14 Kasım 2014 Cuma

bölge


                                
Evler ve insanlarla ağaçlar mimarın yaptığı
hepsini görürsün kahvenin penceresinden
yakında öyle yaşlanacağım ki her zaman olduğu gibi
başlayacağım çalışmaya özelliklerimin tarihini.

Fakat doğanın yüzü ılık
dünyanın sonuna kadar.
İlkbahar günleri bulanık anı kokarlar,
el, nefes almayı hızlandırır.
orman bir akademidir barbarların tahrip ettiği,
rüzgarda işitilir
yokedilen kuşların türküsü.

Milyonlarca karahindiba-güneşinin kokusu
sonunda uyanıyorum
dünyaya açıklama gerekmez
Köpek havlar: defolur.
Buraya ayakkabılarınla gelme.

Pentti  Saarikoski


kaçışa gazel

Birçok kere yitirdim denizde kendimi 
Yeni kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarım 
Dilim sevgiyle,acıyla dolu. 
Birçok kere yitirdim denizde kendimi 
Bazı çoçukların kalbinde yitirdiğim gibi.

Kimse yoktur duymasın öpüşürken 
Yüzü olmayan insanların gülümseyişini 
Kimse yoktur dokunurken bir bebeğe unutsun 
Durgun kafataslarını atların.

Çünkü aranır alında güller 
O katı görünüşlü kemiklerin, 
Başka işe yaramaz erkeğin elleri 
Toprağın altındaki köklere benzemekten.

Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi 
Birçok kere yitirdim denizde kendimi. 
Gidiyorum aramaya; suyu bilmeden, 
Beni çürütecek,ışık yüklü ölümleri.

Federico Garcia Lorca

13 Kasım 2014 Perşembe

"eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı bu sen olurdun. bu kez iyileşemeyeceğim." madam woolf'un "dear leonard" diye başlayan intihar mektubundan...


piyanolu ases




Ben piyano çalıyorum sen orada kaç yıl 
Saçlarını at sevmeyi değiştiriyor çünkü 
Ellerini at gözlerini at dudaklarını at yoksa 
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Senin gökyüzün benim gökyüzümden piyanolu
Kirpiklerini at gözlerini öpüyorum çünkü 
Kaşlarını at ağzını at kulaklarını at 
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Ben senin dişlerinle gülüyorum daha ne 
Senin yıldızların her gece Beethoven li
Piyanoyu al seni düşünmeyi tutuyor çünkü 
Ben seni sevdalıyorum sen orada kaç yıl

Salah BİRSEL


bendedir



Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var, dövemez 
havanlar merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.


Necip Fazıl Kısakürek

9 Kasım 2014 Pazar

ÇANTA OLMAK YA DA OLAMAMAK



anday. hiç unutmadığımdır şiir bu.


adam ennio'luk yapmış farkında değil. hatırlattık.



sessizlik





Biz o kadar ağladık ki beraber, 

Gözyaşları doldurdu avucumu şimdilik. 
Şimdilik uzun uzun, bambaşka bir sessizlik 
Yavaşça alçalarak, yavaşça bizi dinler. 

Etrafta kalan sesler kesildi birer birer. 
Hatırlamaz olmuşum, her şey uzakta, silik. 
Yalnız senin vücudun... Ah içte bir içimlik 
Bir su gibi ellerin avucumda serinler. 

Vücudunun gölgesi bak yerde gölgemle bir, 
Yeni bir nefes gibi sessizlik göğsümdedir. 
Sessizlik içerime doluyor yudum yudum. 

Dolu bir yelken gibi göğsümde genişleyiş, 
Ve öyle için için, ve öyle geniş geniş. 
Ben hiç bir şey duymadan, ben yalnız seviyorum.



ziya abi

1001 şey koymuşum ( şiir, müzik, yazı vs) buraya. ama siz tüm bunları bir şeylerden kaçmak için yaptığımı bilemezsiniz.


6 Kasım 2014 Perşembe

çok




tırtıl


Yeryüzünün sahibinin adını anarak çoğalıyor
Azami kırk gün yürüsün bu çağla renginde zamanla
Koysun gördüklerini belleğin simsiyah köşesine
Koşsun  kendi rüzgarını geçen atların ülkesine
Bin nefes versin  ayrılmadan gündüzle gece
İçinde birliği yaşatan yapraklarını emerek
Sallanan saçlarında damıtsın ıslak hevesleri burkarak
Kessin tepelerden inerken şehrin aynasına çarpıp
Çakal seslerine demir seslerine su seslerine karışarak
Toparlan tırtıl kollarımdan karıncalar göçüyor sana
Bin ah işitip öyle varacak yanına kelebek kanatlar
Al beni kıskandır doğmamış çocukları sütlü otları
Çarp bir cin yüzü gibi musallat aynalara

                     Uzak böceklerin  iplerinden doku
İlmek at geç yavaş yavaş  konuşmasına insanlığın
Kireç beyazı alnına hastaların ulaşsın
Yansın su demlenen çay kaşığında kiremit
Kaldırımda kadın kaldırımda erkek kaldırımda yılgınlık  
Canın beyaz demiştin unutuşun kara
Ciltli kitaplar domino taşları kazıyor aklını
Zencefil  kokusuyla baygınsın nasılsa
Dünya döndükçe uzasın tırtılın yolu
Sürsün kem gözlerden ırağa  aynı anda
Hürlüğün dört duvar arasında yanan kağıtla
Durmadan sabır damlar çeşmelerden sarnıçlardan yüzümüzden
Bilmeden söz söylesem  tırtıl yürür tırnaklarımdan içeriye
Bir daha boyana boyana pörsür şehir

Sen tırtıl gibi başkalaştın kurt
Eğlen ve çiziklerinden cumaları ayır
Topla kendini, yürü çarşılara
Ömrünü uzatamayan bir kelebek olmaya
Bu kısa pantolonlu çocuklar bu tene çakılan güneş
Ayıp şeylerden kızaran yüz ve büyükse tırtıl
Namlularını çevirsin vakitsiz derinlerden
Taşrada kaşlar dağların omzunda küllerin altında seni kim harlasın
Tırtıl kendini toplayıp bıraksın aklığa
Bir odanın kapısı çarpıyor diğer tarafa geçiyorsun
Birdenbire her şey kaşla göz  arasında


Adem YAZICI











                                               


sergey yesenin / kandırmak istemem kendimi


Kandırmak istemem kendi kendimi,
Ama sisli yüreğimde hep bir kaygı var.
Bilmiyorum niçin bana, O Yesenin rezili
Bilmiyorum niçin bana, O şarlatan diyorlar.

Ne bir cani ne de bir haydutum ben,
Masumları kurşuna da dizmedim, dizdirmedim.
Yoldan geçenlere durmadan gülümseyen
Bir sokak serserisiyim o kadar.

Sabahtan akşama değin gezinmekteyim
Moskova yollarında muzip ve mağrur,
İnsan sevmeyen başıboş köpekler,
Ayak sesimi işitir işitmez durur.

Kardeşçe başını eğip selamlar beni,
Karşılaştığım her uyuz beygir.
Gönül yoldaşıyım tüm hayvanların.
Hastadır, bir şiir yazarım iyileşir.

İstemiyorum kadınların hoşuna gitmek.
Ahmakça kaygılarla çarpmamalı bu yürek.
Hüznümü boğmak üzre bana katırların
Önüne serpilmeye bir avuç arpa gerek.

Bambaşka bir düzenin kanunuyum ben.
İnsanlara da dostluk duymam, asiyim.
Hazırım en güzel kravatımı hemen
Boynuna takmaya şu sersefil köpeğin.

Ancak böyle düzelir, bulurum keyfimi,
Dağılır içimde sis, bir güneş doğar.
Ve işte bundan bana, O Yesenin rezili
Ve işte bundan bana, O şarlatan diyorlar.



5 Kasım 2014 Çarşamba

85


saçların, bir başka hayatta ne kadar anlamlı olurdu değil mi
birlikte yazardık bütün güzel şarkıların bütün güzel sözlerini
içinden hayat geçerdi:hayat dediysem başımın dönmesini tarif etmek için
başımın dönmesi:bir çocuk, parkta bir salıncaktan aniden düşer gibi
ve maske! ah evet, kırmızı, parlak ve içimizden dışımıza doğru
okyanustan kıyıya, ateşten suya doğru güvenli kara bir parça ve maske!

yani demem şu ki, ben bu yalnız ardıç ağacını en çok senin altmış yaşına
sen altmış yaşında belki hayat azgını, bir incecik kırılganlık olacaksın
çocukların olacak, şiirlerin,kitapların,söylediğin neşideler
uzak bir mutluluk hayal ederek, uzak bir mutluluk, uzak bir sevmeler biçimi

yeniden başlayabilirsem şiire ve hayata, yedeğimde yarısı içilmemiş merlot
yedeğimde hiç bir zaman cesaret edilmemiş bir çılgınlık ormanı saklayacağım
bunu yapacağım, kızların kulesi ve üsküdar – kuzguncuk  arası bana şahitlik edecek
bana: talihsiz bir kaçkın olan, şiir yazan ve durmadan saçlarını düşünen

saçların, bir başka hayatta ne kadar anlamlı olurdu değil mi

ben bir hızır bulurdum ıslıklanmamış, sen bir nota bulurdun hiç birine benzemeyen
sakallarıma aklar düşerdi belki son bahar gelirdi ve unuturduk montlarımızı

buraya geldim!

burada, alfabenin ilk harfi geçilir, kimya bilgisi, marketler,caddeler geçilir
ve bir ateş hayal edilir etrafında dans edilmek için

bir ateş hayal edilir ve laf değiştirilir tükenince cümleler:
sahi sen hiç kanaatin tekke pilavından yemiş miydin be hocam?



İSMAİL KILIÇARSLAN


aşkımızın meyvesi.



belki bunu severdim. ama sevdim gene de...


"o bahârın bu işte ferdâsı:"