15 Ocak 2015 Perşembe

DUDAĞINI KEMİRMEK

                       
Hakikat diye bir şey belki yok hayatta. Ama kelime o kadar güzel ki varmış gibi sanki hakikat diye bir şey arada bir tutunuyoruz bu kelimeye. Tutunuyoruz ve düzeliyoruz ve düzeltiyoruz ve sırtımızı bu kelimenin ya da hakikatin kendisine dayayıp şarj oluyoruz. Allah ile bir olup sıfırdan yaşamaya koyulurcasına bir şeyler oluyoruz. Daha güçlü yok oluyoruz böylelikle. Hakikatin ya da hakikat kelimesinin darmaduman ettiği hayallerimiz için itina ile mezarlık arıyoruz.

Hayallerin de gömüldüğü bir mezar!

Nerededir?


Seni bir hayalden tanıyordum

Bu geldi buraya kondu
Bundan sonrasından emin değilim
Önce bu dizeye bakarım. Ayşe Sevim’in dizelerine benziyor kabul. Bakacağız. Kendimize benzetebilecek miyiz bunu?
Yumuşak. Dua eden kadınlar misali.
Pencere kenarlarından damlayan kış gibi.
Ekmek kırıntıları ve bebeklerin kaşıkları ve mendil gibi.

Dua eden kadınlar misali

Sonra bu kendiliğinden yerleşti. İkinci dize olabilir mi? Bakacağız.
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün
Bu daha iyi oldu sanki. Ama gene de eğer bu şiir olacaksa sahtekârlıkla malul olacak ve benim şiirim olmayacak. Benim birkaç tane benim şiirim olmayan şiirim var. Olursa bu da onlardan olacak. Sonra ben onu bir uykusuzluk hatırası olarak saklayıp kendime kimseye göstermeyeceğim.

Seni bir hayalden tanıyordum
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün

Şimdi içten içe hece ölçüsün adımlarını müziğini duyabiliyorum. İçerde sesler artar kulak bunu duymaz ama kalp hisseder.
Kalp midir o?
Bakacağız.

Seni bir hayalden tanıyordum
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün

Olmayacak. Olsa olsa şiire dair bir yazı çıkacak buradan belli oldu. Şiirde çalışmaya, şiir çalışmaya karşıyım. Olursa olur, olmamışsa olmayacak demektir. Bende böyle bu işler. 5 dakikada anlarım olmayacağını. Olacak olan taşar, fışkırır zaten benden. Şiiri otomatiğe bağlayan yalancı şairlere özenmenin manası yok. Hissetmediğini yazmanın manası yok.

Kelimeler tarafından ağzı burnu kırılmış biriyim zaten son günlerde. Daha fazla zorlamanın gereği yok.  Ama buradan kelimelerin verdiği ölümcül yorgunluklar hakkında bir söylev de çıkar. Bunu kolaylıkla yapabilirim de. Ama yorgunluğum şimdi buna da el vermiyor.

Ama bir dakika. Şimdi bir şeyler duymaya başladım. Hayır şiirle ilgili değil.

Yazmanın, aşık olduğu zamanlara aşık olmanın ve uykusuzlukların dehşetine dair bir rüzgar patlayacak gibi oldu. Anahtar şu:

Aşık olduğu zamanlara aşık olmanın…

Onlarca kırmızı şemsiye açıldı şimdi eski zaman göklerinde. Köklerinde. Bakın köklerinde nasıl geliyor hemen nöbete. Buradan bir fırtına koparabilir miyim? Bakacağız.

YAZMANIN
AŞIK OLDUĞUM ZAMANLARA AŞIK OLMANIN
UYKUSUZLUĞUN DEHŞETİNE DAİR

Dalgınlık dehşet verici bir haldir
Korkunç bir dalgınlıkla tüketilen bir ömürdür benim kör kelimelerim
Benim – huzursuzluk burada devreye girer. Huzursuzsan ve kendini bir türlü kandıramıyorsan yazamazsın. Bir şey baskı yapar sana. Okuldaki aşçı bile olabilir bu ayaklarının üşümesi de olabilir kendini bir bok zanneden bir memur da olabilir. Aslında en büyük baskı bu yazma işinin doğasındaki saçmalıktır. Sanki annen ya da baban “artık uyu, yavan yumru şeylerle uğraşma” demişlerdir yıllar öncesinden şimdiye…

Hemen PİNK FLOYD- CONVERTABLY NUMB açılır. Bu şarkıda pek çok yalan ve hakikat gizli. Sürükler. Sözlerini hiç merak etmedim. Kim bilir ne demekte? Ama benim ne anladığım mühim.






Hakikat diye bir şey belki yok hayatta. Ama kelime o kadar güzel ki varmış gibi sanki hakikat diye bir şey arada bir tutunuyoruz bu kelimeye. Tutunuyoruz ve düzeliyoruz ve düzeltiyoruz ve sırtımızı bu kelimenin ya da hakikatin kendisine dayayıp şarj oluyoruz. Allah ile bir olup sıfırdan yaşamaya koyulurcasına bir şeyler oluyoruz. Daha güçlü yok oluyoruz böylelikle. Hakikatin ya da hakikat kelimesinin darmaduman ettiği hayallerimiz için itina ile mezarlık arıyoruz.

Hayallerin de gömüldüğü bir mezar!

Nerededir?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder