27 Şubat 2014 Perşembe
19 Şubat 2014 Çarşamba
12 Şubat 2014 Çarşamba
2 Ocak 2014 Perşembe
ARJANTİN
Büyük bir bahçeye bakıyordum Süleyman
balkonda
bir şair kadar yalnızdım
öksürüğüme
boğulurken el yazmaları
Yeraltı edebiyatı ters aynalar süt döken kızlar en
eski harfler
yerin
altı üstüne çıkınca pusulamız iptal oldu
negatif
bilincimiz kuyudan susuzluk ve isimsizlik çekti
okuduğumuz
oyunların romanların sayfaları çoğaldı
Sitenin
apartmanlarının görebildiğimiz yerlerine öbür dünyadan
yağmur
yağıyor Sevim Burak
“Oyunlarla
Yaşayanlar” nefsimize zulmederken
mizah
- o büyük şuur- aydınlattıkça içimizi
göklerden
merdiven beklerken Gogol
Borges
neredeyse sonsuzluğu var edecekken
kaç
Tanpınar öldü o sessizlikten.
Biriken
ne DEMİRYOLLARINDA
santrallerde
barakalarda tentelerin altında?
Siyah
beyaz bir filme benziyor hayatlarımız
toprak
sıcak değil yeşil değil su
bana
cehenneminden bahset çöllerin dilinden
dilini
yakan ıslığından
ruhuna
saçtığın kelimelerden
durmadan
bozulan yeminler gibiyken aşk
kanından
kaç ölüm akıtır onu?
makyaj
kataloglarından tevrattan kenar mahallelerden
bıçağı
kesen parmaklardan
bir
gün bu hayat değişecekse
şiirin
hayatından bahset
yoksulların
çok sevdiği güneş
bir
bahar devletiyken alnımızda
çok
uzağındayız yolculuğumuzun
Lodosu
güzel mi oraların?
Alnında
su lekeleri birikiyor mu?
Çocukluğuna
benziyor mu rüzgâr?
Çitler
gece yürüyüşleri kitaplar
En
çok kimi seviyoruz?
Merhamet
dinlendirir safrası atılmamış uykuları
Hayata
müdahale eder gökyüzü
Gençliğimizi
hatıra mı zannediyoruz?
Ne
güzel öfkeleniyorum ama kâğıt üstünde
Lan
diyorum ulan diyorum küfür ediyorum
Lan
bu nedir?
Tanrının
istemediği şiirler nedir?
İçinde
günah olmayan huzursuz geceler mi yaşıyoruz?
Mesela
bir çakal yanı başımda
Beyaz
kurabiyelerde kemik tozları
Sessizliğimi
yırtıyor intihara trenler
Notalar
bozuluyor adamlar kapı gibi masalar masa gibi
Bütün
ölüleri yanlış kefenlenmiş bir dünyaya mı bakıyoruz?
Geciktikçe tadı kaçan bir ölüm
Felç olmuş sözcükler
Tramvaylar
Otobüs biletleri, hiç alınmamış
Besmele
1 mesaj alındı
Kıpkırmızı sular
Ve
sen
Hayır
ve şerr teorisyeni
Yel
değirmenlerini tertemiz yap
Şafak
bir mızrak boyu yükseldiğinde
Saldıracağım
Biraz
daha yaşarsam sonsuzluk çatlayacak
Uyusam
düş kazası
Kime
ne söyledi benim yokluğum?
Canıma
okunuyor taşların hafızası.
kitap-lık 167, Mayıs 2013
23 Aralık 2013 Pazartesi
ırmak-boyu tacirinin karısı: bir mektup
Saçlarım daha alnımın üstünde dümdüz kesiliyken
Ön kapının orda oynardım, çiçek koparırdım.
Sen atçılık oynayarak bambu değneklerinde gelirdin,
Çevremde gezinirdin, mavi eriklerle oynayarak.
Böylece yaşar giderdik Chokan köyünde:
İki küçük insan, tasasız, kuşkusuz.
On dördümde, Efendim, evlendim seninle.
Hiç gülmedim, utangaçtım çünkü.
Başımı öne eğip duvara baktım.
Bin kere çağırıldım da hiç ardıma bakmadım.
On beşimde, somurtmayı bıraktım artık,
Toprağım seninkiyle karışsın istedim
Her zaman seninkiyle, her zaman.
Durmadan üzülecek ne vardı?
On altımda, benden ayrıldın.
Uzak Ku-to-yen’e, ırmağın oralara gittin,
Beş aydır uzaktasın.
Maymunlar üzgün sesler çıkarıyorlar yukarda.
Ayaklarını sürüdün giderken.
Kapının yanını şimdi yosun bürüdü, çeşit çeşit yosun
Öyle kök salmışlar ki temizlenmiyorlar!
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Çifte kelebekler Ağustosla şimdiden sarardı.
Batı bahçesinin çimenleri üstünde;
İncitiyorlar beni. Yaşlanıyorum.
Kiang ırmağı kıyılarından geçip geliyorsan
N’olur bana önceden haber sal,
Çıkıp giderim seni karşılamaya
Cho-fu-Sa’ya kadar.
Ezra Pound
Çeviri: Ülkü Tamer
Ön kapının orda oynardım, çiçek koparırdım.
Sen atçılık oynayarak bambu değneklerinde gelirdin,
Çevremde gezinirdin, mavi eriklerle oynayarak.
Böylece yaşar giderdik Chokan köyünde:
İki küçük insan, tasasız, kuşkusuz.
On dördümde, Efendim, evlendim seninle.
Hiç gülmedim, utangaçtım çünkü.
Başımı öne eğip duvara baktım.
Bin kere çağırıldım da hiç ardıma bakmadım.
On beşimde, somurtmayı bıraktım artık,
Toprağım seninkiyle karışsın istedim
Her zaman seninkiyle, her zaman.
Durmadan üzülecek ne vardı?
On altımda, benden ayrıldın.
Uzak Ku-to-yen’e, ırmağın oralara gittin,
Beş aydır uzaktasın.
Maymunlar üzgün sesler çıkarıyorlar yukarda.
Ayaklarını sürüdün giderken.
Kapının yanını şimdi yosun bürüdü, çeşit çeşit yosun
Öyle kök salmışlar ki temizlenmiyorlar!
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Çifte kelebekler Ağustosla şimdiden sarardı.
Batı bahçesinin çimenleri üstünde;
İncitiyorlar beni. Yaşlanıyorum.
Kiang ırmağı kıyılarından geçip geliyorsan
N’olur bana önceden haber sal,
Çıkıp giderim seni karşılamaya
Cho-fu-Sa’ya kadar.
Ezra Pound
Çeviri: Ülkü Tamer
18 Aralık 2013 Çarşamba
elhan-ı şita
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar!
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ’şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Eşini gaib eyleyen bir kuş
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar…
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsı,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar!
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi kar
Seni solgun hadîkalarda arar;
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ’şın üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
Şimdi boş kaldı ser-te-ser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar!
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter…
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân,
Karlar... bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar... bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun...
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök,
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi!…
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter…
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid…
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân,
Karlar... bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar... bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun...
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök,
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi!…
Cenap Şahabettin
( 1870 -1934 )
17 Aralık 2013 Salı
liman ve kadın
limanlarda hep, giden kadınlar olur
durmadan ve gürültüyle giderler
yorgun bakışlarında tıka basa yağmur
toz kalkar saçlarından gemilerle beraber
limanlarda hep, giden kadınlar olur
üzgün yanaklarında titreyen birer mühür
uykular darmadağın düşlerde unutulur
lacivert yalnızlıklara geri dönülür
limanlara hep, giden kadınlar olur
seslerinde yavaşça buzlanan bir nehir
her ayrılık kendisine bir liman bulur
kırık dökük adamlar usulca terk edilir!
can bahadır yüce
13 Aralık 2013 Cuma
yolların sonu
-
- Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden
- Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
- Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
- İtler bile gülecek kimsesizliğimize.
- Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların...
- Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
- Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
- Yalnız bir hâtırası kaldı artık yanımda.
- Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
- Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
- Hâlbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
- Değişilir topu da bir sokak kaltağına.
- İster düşün... Kendini ister hayâle kaptır...
- Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
- Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
- Sevimli bir hayâle açılırken kolların.
- Ey doğunun alnımı serinleten rüzgârı!
- Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay!
- Arzularım bir oktur, aşar ulu dağları.
- Düştüğü yer uzakta "DİLEK" adlı bir saray.
- O sarayda bulunca tanrılaşan erleri
- Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek.
- Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini:
- "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
- Atsız
12 Aralık 2013 Perşembe
destanlarda uyanmak
Gazi Alp erenler işe koyulun
Gayri söze vakit az verilmeli
Bedevî atlara rüzgarca soluk
Ve yıldırımlarca hız verilmeli
Şanlı kitap önderiniz kılındı
Îman, sancak gönderiniz kılındı
İklim-i Rum minderiniz kılındı
Ol mindere kavî diz verilmeli
Barak baba, Sarı Saltuk orada
Hacı Bektaş Veli, Tapduk orada
Bir mübarek vatan yaptık orada
Ki, bir can dilerse yüz verilmeli
Töre, nizam, yol ve yordam her kula
Usül, erkan, edep, erdem her kula
Yirmi dört saatte her dem, her kula
Allah'ın buyruğu uz verilmeli
İnatla girmeyin soy sop faslına
Kurtsa kurt, itse it döner aslına
Rum ülkelerinde Oğuz nesline
Peygamber kavlince öz verilmeli
Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir
Temele taş bulmak gecikebilir
Devlete baş bulmak gecikebilir
Adalet gecikmez, tez verilmeli
İçinde olanlar bir nebze iman
Güğsünü mazluma eder süt liman
Halkı ayırmadan kafir, müslüman
Açsa aş, açıksa bez verilmeli
Bu kılıçlar iller fethi içindir
Bu kitaplar diller fethi içindir
Türküler gönüller fethi içindir
Cümle ozanlara saz verilmeli
Kartal yuvasıdır Söğüt'te burçlar
Devletin zırhıdır sınırda uçlar
Gazi Osman'lara zağlı kılıçlar
Yunus Emre'lere söz verilmeli
NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU
Gayri söze vakit az verilmeli
Bedevî atlara rüzgarca soluk
Ve yıldırımlarca hız verilmeli
Şanlı kitap önderiniz kılındı
Îman, sancak gönderiniz kılındı
İklim-i Rum minderiniz kılındı
Ol mindere kavî diz verilmeli
Barak baba, Sarı Saltuk orada
Hacı Bektaş Veli, Tapduk orada
Bir mübarek vatan yaptık orada
Ki, bir can dilerse yüz verilmeli
Töre, nizam, yol ve yordam her kula
Usül, erkan, edep, erdem her kula
Yirmi dört saatte her dem, her kula
Allah'ın buyruğu uz verilmeli
İnatla girmeyin soy sop faslına
Kurtsa kurt, itse it döner aslına
Rum ülkelerinde Oğuz nesline
Peygamber kavlince öz verilmeli
Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir
Temele taş bulmak gecikebilir
Devlete baş bulmak gecikebilir
Adalet gecikmez, tez verilmeli
İçinde olanlar bir nebze iman
Güğsünü mazluma eder süt liman
Halkı ayırmadan kafir, müslüman
Açsa aş, açıksa bez verilmeli
Bu kılıçlar iller fethi içindir
Bu kitaplar diller fethi içindir
Türküler gönüller fethi içindir
Cümle ozanlara saz verilmeli
Kartal yuvasıdır Söğüt'te burçlar
Devletin zırhıdır sınırda uçlar
Gazi Osman'lara zağlı kılıçlar
Yunus Emre'lere söz verilmeli
NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU
atsız tanrıdağında
Burada baş sağlığı, orada gözler aydın;
İki ayrı dünyada iki ayrı tören var.
Tanrı katından gelen bir yüce buyruk üzre,
Aramızdan ansızın çadırını deren var.
Orada ecdat ruha şadümanlık içinde
Burada tamu içre gönüllerde boran var.
Eksilmiş bir yanımız; çarpılmış gibiyiz hep
TANRI korusun, sanki Bozkurtluğa kıran var.
Yukardan gök mü bastı; altta yer mi çöktü ne?
Kimsede ağız, dil yok; gözleriyle soran var.
Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Eren var.
O gün Tanrıdağı’nda tan ağardığı çağda,
Dediler Oğuz Han’ın otağına giren var.
Ve Tanrı-Kut Mete’nin huzurunda Atsız’ı
Kür Şad’la Kül Tigin’le diz vururken gören var.
Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR’AN var.
Dayanılmaz olsa da Atsız’lığın acısı
Ulu Tanrı’ya şükür yine toy var, Turan var.
Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU
4 Aralık 2013 Çarşamba
senden de haklılığından da kalitenden de bıktım yoruldum cohen. bu zekice kaçışlardan sen yorulmadın mı? abi neyin davası ki bu? kabullen ama bunu bir şey söylemeden yap. tamam önceden söyledin. ama gene söylüyosundur sen. menhetını bilmem kaça bölen gün ışığı sana notalar sana yaşlı kalbine yahudi zen amerikan kalbine mümkün olan en yumuşak çivileri yağdırıyodur tanrın bilir. ben hep seni kış sokağına bakan uzun bir koridor olarak dağların fonunda güzel bir yalnızlık olarak hatırlayacağım. seni... yani kendimi.
1 Aralık 2013 Pazar
28 Kasım 2013 Perşembe
kar musikileri
Varşova 1927 Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu. Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı, Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı, Bir erganun âhengi yayılmakta derinden... Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden. Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta, Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta. Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle. Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık, Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!
yahya kemal
24 Kasım 2013 Pazar
18 Kasım 2013 Pazartesi
16 Kasım 2013 Cumartesi
büyük olsun
Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,
Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.
Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,
Âşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.
Denizler yolculuğa çağırır durur da beni
Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.
Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun
Aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun.
İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,
Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.
Dıranas
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







