11 Haziran 2019 Salı

YUNUS BEN BU DÜNYAYA NİYE GELDİM?





Sararan benzimiz sana armağan
Kurumuş bahçeler senin yetimin
Yalnızdık bir derviş boğuldu bizde
Yine de günahı yok ellerimizin

..............

29 Mayıs 2019 Çarşamba

ne ileri ne geri



Ne ileri, ne geri;
Kimlerin var haberi
Benim sonsuz dünyamdan?
Belki sabahtan beri
Ve belki de akşamdan,
Bakıyorum bir camdan,
Renk renk billur ehramdan,
Haberim yok, rüyamdan,
Ne geri, ne ileri!

İskemle düşmüş, bırak,
Açma, çalsın çıngırak!
Geçen trenlere bak;
Rüyada bir kabartma.
Onlar gidiyor ama,
Kalıyor dumanları.
Tirenler götürüyor,
Kendi gölgelerinden
Kaçışan insanları.
Tirenler götürüyor,
Dağdan dağa sürüyor,
Kendi gölgelerinden,
Başsız gövdelerinden
Kaçışan insanları...
Ve rüzgâr üfürüyor,
Geride dumanları.
Ve rüzgâr üfürüyor,
Kaynaşan ummanları.

Vaz geç onlardan vaz geç!
İstediğim bu değil;
Ve o değil, şu değil.
Eğil, ruhuma eğil!
Bin hayal içinden geç
Ve benim hülyamı seç!

Bak, şu ağaçlı yola,
Bize doğru geliyor.
Orda üç kız kol kola,
Bize doğru geliyor.
Kömür tozundan ince,
Su gibi şeffaf gece,
Doldurmuş yüzlerini,
Silmiş pürüzlerini.
Kalmamış, Meryem gibi
Yüzlerinde kırışık;
Ve o Bâkirem gibi,
Yüzleri birer ışık,
Vücutları bir âhenk.
Öyle hafif ki, onlar,
Elimizi uzatsak,
Havayı kımıldatsak,
Üçü de titreyecek,
Bir âhenk gibi ürkek,
Havada eriyecek.

Başka ses, ayrı biçim,
Ne de istiyor içim,
Kapının kenarına,
Parmaklık duvarına,
Bir genç aşık otursun.
Tel tel sazını kursun,
Karanlıkta başbaşa,
Gömsün başını taşa.
Ve derin, sıcak, uzun
Şarkısını okusun.

Tirenler gitmeseydi.
Yolda gezen kızları,
Rüzgâr eritmeseydi.
Döşekler yalnızları,
Dürtmese, itmeseydi.
Şarkılar bitmeseydi.

Bu çözülmez bilmece;
Hep sayı, harf ve hece...
Peçe üstünde peçe...
Böyle aynı noktanın
Üstünde saatlerce,
Benliğime eğilsem,
Sabah, akşam ve gece,
Ortasında odanın,
Karanlıkla çevrilsem,
Bir çözülmez bilmece;
Hep sayı, harf ve hece...
İçinden bu kafanın,
Fâni dünyayı silsem.
Dünyalar nice nice;
Yavaşça ölebilsem,
Yeni baştan dirilsem,
Duysam, görsem ve bilsem!
Ne ileri, ne geri,
Ne geri, ne ileri!..



1934

24 Mayıs 2019 Cuma

cummings reis


cennetler varsa eğer (tek başına) edinecektir annem
birini. Bir hercai menekşe cenneti değil bu,
kırılgan bir inciçiçeği cenneti de değil ama
bir kızılkarası güller cenneti olacaktır o

20 Mayıs 2019 Pazartesi

yıkandıkça azgınlaşan bir ateş gibi


Adını doğruyorum. Bir yalnızlığı doğrar gibi doğruyorum adını
Yatılı bir okulun bahçesinde.  Hüzne ve acıya boşalan
Gizli işsizliklere. Yapraklara ve öğretmenlere dokunmadan. Korkuluklara.
Sessiz ve tenha adımlarla. Gizliliklere ve gizlenmeğe alışarak.
Adını soyuyorum. Bu kenti dize getirmek için.
Bu kenti ve her şeyi. Soyuyorum adını. Geriye bir kimsesizliğin kalıyor.
Onu alıp yüzüme gözüme sürüyorum. Kalbime.
Hiç uğrak vermeyen kalbime.  
Adını kesiyorum. Yalaz bir bıçakla.
Ustura ağızlı bir Hartlap bıçağı. Maraş yapısı. Bazen Diyarbakır’da rastlanır gölgesine.
Adını kesiyorum. Bir yalnızlık doğuyor ötgür.
Ötgür bir gece yaşıyorum.
Bir yasağı bütün hıncımla boğuyorum. Yanlış bir devletin yasağını.
Yerin altına girdiğimizde. Yeri üstümüze çektiğimizde.
Yaklaşsın annemiz uzak sesiyle.
Derimin tehlikelerine dokunuyorsun işte.
Bir ağaç büyüyor. Gür. Bir kuş ötüyor. Öt
Ötgür bir gece yaşıyorum.
Bu kentin ortasındasın. Şımartılmış otomobillerin arasında
Gözlerinle bir çıkış yolu arıyorsun
Oysa ben senin direnişini bilirim
Yıkandıkça azgınlaşan bir alev gibidir.
Bilirim. Vakitlerden bir kan vaktidir.
Bir yenilgi haberi kamçılanan sulardan.


Diyorum bu kentin ipleri kimin elinde.
Diyorsun elleri olmayanların elinde.
Diyorum ağaçlar neden büyütür acıyı. Sanki neden.
Diyorsun hiç savaş sağlanır mı savaş vermeden.
Diyorum balkonlara gerili ipler
Hangi ölümün çamaşırlarını bekler.
Diyorsun bu kentin bir yüzü sulara dönük
Bir yüzü bize
Bu kenti her gece ay emzirmese
Sulara kapılıp gideriz ay emzirmese
Bir mızrak gibi geçiyoruz geceden
Sulara kapılsak nolur geceden


Yankımızı tutsak. Duvarlara çarpa çarpa büyüyen.
Tutsak “tutsak “ özgürlüğümüzü. Duvarlara çarpa çarpa büyüyen
Birbirimizi tutsak. Birbirimize tutsak olsak.
Bir köye ilk kez birlikte gitsek.
Saçların saçlarıma karışsa yüzün yüzüme
Bir çocuk defterini düşürmese. Hayatın kaçağı.
Evler üstümüze üstümüze ürümese. İnsanlar.
Çıkarsak ülkemizin tarihinden bir yanlışı.
Tarihî bir yanlışı. Geriye kalan nedir.
“Batı notları” ve mavi bir gecenin barışı


Bir ağıtı büyütüyorum. Ağıtla yıkanmış bir geceyi (büyütüyorum.
Bütün geceleri büyütüyorum.  Ağıt yakmak ulusuma (vergidir.


Bütün ağıtları yakıyorum.
Yeni ağıtlar doğuyor küllerinden.
Adın kalbimde kanıyor.




Alaeddin Özdenören
                



12 Mayıs 2019 Pazar

pir sultan abdal


Bir güzelin aşığıyım erenler
Onun için taşa tutar el beni
Gündüz hayalimde gece düşümde
Kumdan kuma savuruyor yel beni
Al gül olsam al gerdana takılsam
Kemer olsam ince bele sarılsam
Köle olsam pazarlarda satılsam
Yarim deyi al sinene sar beni
Abdal Pir Sultan'ım gamzeler oktur
Hezaran sinemde yaralar çoktur
Benim senden özge sevdiğim yoktur
İnanmazsan git Allah'a sor beni

22 Nisan 2019 Pazartesi

MESNEVİ OKUYUP SİGARA İÇEN MÜTESETTİR KIZLAR BENİ NEDEN SEVMEZLER ERKAN?



