4 Temmuz 2026 Cumartesi

ALLAH'IM SEN BU ŞARKILARI?


 

 

Daldığı düşten ayılmadan, ılık çayı başına dikti. Çay buruktu. Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin.”

Denizini Kaybeden Denizci

Yukio Mişima


MELANKOLİK MUTABAKAT


     Müzik, eğer iyiyse, tabiatın dili olarak kendini gerçekleştirir. Gökyüzü, mevsimler ya da gün batımı ne kadar gerçekse müzik de o denli gerçek olur bazen. Onlar gerçek şarkılardır, türkülerdir. O anlara bakışımızda içimize dolan huzura eşlik edebildikleri ölçüde güzel ve gerçek olurlar. Huzursuzluğa eşlik edişleri de aynı şekilde güzeldir. Gerçek dilsizdir, gece dilsizdir, güzellik de öyledir. Ve öyle bir müzik duyulur ki, gerçeğin, gecenin ve güzelliğin ötesini görürüz. Artık bunlar o müzikle yan yana gelir ve hiç ayrılmazlar. Durmadan yer değiştirmeleri de böyle başlar. Hangisi daha gerçektir diye sorulur bazen. Müziğin anlattığı mı, gerçek neyse onun anlattığı mı?


    Bazen acıdan şöyle kaçarız: müziğin verdiği çapraşık hisse tutunarak. Daha güzel ve estetik bir acı bize iyi gelir. Çünkü müzik acıyı daha derin bir kavrayış olarak bize verdiğinde anlarız ki o derinliklerde bir yerde hayata kök salmanın verdiği sağlamlık da vardır. Müzik, acı çeken kalbin aslında ne kadar güzel bir kalp olduğunu da hatırlatır ve o kalpten ümit kesmemek gerektiğini de. Çöküp kaldığımız o kasvet yüklü zamanlarda kalbimiz müzik sayesinde geçmişe ve geleceğe doğru gerilir. Geride kalana gözyaşı dökerken, geleceğe doğru serin bir bakış da kazanırız. Müziğin güzelliği ve yerli yerinde oluşuyla taşı gediğine koyması ile acının dili olup bizi kahretmesi arasındaki zıtlıktan doğar bir sonraki ana geçebilme cesareti. Evet deriz müziğe bırakırken kendimizi, aslında tam da böyle olmuştu. Ve evet bu an, hayatımın bundan evvelki bütün anlarının toplamı çünkü. Bu kadar derin, bu kadar doğru ve bu kadar güzel güzelliğe duyduğu hasretle…

  

   Çünkü kalbin ve ruhun insana dayattığı bir müzik vardır. Her güzel hareketimizin kaynağı odur. Biz acı çekerden de o müziği duyarız, bu kez daha güçlü bir şekilde. Boğazımızdaki düğüm hiç geçmese de ölüme bakmayı hüzünle öğreniriz.

   

    Kader, hep bir sonraki sessizliktir. 



2 Temmuz 2026 Perşembe

MÜTTEFİK KUVVETLERİ

         




........


Ek serisi batıya gitti trenlerimin

Geceyi tık nefeste kayda geçtik onunla

Çatışmada vurulan ellerimin yerine

Protez konuşmalar seçtik belki onunla

 

Kulağımın dibinde her saat Hiroşima

Çıldırmış çiçeklere kefen biçtik onunla

Mühürlenmiş ruhumda sapsarı karantina

Cümlelerin canını sebil ettik onunla


........


2011

6 Haziran 2026 Cumartesi

"ne de çok yer kaplıyor mesela al pacino"


Fotoğraf Sidney Lumet başyapıtı Serpico (1973) setinden. Biraz bakınca Tehodorakis'in Serpico filmi için yaptığı müzik de duyuluyor.



2 Haziran 2026 Salı

GÖMLEK

 


bu gömlek yağmura susamış gömlek

kan tutar pas tutar bir de kin tutar

beyazın yitirmiş cepte beklemek

bu gömlek kalbimden ağlamak toplar


......


22 Nisan 2026 Çarşamba

GECENİN BEYAZI

     


Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden

Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.

Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden

İtler bile gülecek kimsesizliğimize.

                                                                                          Yolların Sonu

                                                                                          Atsız



Yüzümü yıkadım. Gözlerim yeşil yeşil parladı. “Ne kadar yakışıklıyım.” dedim kendime. Kimsenin görmediği bir yakışıklılık. Gecenin ortasında kendi kendime yakışıklıyım. Sakalsız, uzun saçlı, gözleri güzelce parlayan bir yüz. “Bunu yazsana.” dedi o olmaz olasıca ses. “Bunu da yazsana.” diye ekledim ben de. Yakışıklı oluşunu kimse görmeyecek nasıl olsa, bunu yaz. Seni görüp de sana âşık olacak kimse yok etrafında, bunu yaz. Aynaya baktıkça bir mutluluk, huzur doldu içine, bunu yaz. Hep yazmadın mı zaten? Bunu da yaz! Başka neye yarar bu? Yine fotoğrafını çektin yüzünün ön kameradan ve yine aynadaki gibi güzel çıkmadı. Gittim tekrar baktım aynaya. Kendime güvenim geldi. Kameraya bakmamaya karar verdim. Kanım hızlandı, farkındayım. Bunları yaz. Kendi kendini mutlu ettiğin anlardan birindesin yine, bunu yaz. Bütün bunlar sen yaz diye oluyor. Hayata damlamayan bu parıltılar, bu yaşam parçacıkları bir müddet havada uçuşup yok oluyorlar. Ama yazınca sabitliyorsun. Zapt ediyorsun. Bu tek kişilik hayat sen bunları yazasın diye var. Kendini yaz ve en çok kendine. Hayal gücü kıtlığını kendinle doldur. Hayal kahramanısın kendinin. Bak yazdıkça bir şeye benzemeye başladılar. Derli toplu bir yazı, anlatı, öykü. Şimdi yaşadığın o aynalı anlar mı gerçek bu yazdıkların mı? Yaşadığın yok oldu gitti, hatırlanmazdı yazmasaydın. Yazdın ve artık var. Hep var olacak. O kadar şey kaçırdın ki hayattan, o kadar dışındasın ki sokakların ve her şeyin, yazmasan kim anlayacak yaşadığını? Bunları yaz!


...........


1 Nisan 2026 Çarşamba

ÖNE ÇIKAN HİKÂYE


 


Severek ayrılan nasıl iyileşir

Yazmıştım gugıla Hızır umarak

Yanıtlar çetindi – elde var zehir

Mumlar iyileşir mi ki yanarak?


Çöpleri boşalttım biraz yürüdüm

Her adımda kendimi unutarak

Şarkılar eskidi - tesellisizlik

Yerleşti yüzünü hatırlatarak


.........


30 Mart 2026 Pazartesi

AHLAK NEDİR?

 



Bunun vcd'sini defalarca sorduğum günler ( 22 sene önce) aslında çok güzel günlermiş. Sonra sonra "bilmek'ler" her şeyi zehirledi. Ben artık gülüşü susturulan, düşünürken de "çık buradan!" ihtarıyla orada da kalamayan yarım yamalak bir adam oldum.

17 Şubat 2026 Salı

beni bir kere dövdüler

                   




beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri
geceleyin dövdüler dişlerimi tükürdüm

emirgan’la aramız çok eskiden beri yok
niye ölmedim diye bana bozuluyor
ötekiler şurda burda azar azar gördüğüm
çakıdan bozma itler sustalı birileri
fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
bir vakit omuzlarım tutmadı dişlerimi tükürdüm

boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor
gecenin bir saatinde gizlice kustum
bir böcek yürüyordu boynumdan içeri
burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri
ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı
omzum bir vakit tutmadı dişlemi tükürdüm

fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
hiç kimse o halimde görsün istemiyordum
eczane aramak filan aklımdan geçmedi
sıcak bir şeyler içmek otelde motelde
kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm
dağıtılmış suratımı avuçlarına saklamayı
ağlamayı düşünürdüm kim bilir belki de
bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm

beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm
daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor
büyükdere’de dövdüler emirgân ve birileri
senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm


attila ilhan