8 Eylül 2015 Salı

BU O SONBAHAR MI?



                                                                           sevgi ve sefaletle



Ama gökler fazla İngiliz Virginia Woolf fazla boğulmuş
Fazla bakışlarıyla güneş fazla soğuk
Kabloları yemiş
Sincapları okşamış çorbaları içmiş cenaze arabalarını seyre
Dudakları bağ bozumu gibi aklımda kalmış

The beatles 2
Gitarlar fazla soğuk
Adem kahve içmeye gelmedi ne biriktiyse orada kaldı
Kahve bahane
Orada hiçbir şeye başlamamanın neşesinde
Sanki bir şatoya yürüyoruz da sen yorulmuşsun
Sanki süvarisiz bir at koşmaktan delirmiş
Sanki uyuduğun bir hikâyeye kar
Sanki ellerime demir inmiş

Gözlerin sigara içen birinin gözleri olmasa da
Bavyera’dan Karanlık Ormanlar’dan bütün Almanya’lardan
Sen sanki fazladan anlatmışsın bize şeyleri
Şeyler mızıkadan yayılan posta kutuları
Yazamadığım yaz denizleri
Şimdi seni gösteriyor bir şiir diğerine

Coğrafyaya senin gözlerinle bakarken bunlar
Bunlar erken uyuyan kızın (güz) lekeleri
Erken uyuyan uykusunu babasına anlatan
Sonra iç denizler kadar susan susan susan
Şimdi seni anlatıyor bir sessizlik diğerine

Sanırım öldüm



8.9.2015






1 Eylül 2015 Salı

BEŞ ŞİİR



Dergah, temmuz 2014

MUHTAÇ, izdiham 18


ırkımız


ziya'ya mektuplar

Cahit Sıtkı Tarancı
Ziya'cığım, İstanbul'dayken içime sıkıntı bastığı zaman sana koşardım, çünkü sen benim için yalnız vefakâr ve halden anlar bir dost değil, aynı zamanda, açık havayı, güneşi, baharı, iyiliği de temsil eden, nasıl olup da insan kalıbına girdiğine daima hayret ettiğim bir meleksin. Melek olduğun şundan da belli ki bana 'vefasız' demeye dilin varmıyor.
... Ne diyeyim, bana senin gibi bir dost verdiği için Allah'a hamd-ü sena etmekten başka ne gelir elimden! Allah'ın sevgili kullarından biri olduğuma yavaş yavaş kanaat getiriyorum. Emin ol ki, seni tanıyanlar için yeryüzünde senden daha büyük biri revelation (keşif, ifşa) yoktur. Bu satırları seni özlediğim için yazdığımı zannetme. Bunları daima düşündüm, ancak bugün söylemek fırsatını buluyorsam, bu gecikmeyi mâzur gör. Bilirsin ki öteden beri şifahî bir sıkılganlığım, dil tutukluğum vardır. Fakat seni özlemeye gelince, bunun ne yaman bir hasret olduğunu Paris'e geldikten sonra anladım. Meğer İstanbul'un en büyük cazibesi, istediğim zaman seni görebilmek imkânını bahşetmesiymiş. