hırçın bir alışkanlıkla

nasıl girerse odalara gün ışığı, karıştırmak için kitaplarımızı

ışıtmak için kararıp duran küskün kalpleri

aşklar ki yemyeşil bir aydır,


pencereye pervaz ruha merdiven

zulümdür onlar da hiçbir şey bizim değil


şimdi bazı zulümlerdir herkese kalan

onlar ki bir saat gibi işler şuracıkta

içimizde, derimizin altında, bir akşam yemeğinde,

bir garson gelir incelikli, tepsiler dolusu zulüm

birden kararır ortalık masalar, vazolar, umarsızlık gülleri

ne anladık kimleyiz bir kadın,


köylüler, öğretmen, istasyon şefi

bebek, garson, sığırtmaç, üç jandarma, üç kaçak


ne anladık zulümden başka dünyadan


Mustafa Köz

32. balina: brendan fraser: hak edilmiş bir oscar.