8 Eylül 2024 Pazar

uçaklar, uzaklar


 

rüzgarlar bulutları ördü uçaklara hazırladı
o uçaklar gelecek bir sabah saatı
yaz bitiyor bunu ve bir iki şeyi unutmak isteyeceğiz
gökyüzü mavi mi hafif mi susacağız bir süre

yaz uçağı bulut uçağına çarpar sessizce
yaz uçağı buzlu bardaklara ve salıncaklara bakar
meyvelerde bir şeyler birikir yemesek düşüneceğiz
düşünsek bulacağız akşama doğru birlikte
kızım büyüyor ama biraz yavaş mı ne
duraksayıp düşünerek büyüyor sanki uçaklar hızla geçtikçe

ekinlerden, bahçelerden, pantolların içinden
uçakları seyrediyorum yazın sonuna akıyorlar


Ahmet Murat

lal, gül, döl

                   


                                                                    've damarımda akan toprak'

Bir sırrı vaktinden önce saklayıvermişim
Cümle coğrafya ve dahi dağları sıkıntı basmış.
Ben artık sürekli hançerlenirim
İki tiren öpüştü mü kondüktör yanar?

Ah sen bana bakma tiyatrolarımı taşra tertibler
Benim anlattıklarımla biraz heterodoks kaçabilir sevgilim
Yani hükmetsene aksine ki, bir bin yıl sırtımızda
paklanmayacak
Ve Allah'ın İsa isminde bir sevgilisi yok!

Evet bugünlerde biraz siyaset ehli çocuklar olduk
Mesela bundan böyle senin adın Petrus olsun sevgilim
Ki bir ağaca teşekkür etmek için davranıyorum da bazen
Oluk oluk pantalonlar devriliyor kanatlarıma...

Ve şimdi ben sevgilim
Sana beyaz renginde değişik çoraplar temizliyorum
ağlayarak.
Ve lal ve gül ve döl, ' ve damarımda akan toprak'
Ve sonra eczama saplanan o tersinden lunapark
O kült, o hırkalar...

Ah nasıl da lezzetli âsâlar birikiyor kirpiklerimde
Ve kooperatifler boyu gül koklayan beynelmilel Varakalar!


Gidişini başka türlü açıklayamıyorum...

Ah Muhsin Ünlü

bisiklet ve allah

                                       


Pek renkli kazaklar yağmurlu parklar
Geniş otobüs yerleri alçak bina yapıları için!

Ey insanı ve elmayı aynı ipe dizen matematik
Ey çocuğa sütü sıcak içiren anne
Ve yerleştirip iki elimi toprağa yüksek hareketlerle
Vücudumda uyum, alnımda tiner
Ve şimdi senin adınla sevgilim büyük yeminler
Vermemek
Ve Allah'ı bir de anarken fotoğraf çektirmek için
Bir zencinin kaburgasında yıkandığım tay!

Ah sütü memeye taşıyor damar
Zıpkını göğsüne bastırıyor su
Hiç mi çelişmiyor hiç mi Allah'ım
Geceyle Hallac
Matbaayla toprak
Merasimle tuğ?


Ah Muhsin Ünlü


7 Eylül 2024 Cumartesi

yazma ve lanet

                       



Bir hayat seninki de elbet
Benzemiyor ama başka hayatlara.
Bir cümleye dönüşüyor, bir dizeye
İçinde her şey evvela.

Şu gülmen, bu ağlaman
Bırakıvermen, tutunman ya da
Edebiyat oluyor önce
Daha yaşanmadan hayatta.

Gerçek hayat diye bir şey var, duyuyorsun
Bir hayattır seninki de,
Gerçeği mi, tartışılır ama.

İçinde yaşasan da eksik
Dışında yaşasan da.


Ahmet Murat




6 Eylül 2024 Cuma

yaşarken


 

Ağaçların daha bu bahçelerde
Bütün yemişleri dalda sarkıyor;
Umutların mola verdiği yerde
Geceler bir nehir gibi akıyor.

Baksan bir uzaklık var hangi yana,
Hangi eşyaya dönsen boş bir ayna;
Varmak istediğim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkıyor.

Gelmedi gün daha, çalmadı saat,
Daha uçurmuyor beni bu kanat;
Sabırsızlanma, ey kapımdaki at!
Güneş daha gözlerimi yakıyor.



Ahmet Muhip DRANAS

29 Ağustos 2024 Perşembe

ne tuhaf



Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
Kelimelerle yaşamam.
Ağaçtan çok ağaç sözünü
Denizden çok deniz sözünü
Sevmem.
Halbuki bir sabah erken uyanınca
Balkona çıkmak da güzel.

Sabahattin Kudret Aksal

28 Ağustos 2024 Çarşamba

albatros

                                                           



Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
Ürkütücü sularda gemileri izleyen
Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
Güvertelerin üstüne kondukları zaman
Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
Yorgun kürekler gibi sular üstünde kayan.

Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin !
Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece
Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.


Charles Baudelaire

19 Ağustos 2024 Pazartesi

YÜRÜMEK

                                     

 “ LAMBALARA ÇARPIP SERSEMLEYEN BÖCEKLER GİBİ DE HİSSETTİĞİM OLUYOR KENDİMİ → ŞU ANDA → GÖZ GÖZE GELDİĞİMDE: KUDÜS’LE.

FİLİSTİNLİ KARDEŞİM!
FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİM!
BU FOTOĞRAFIN HER MİLİMETRE KARESİNDE VARSINIZ.
SABRIN GÜDÜLEDİĞİ ŞEYİN VARACAĞI SON NOKTA DEVRİM.
DIŞARIYA KAR YAĞIYOR: “ PAROLA NEDİR BUGÜN?”

Nuri Pakdil


......

Kulaklarımıza şu cümleleri akıtacağım. Ama önce bu cümleleri duyabilmek için geri çekilmemiz gerekiyor. Dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe ermeye niyet etmemiz gerekiyor. Bu geri çekilişin içini tercih edilmiş bir yalnızlık tohumuyla güzelleştirmek gerekiyor. Sert bir bilincin her nesneyi bir düşünce zerresi halinde ruhumuza saldırtması gerekiyor. Korkmak ve düşünmek gerekiyor sonra. Bu sözden öte, bir adama bu sözleri söyleten o sıkışmış ve patlamaya hazır zihnin hücrelerini düşünemesek bile hayal etmeye çalışmak gerekiyor. Çünkü kimse kimseyle henüz tanışmamıştır. Tanışmayacağız da!

Aklın ve deliliğin ötesinde bir yerde
Bırakınız cümleyi, kelimeyi, harflere nüfus etmenin gözü pekliği.
Savaşçı. Kendiyle ve dünyayla ve edebiyatla kıran kırana savaşan…
Ve şunu haykırıyor ATEŞ HATTINDA HARF MÜFREZELERİNDE:

“ KONUŞ BİZİMLE!
BİR PANKART AÇ GÖKYÜZÜNDE!
BELALARI TARTMA YETENEĞİNİ ÇOKÇA DOLDUR GÖMLEĞİMİN CEBİNE, ARKADAŞIM GECE!”

....

16 Ağustos 2024 Cuma

ayşenur

 


ellerim az robespierre ellerinden geçtim

sütnine mısır kavuruyordu sobada

dökülmüş saçlarıydı yanıyor sandık

birdenbire uyanmış görmemişti beybabamı

çünkü bahriyeli saçı var yıldızlardan uyanmış

giyerdi bir upuzun entari eski aşkları yazardı

masmavi bir göğe her gün yeniden uyanırdı


gök maviydi camilerin kutru kısa

ve her cuma nedense giyilmiş donları askıda

bir torun birkaç tane torba ederdi bunu bilirdik

arapça seni seviyorum nasıl yazılırdı

cuma sarnıçlarda gezinir cuma esrik yaşayamazdı


üflüyorum bir daha üflüyorum yangın çıkıyor karşıki evde

bunu ayşenura söylüyorum gülüyor kahkahalarla

ilk kez tanıyorum aslında denizlerden geçiyorum onunla

boğulacak mıyım küpeşteme tutunacak mı boğularak mı ölecek

bilmiyorum bildiğim bir sevgi filizlenirse giderek

ayşenurun dudak izleri kanardı resmigeçitlerimde bilmeyerek


aşk yazdım donanmamı geçirdim sularından

piyade okulu ah! şimdi tonlarca savaşa hazır

aşk yazdım pantolonlu buluta benzedim giderek

sordum seni sahi şubat denizlerinde giriyor muydun denize


Levent Sunal




10 Ağustos 2024 Cumartesi

annem

 


Fincanı aldı iki elinin arasına
Bir pazar günü akşamüstü
Dudaklarında hafif bir gülümseme
Öylece oturup kaldı alacakaranlıkta –

Getirdi küçük bir tencereyle
Akşam yemeğini beylerin evinden,
Yattık ve ben düşündüm beylerin
Büyük bir tencereyle yiyeceklerini –

Annemdi, ufak tefek, öldü erkenden,
Erken ölür çamaşırcı kadınlar çünkü,
Titrer ayakları taşıdıkları yükten
Ve ağrır ütü yapmaktan başları –

Dağ isterse işte çamaşırlar
Sinirlerini dinlendirmek için bulutlarla
İşte buhar ve hava değiştirmek isterse
Çamaşırcı kadın için işte çatı –

Görüyorum onu, elinde ütüyle kalakaldı.
İnceydi vücudu kırılacak kadar
Daha da ince oldu kırınca sermaye –
Çalıştırın kafanızı emekçiler –

Boynu kıvrıldı çamaşır yıkamaktan,
Bilemedim ne kadar genç olduğunu,
Temiz önlükler kuşanırdı düşlerinde
Selâmlardı onu postacı o zaman.

Attila Jozsef

mütercim: kemal özer

anne

                                                       


Bütün bir hafta, aralıksız
Annemin görüntüsü geçti gözlerimden
Kolunda ağır çamaşır sepeti
Çatı katına tırmanırken

Ve ben yaramaz, delişmen çocuk
Bağırır, tepinirdim yerimde
Bıraksın da koca sepeti
Çatıya beni taşısın diye

O, söylenmeden, bana bakmadan
Çıkar, sererdi çamaşırları
Göz kamaştıran aklıkta çamaşırlar
Sallanır, döner, hışırdarlardı.

Ağlamak için çok geç şimdi;
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini…



Attila Jozsef

Çeviren : Ataol Behramoğlu




şiir sanatı

                          




Şairim ben; ama şiiri
Kendisi olarak umursamam bile.
Gece ırmağının taşıdığı yıldız
Çirkinleşir göğe tırmanmak isterse.

Zaman damla damla eriyip gitmede
Karnım tok sütüne masalların
Ben gerçek ve elle tutulan bir dünyayla beslenmekteyim
Göğün köpükleridir yükselen üstünde o dünyanın

Girip yıkanasın diyedir kaynak
Orada ürpertili ya da dingin sular
Birbirlerine karışıp sarmaşırlar
Sevimli, akıllı şeyler konuşarak

Birtakım şairler- ırak olsunlar benden-
Tepeden tırnağa çamur içinde
Yalandan bir sarhoşluğun imgelerini kusarak
Yolculuk etmedeler birinci mevki bir esrimede

Meyhaneler de ırak olsun benden
Ben akla giderim ve daha öteye…
Hiçbir şey ruhumu alçaltamaz
Dalkavukluğa, ikiyüzlülüğe…

Sev, ye, uyu, iç: kendine
Ölçü olarak evreni almalısın.
Bizi yoksul ve tutsak kılanlara
Bir zerresini bağışlamam yaşama hakkımın.

Hiçbir uzlaşmaya yanaşmadan
Mutlu olma hakkımı haykırırım
Kızarır yanaklarım tutkudan
Tutuşur ateşler içinde kanım.

Hiç kimse beni susmaya zorlayamaz
Bilimdir bana omuz veren çünkü.
Çağ beni koruyor, onun oğluyum ben
Beni düşünüyor sürerken sabanını köylü.

İşçinin içine doğan şey benim
Mekanik iki hareket arasında
Şu hırpani kılıklı delikanlı
Beni bekliyor sinema kapılarında.

Ve benim yakıcı dizelerimi
Vurmaya kalkıştığında alçaklar
Yola çıkar kardeş tanklar
Gümbürdeyerek şiirlerimi

İnsan çocuk daha, bunu biliyorum
Ama büyümek istiyor, işte bu onun deliliği.
Ebeveynleri sevgi ve akıl
Ona göz kulak olsalar bari…


Attila Jozsef
Çev: A. Behramoğlu


1 Ağustos 2024 Perşembe

YENİLENLERİN TANRISI


.....

Islık çalmayı bilmeyen dudak 

Monitörün kanını emen sinek 

Her gün biraz daha Amerika




 


29 Haziran 2024 Cumartesi

EMANET

                                   





Kır evinin verandasında
Bir rüzgar gülüne rastladım
İnsanmışcasına
Konuşmaya başladım

Rüzgar Gülü
Teoman

.......

Her harfin gölgesi vardır.
Derinlerde bir ses ölür böylece.
Benim karanlık yürüyüşüm dökülür ölü sesimden.gecenin açtığı yaralardan yazılar yazarım.kimse beni benim gibi anlamaz.kimse bunlardan benim anladığımı da anlamaz.ama aşkla yağar güzel yağmur.buna tutunuruz da.

Satır aralarında 72. gece. hepsi de kalbime çizgiler çektiler.ben kendi başıma kaldım.tıpkı bir pişmanlığı sever gibi.durmadan dirilirken bir pişmanlığı tekrar sever gibi… 

2 Haziran 2024 Pazar

O İKİNDİ FERAHLIĞI

                                        

.........


Bulvara bakan çay bahçesinin önünden geçerken Kafka’yı hatırlayacak bir karanlık bilinç de vardı ama beni meşgul etmiyordu o an bu. Kafka ile ilk defa orada karşılaştığım için o günlerde oradan geçerken aklıma gelirdi Kafka. Ama zararsız bir grilik halinde görürdüm onu ve her defasında çay bahçesinin arka kapısına doğru yürüyüp gözden kaybolurdu. Seslensem duymazdı, duysa da yarım bir bakışla bulanık bir tebessüm yollardı. Ben o tebessümde ikimizi ve hayata iliştirdiğimiz beyhude çabaların hiçliğini görürdüm. O kısacık anda o da benim bunları gördüğümü fark ederdi ve saatlerce konuşup yorulacağımız meseleleri o bakışlarda hallederdik. Onun varlığı sevinçlerim için bir denge vazifesi görürdü ve ayaklarım yere basardı biraz. Aslında sevmezdim Franz ya da Kafka’yı. Ama sevmediklerim de sevdiklerim kadar alakadar ederdi beni ve Kafka, olanca kurnazlığıyla -çünkü silik insanlarda bir savunma mekanizması olarak boy veren sinsilik ve kurnazlık onda da fazlasıyla mevcuttu- koyu gri pardesüsünü silik varlığının üniforması gibi gururla taşıyan bu fare, hayallerin birazcık zayıfladığı yarıklardan hayatıma sızardı. Onu dinlemek ölümcül bir rahatlık ve özgürlük de verirdi bana.

........