Hâlbuki ben bu halde bile caizim onların hançerlerine
Bu halde bile boğulmadım boğdurulmadım
Eski tüfeklerden adım geçer de dönüp bakmazlarmış
Ateş olsun almazlarmış kırmızısı uçuvermiş dudaklarına
İstemedim tek buse ne nazda ne hazda gözüm var
Medrese cesetlerine nazır masallarda yıllar önce
Sene 99 ben İstanbul acemisi yıllar önce
İnmişim trenlerden adım yakama ilikli
Mustafa Kutlu’dan çıkmışım vermişim şiirlerimi
Talebeyim ama talip değilim ne yeşile ne ala
Yalnız şiir kartalların soyundan ama toy bir ağrı
Seğirtmedim bir güzele
99
Divan yolu tarihten başını uzatmış bir kuğu yansıması
Hava sıcak terim taze
İstanbul işte önce güzel sonra güzel sonra manidar
Ulan beni buraya alırlar mı telaşıyla Çorlulu Ali’de
Ama herkes biliyor sanki şairim ya!
Ne demek efendim burası sizler için
Buyurun tabi burası beceriksiz İslamcıların hatıralarını dinlendirmesi için
Burası gökyüzünün altında no mahrem barış çubukları için
Burası postmoderne ayna tutmak için şairler kız ayarlasın için
Şööle iç geçirsinler afallatsınlar kendilerinden kaçarken şiirlere tutulanları

O zamanlar Kanuni yeni sakal bırakmıştı halk farkında
Kanım bir uykuyu köpürtüyor ya nadasa bırakmışım mısralarımı
Masalara mekik dokuyan gözlerim bir kıza bir oğlana takıldı
Masada “Üç İstanbul”  oğlak yayınları kızda nargile
Mesnevi okuyan bir kız mı bilmem
Ama benim taşrada okuyan hayallerim ezbere almış bu manzarayı
Ben sanki dokunmuşum bilmem kaç sene sonraki serencama
Özenti deme Erkan biraz daha fazlası
Nargilesiz de olur kabul ama daha da fazlası
Çorlulu olmasa da olur ama daha fazlası

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar kiminle evlenir Erkan?
Mavi Marmara’dan galip dönen İslamcılarla mı?
Sakalları yüzüne nur katmışlarla yakışıklı mı?
Risale-i nur talebeleri değil Erkan olur mu?
Bak ben severim onları da onların evliliğini de
Onların yumuşacık Müslümanlıklarında semirttikleri saadetlerini de
Ben severim onların nefes alırcasına girdikleri sevapları da
Ben elbette severim nisa taifesinin pıtır pıtır çiçek açmasını
Dindar kocalarının kollarında
Ben niye sevmeyeyim Erkan evveli çile ahiri konfor olan Müslümanlığı
Ben niye beğenmeyeyim Rumeysa Nur ve Bilal’i çocukları Taha’yı
Öyle şey mi olur Erkan niye yüzüm ekşisin İsrail’i lanet mitinglerinde
4X4’lerde Filistin bayrağı bana neden vermesin gaza sevinci
İftarda Cola Turca içen kardeşlerim yıkacak bir gün İsrail’i
Kalbim mühürlendiyse o benim iman eksikliğim
Yoksa Numan Kurtulmuş iyi adam
Sen de kızma artık Başakşehir ümmetine

Mesnevi okuyan mütesettir güzel sigara içen kızlar kime aşık olur Erkan?
Esmer yüzleri cool bakarken delikanlıların
Hayatın tam içinden fırlayan tam pratik tam yerinde
Yani şiiri kullanacağı yeri iyi bilen
Biraz monna biraz rosa yani aşkı nasıl servis edeceğini iyi bilen
Kitaplarda saklı yaralar gibiyken o kızların yüzleri
Sadra şifa şeylerden güneşin gördüğü şeylerden bahseden
Aşkı 12den vurup o yüzleri yere seren
Onlara mı onlar çok onlar adisyonlara incelikler indiren
Onlar beni daha da ben seni daha da sen yapan
Deli olmadığımızı ikna için bizlere tetik düşürten
Öğrenemedik Erkan kalbin bu işlerle alakası olmadığını
Kalbin de var yeri ve zamanı olduğunu
Kalbin zamanında 7/24 ün çok fazlalığını

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevmez Erkan?
Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevemez Erkan?
Geceleri hepsi benim sevgilimken gündüzün bozgunu ne o zaman
Aşk ayrı hayat ayrıysa kaldık bu yakada o zaman
Şairlerin gerçekten varlığına kimleri ikna etsek Erkan
Bizi gömdükleri şiirlerden hortlasak da korkutsak mı o zaman
İlham denen orospuyla arayı açsak mı bir zaman
Çok yorgun bir estetiğe kurban aramak değil
İsmet Özel’i seven bir kız tanıdım Erkan
Manyak mısın oğlum bu kadarı yeter mi dersen
O kadarı çok bile gerisi bonus Erkan

Yanlış kurulmuş bir soruya aşkı ihale mi ettik Erkan?
Aşk yanlış kurulmuş bir hayalse
Soruyu siktir et o zaman



Kitap-lık, Haziran 2011
Fena shf: 18,19,20

21 Nisan 2019 Pazar

irençberler hoşça tutun öküzü / pir sultan abdal


Dağdan kütür kütür hezen indirir
İndirir de ateşlerde yandırır
Her evin devleğin öküz döndürür
İrençberler hoşça tutun öküzü
Öküzün damını alçacık yapın
Yaş koman altına kuruluk sepin
Koşumdan koşuma gözlerin öpün
İrençberler hoşça tutun öküzü
Abdal Pir Sultan'ım kaynar coşunca
Tekne hamur kalmaz ekmek pişince
Adem at öküzün çifte koşunca
İrençberler hoşça tutun öküzü.

18 Nisan 2019 Perşembe

terleyen'e


senin baktığın tez olsun, sen aşkını belirleyen
kış ortasında her şeyden yanar gibi terleyen

andın gizli kapaklı kaç yüzyıldır sürüyor
gizlisin güçlüsün, kar altında bahar gibi terleyen

aşkın derin sularda batmış bir geminin anısıdır
uzak doğudan, kanlı sudan, çölden döner gibi terleyen

hüseyinin hasanın ateşini bir humma gibi duyup
bir çöl susuzluğunu ve aşkı anar gibi terleyen

sarardın kaç yazlar geçti bütün olanların üstünden,sen
dorukta terleyen deniz dibinde bir fener gibi terleyen

terledin, aşkın sularla su gibi aktı ama tükenmedi
ey ölümsüz utku, ey yaban atlara biner gibi terleyen

kim bakar çeltiklere kim bakar küçük çocuklara, sen
olmasan. her damarından teker teker kanar gibi terleyen

yeni insan sensin, eski kanların her şeye alışık çünkü
kırık bir basamaklı bir merdivenden iner gibi terleyen

Turgut Uyar

13 Nisan 2019 Cumartesi

GÜZEL SÖZLER





........

Benim annem dinmeyen bir yağmur göklerdeki babamızdan
Kendime bir rüya bulamadımsa da eksilmedi güzelliğim
Kulaklarım hep aynı hikâyenin uğultusunda
Size zarflar kuşlar kahvaltılar ayarlayan sabah benim gözümü almıyor
Zarflarınız sarı lekeler taşıyor kâğıtlarıma
Sizi el ele görsem bundan bir şiir çıkarırım o ne güzel bıçaktır
Bilseniz çolak bir tanrının hatırasısınız en fazla
Bilseniz kendini kandırma sanatında cennetlik olduğumu
Sizleri toplu fotoğraflarda alkışlayan hayat
Çok teşekkür eden tatlı dilinizin rengârenk çiçekleri
Kül tablasından fazlası etmiyor dua saatlerinde
Ben o tan yerinin kızıllığından başlıyorum ağrımaya
Dilime perçin vuruyor dinmeyen barbarlığım
Hiç çünkü üstüme alınmadım bunları sessiz ölümümde


