30 Nisan 2015 Perşembe

YOKLUĞUN KALBİNDE



Dün eski sınıfıma girdim. Sınıf da eskiyor ben gibi. Bakışlarım gibi. Böyle saçma hüzünler ancak beni bulur zaten. Şimdi yazıya heyecanla hazırlarken parmaklarımı klavyeyi bulutları birden korktum ki yazı uçacak başım zonklayacak ben biteceğim pilim.

En son ne zaman yazdım? 2,5 ay olmuştur. Sık sık “çoktandır yazı yazmadım, yazı niyetine başladıklarım şiir olup çıktı” diye düşünüyordum. Bu düşünce midir? Aklıma düşen her şey düşünce midir?

Adamlar “geçmiş günler gelecek” demişler X Men filminin sonuncusuna. Ne güzel. Ne dolu. Ne çapraşık. Prizma. Ne güzeldi Paul AUSTER okuduğum sonbahar. Ben mutluydum ve farkında değildim diyorum. Ben daha büyük bir mutluluğu beklerken kendimi mutsuz sanıyormuşum meğer diyorum. Eve dönüyorum yeşiller parlarken. Evde uykular buluyorum ölüm kokan. Gözlerin duvarlara gerili bazı şarkılarda yanıyor diyorum. Şiir çok güzel diyorsunuz ölüyorum diyorum. Ölüyorum diyorum şiir çok güzel diyorsunuz. Parmaklarımın telaşından başka ne var diyorum soru zannediyorsunuz.

Ellerim yaşıyor doğru ben şüpheli. Cümleleri geçip geçip imgeye şiire çıkan yollar var. Cümleyi küçümseyen ama sağlam bir cümlenin aklına da ihtiyaç duyan. Sınıfa girdim ama çok da duramadım. Mutluymuşum ve nankör. Şimdi al bu mutsuzluğu da kullan Allah’ın belası sesleriyle merdivenler merdivenler…

Sesin içinde. Orada yaşamak. Kıblemiz ses. Ses bizi yönetiyor. Sesi günü dolduruyor. Şimdi kendime acılar çektiriyorum. Büyük Türk Şiiri için mi? İstemesem de öyle. Ezilen kemiklerimi etimi beynimi onun harcına…

Sınıfta hayaletler dolanıyordu. O zamanlar “mutluluk da bu muymuş daha esaslısı olmalı”larla yok ettiğim zamanlar manzaralar. Sakın ama o soruyu sorma. Bir kere sorarsan varlığın bile tartışmaya açık.

Ve fakat yalana dokunma. Güzel yalanlara dokunma yazıya dokunma şiire dokunma. Şarkıya dokunma. Geçmiş günler gelecek dokunma. Her şey şok güzel olacak. Güzelliği alt ettiğinde her şey çok güzel olacak. Başka bir güzellik fışkıracak toprağından. Yalan mı? Olsun dokunma.

Güzel günler var mıydı? Belki yoktu da. Belki vardı ama düşününce yok oluyordu ve belki yoktu da hissedince var oluyordu. Şimdi nereye gittiler? “şu batan güneş nereye gider?”

Ben her şiirimin içine bir yaz resmi koydum.
Ben her şiirimin içine Akdeniz’e açılan odalar koydum kapılar.
Her şiirimin içinde bir gerilim var ki o yaz günlerinden kalan ancak öyle yazabiliyorum.
Ben her şiirime başladığımda uçaklar gökyüzü cam kenarları dağlar bulutlar ve içi boşalmış ama sıcak bir deniz var aklımda.
(Akdeniz özel bir isimmiş.)
Şiirimin içinde bitmeyen bir gerginlik var ki ancak ölünüyor.
Ancak doğuyor o nankör o şerefsiz şiir bu yarılmadan!
Ben her şiirimin içine o şarkıları o sesi o yolculuğu o eski güneşi o yaz denizlerini ve dudaklarını koymasam
Kandan sesler çıkaran mevsimi
Nalbantlığımı
Kadınlığını

Güzel günler ne demek?
Güzel günler var mıydı?

Sınıfa girdim ve üç yıl önce
Ve 2,5 yıl önce
“Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin”
Ve zulüm dikenli ağaçlarıyla beni keşfettiğinde

Allah kahretsin yaa! Gene şiire kayacak bu aşağılık sanat!

Gün ne?!
Güzel ne?!
Ben kimim?!
Neye iliştirdim kendimi?!
Kimdik biz?!
Adi felsefe!

Sen şarkılar dinlerdin ben sen bestelemişsin gibi
Sen yazılar yazardın ben kendim yazmışım gibi
Hayallerim çürürdü ama sen gelecekmişsin gibi
Sen cümleler kurardın bana bakıyor gibi
Ben seni beklerdim ama sen beni bekliyormuşsun gibi

Birbirimize akardık aşk sanki varmış gibi

Güzel günler var mıydı?
Güzelliğin boyadığı günler gözüme güzel mi göründü?
Aktı mı makyaj?
Her şey çirkindi de güzellik makyaj mıydı?
Kaç kişiydik?
Kimimiz öldü?

Nedir güzel?
Güzellik doğal çirkin hormon mu?
Ya da tersi mi?

Güzel günler var mıydı?!

Şimdi bir yazıyı düzeltmekten ve daha pek çok şeyi düzelttiğini sanmaktan….

Güzel günler var mıydı?




1. bölümün sonu.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder