Böyledir, zamanı varmış her şeyin
Zamanı çözmüş mü bunu söyleyen?
Mesela karınca Allah’ı bulmuş
Yuvasına taşıdığı şeylerden
......
2009
ve yüzün kelimelerden tanınmaz hale geldiğinde ve Allah seni teslim aldığında.
Böyledir, zamanı varmış her şeyin
Zamanı çözmüş mü bunu söyleyen?
Mesela karınca Allah’ı bulmuş
Yuvasına taşıdığı şeylerden
......
2009
“Daldığı düşten ayılmadan, ılık çayı başına
dikti. Çay buruktu. Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin.”
Denizini Kaybeden Denizci
Yukio Mişima
MELANKOLİK MUTABAKAT
Müzik, eğer iyiyse, tabiatın dili olarak kendini gerçekleştirir. Gökyüzü, mevsimler ya da gün batımı ne kadar gerçekse müzik de o denli gerçek olur bazen. Onlar gerçek şarkılardır, türkülerdir. O anlara bakışımızda içimize dolan huzura eşlik edebildikleri ölçüde güzel ve gerçek olurlar. Huzursuzluğa eşlik edişleri de aynı şekilde güzeldir. Gerçek dilsizdir, gece dilsizdir, güzellik de öyledir. Ve öyle bir müzik duyulur ki, gerçeğin, gecenin ve güzelliğin ötesini görürüz. Artık bunlar o müzikle yan yana gelir ve hiç ayrılmazlar. Durmadan yer değiştirmeleri de böyle başlar. Hangisi daha gerçektir diye sorulur bazen. Müziğin anlattığı mı, gerçek neyse onun anlattığı mı?
Bazen acıdan şöyle kaçarız: müziğin verdiği çapraşık hisse tutunarak. Daha güzel ve estetik bir acı bize iyi gelir. Çünkü müzik acıyı daha derin bir kavrayış olarak bize verdiğinde anlarız ki o derinliklerde bir yerde hayata kök salmanın verdiği sağlamlık da vardır. Müzik, acı çeken kalbin aslında ne kadar güzel bir kalp olduğunu da hatırlatır ve o kalpten ümit kesmemek gerektiğini de. Çöküp kaldığımız o kasvet yüklü zamanlarda kalbimiz müzik sayesinde geçmişe ve geleceğe doğru gerilir. Geride kalana gözyaşı dökerken, geleceğe doğru serin bir bakış da kazanırız. Müziğin güzelliği ve yerli yerinde oluşuyla taşı gediğine koyması ile acının dili olup bizi kahretmesi arasındaki zıtlıktan doğar bir sonraki ana geçebilme cesareti. Evet deriz müziğe bırakırken kendimizi, aslında tam da böyle olmuştu. Ve evet bu an, hayatımın bundan evvelki bütün anlarının toplamı çünkü. Bu kadar derin, bu kadar doğru ve bu kadar güzel güzelliğe duyduğu hasretle…
Çünkü kalbin ve ruhun insana dayattığı bir müzik vardır. Her güzel hareketimizin kaynağı odur. Biz acı çekerden de o müziği duyarız, bu kez daha güçlü bir şekilde. Boğazımızdaki düğüm hiç geçmese de ölüme bakmayı hüzünle öğreniriz.
Kader, hep bir sonraki sessizliktir.
........
Ek serisi batıya
gitti trenlerimin
Geceyi tık nefeste kayda
geçtik onunla
Çatışmada vurulan
ellerimin yerine
Protez konuşmalar
seçtik belki onunla
Kulağımın dibinde her
saat Hiroşima
Çıldırmış çiçeklere
kefen biçtik onunla
Mühürlenmiş ruhumda
sapsarı karantina
Cümlelerin canını
sebil ettik onunla
........
2011
Fotoğraf Sidney Lumet başyapıtı Serpico (1973) setinden. Biraz bakınca Tehodorakis'in Serpico filmi için yaptığı müzik de duyuluyor.

bu gömlek yağmura susamış gömlek
kan tutar pas tutar bir de kin tutar
beyazın yitirmiş cepte beklemek
bu gömlek kalbimden ağlamak toplar
......
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
İtler bile gülecek kimsesizliğimize.
Yolların Sonu
Atsız
Yüzümü yıkadım. Gözlerim yeşil yeşil parladı. “Ne kadar yakışıklıyım.” dedim kendime. Kimsenin görmediği bir yakışıklılık. Gecenin ortasında kendi kendime yakışıklıyım. Sakalsız, uzun saçlı, gözleri güzelce parlayan bir yüz. “Bunu yazsana.” dedi o olmaz olasıca ses. “Bunu da yazsana.” diye ekledim ben de. Yakışıklı oluşunu kimse görmeyecek nasıl olsa, bunu yaz. Seni görüp de sana âşık olacak kimse yok etrafında, bunu yaz. Aynaya baktıkça bir mutluluk, huzur doldu içine, bunu yaz. Hep yazmadın mı zaten? Bunu da yaz! Başka neye yarar bu? Yine fotoğrafını çektin yüzünün ön kameradan ve yine aynadaki gibi güzel çıkmadı. Gittim tekrar baktım aynaya. Kendime güvenim geldi. Kameraya bakmamaya karar verdim. Kanım hızlandı, farkındayım. Bunları yaz. Kendi kendini mutlu ettiğin anlardan birindesin yine, bunu yaz. Bütün bunlar sen yaz diye oluyor. Hayata damlamayan bu parıltılar, bu yaşam parçacıkları bir müddet havada uçuşup yok oluyorlar. Ama yazınca sabitliyorsun. Zapt ediyorsun. Bu tek kişilik hayat sen bunları yazasın diye var. Kendini yaz ve en çok kendine. Hayal gücü kıtlığını kendinle doldur. Hayal kahramanısın kendinin. Bak yazdıkça bir şeye benzemeye başladılar. Derli toplu bir yazı, anlatı, öykü. Şimdi yaşadığın o aynalı anlar mı gerçek bu yazdıkların mı? Yaşadığın yok oldu gitti, hatırlanmazdı yazmasaydın. Yazdın ve artık var. Hep var olacak. O kadar şey kaçırdın ki hayattan, o kadar dışındasın ki sokakların ve her şeyin, yazmasan kim anlayacak yaşadığını? Bunları yaz!
...........
Severek ayrılan nasıl iyileşir
Yazmıştım gugıla Hızır umarak
Yanıtlar çetindi – elde var zehir
Mumlar iyileşir mi ki yanarak?
Çöpleri boşalttım biraz yürüdüm
Her adımda kendimi unutarak
Şarkılar eskidi - tesellisizlik
Yerleşti yüzünü hatırlatarak
.........
Bunun vcd'sini defalarca sorduğum günler ( 22 sene önce) aslında çok güzel günlermiş. Sonra sonra "bilmek'ler" her şeyi zehirledi. Ben artık gülüşü susturulan, düşünürken de "çık buradan!" ihtarıyla orada da kalamayan yarım yamalak bir adam oldum.