Bir ayakkabı tamircisinin namusuna kafa yoruyorum ezan okunduğunda
Kiremitleri yağmura çağıran şehir akşamlarındasın
Gelmeyen bir mektuba âşık oluyorum zift tutuyorum
Kelimelerin çalışkanlığı yağmalıyor odalarımı
Buğdaylara bakan gözlerini sarartan açlık yakama yapışıyor
Tozunu aldığın biblo hayatın mı iyi bak
Dalgınlığın sığar mı gazetelere
Tebessümün yaralarını saklıyor mu bildiklerinden
Senin de babama benziyor Müslümanlığın
Senin de Beyrut’u özlüyordur incinmişliğin
.......

11 Nisan 2019 Perşembe

KIŞIN SUSTURDUĞU SOKAK



.......................................................................

MAHALLENİN EN ÇİRKİN KIZINA


  Kar yağmaya başlayınca yazmaya niyet ettim.  Birkaç defa kesilip tekrar başladı kar yağışı… Şimdi yağıyor ve hava çok soğuk.  Sırf ileride bugünü hatırlamak için yazıyorum. Hiçbir hususiyeti olmayan, karnımı doyurduğum için midemin bulanıp başımın ağrımadığı soğuk bir şubat günü işte. Yazsam da ne uzalır, ne kısalır. Kara güvenip yazmaya başladık ya, kar yağmayıverdi.  Havada uçuşan beyaz tanecikler… diye yazılırdı bu kar yazısı.  Ama romantizm öldü, dil tükendi. Eski eşyaları ve giysileri karıştırmanın âlemi yok.  Evet ve kar yeniden yağmaya başladı. Rüzgâr savurup duruyor YENİ karları.  Kaçıncı kar bu? Her yer beyaz ve avunmaya meyilli ruhum kar yağdıkça sükunete eriyor.  Sessizlik ve kar arasındaki ilişkiye hafızamdan piyano sesleri katıyorum. Liszt hususen… Sobayı karıştırdım. Köyde ve sınıftayım. Kırk dakika sonra minibüs gelir, şehir gelir.

  K.  köyünü 2 km uzaktan görünce bu yazı canlandı parmak uçlarımda. Öykü de olabilir. Doğrusu karlar içindeki bu gri köy sise bulanmıştı ve sislerin sebebi benmişim gibi geldi. Sonra köyün hala 2002 yılını yaşadığını ve köyün kendini 2002 yılında unuttuğunu düşündüm. Gördüğüm köy sanki gerçek değildi de hayalimden göl kenarına üç-beş ev serpiştirivermişim gibi geldi.
  
 Akşam oluyordu. Her manada, tüm düz, yan ve derin anlamlarıyla akşam oluyordu. Bir başkasının köyüydü benim için ve haritadan bir noktadan öteye geçmemişti o akşama dek… Görünce onun 2 yıl boyunca bu köye gelip gittiğini düşündüm.  Ama heyecanlanmadan, kamaşmadan, hissiyat terörüne boyun eğmeden… Onun resmini köyün fonuna yerleştiremedim bir türlü. Buna çaba gösterdiğimi de sanmıyorum. Yolculuk sonlarının gri göğünde kartal gibi dolanan akşamlarımdan birindeydim. Yokluğun nabız gibi, yalanın varlık gibi olduğu bir andı sadece… Göl duman dolu bir boşluktu.  Bacalardan çıkan dumanlar belki kullanılırlar diye eve kadar geldiler.

  Sonra hatıralarımda birinin üşüdüğünü düşündüm.

  Hatırladıkça onun hala o köyde, o yılda çok güzel üşüdüğünü düşündüm.




27 Mart 2019 Çarşamba

SÜLEYMAN UNUTMAZ’A SORULANLARDIR





-         Hayran olduğunuz biri var mı? Taklid ettiğiniz biri var mı? Öldürmek istediğiniz biri var mı? Bunlar kimler?
-         Şiirin kıymet hükmü sizce nedir?
-         Yakın durmak zorunda olduğunuz bir şeyler muhakkak vardır. Yakın duramadığınız fakat durmak istediğiniz bir şeyden bahsedebilir misiniz?
-         Şırıl şırıl mı? Kıtır kıtır mı? Yumul yumul mu?
-         İnsanın durduğu yer mi, göründüğü yer mi?
-         Orijinal şiir mi? Şahsiyetli şiir mi? Neden?
-         Üç kelime söyler misiniz bize, size dair olduğunu düşündüğünüz?


- Başka bir Süleyman Unutmaz’a hayranım. Zaman zaman onu görebiliyorum. Benden daha yakışıklı, daha mütebessim, daha canlı. 12 tane kitap yazmış, şiir, roman, hikaye, deneme… Dostları çok ve sık sık onlarla buluşuyor. Güzel bir kızı var, hatta iki. Benim gibi karanlık biri değil ya da karanlık olduğunu çoktaaan unutmuş. Eşyaların, saatlerin ve kendinin içinde boğulmamış. Benim A planımı yaşayan bir Süleyman Unutmaz. Onu da öldürmek istiyorum ama…

Büyük Türk Şiiri’nin ruhunu taklit ediyorumdur belki, belki yaşayamadığım kelimeleri taklit ediyorumdur, belki bir şairi, var mı yok mu belli olmayan bir şairi taklit ediyorumdur. Şiir yazarkeni kast ediyorsanız  cevap budur. Hayatımda diyorsanız yine cevap budur.

Beni sevmeyen kadınları öldürmek istiyorum. Şiir yazarak da öldürüyorum zaten.

- Şiir benim sahip olduğum ve bana sahip olan tek “şey”. Burada “şey” demek ne kadar doğru acaba? Şiir yazarak insanlarla konuştuğumu zannediyorum. Bu zan bana hep hayalini kurduğum kalabalıklara büyük konuşmalar yapma isteğimi az da olsa gideriyor. “Kendini ifade etmek” diye bir klişe var. Bunu yapıyorum çünkü konuşarak bunu yapmak mümkün değil. Şiir deliliğini saklama ya da dindirme imkanı veriyor. Benim konuşma dilim şiir. Hayatta kalma çabam. İntikam alma metodum. Silahım olduğunu bilmenin hazzı. Şiir yazmayı bilmek diye bir şey yok aslında. Mucize burada: “Bilmediğin” bir işi her defasında o işin acemisi olarak başlayıp “usta”sı olarak bitiriyorsun. Ne yapacağını ne yazacağını bilmiyorsun ama sonunda yapabiliyorsun. Hayret ve şükür sebebidir bu.  Şiir yazamasaydım kendimi asardım.

- Yakın durmak istediğim bir şey yok.

- Gürül gürül.

- Durduğu yer. Durduğun yeri saklamak için görünmek zorunda kalabiliyorsun. Göründüğün yer senin ıslah edildiğin yerdir, boyun eğdiğin yerdir. Durduğun yeri kaybetmeden görünebiliyorsan en güzeli budur.

- Orijinal şiir zaten şahsiyetli şiirdir. Şiir şahsiyetinden sağlam bir damga taşır. Sağlam şiir, taş gibi şiir, ölümcül şiir budur. Piyasa, içi geçmiş, baygın ve vıcık vıcık bir hüznün sözde şiirleriyle dolu. Kötü şairler şahsiyetli şiir yazamazlar, kendilerinden önce yazılmış şahsiyetli şiirleri taklit etmeye çalışırlar.  Böyle yaparak şair olduklarını sanırlar. Ama kötü kopyalar halinde dolanırlar ortalıkta. Onları bu yüzden okumuyoruz.

- Beklemek, unutmamak, kelimeler…

Tuem sanat.com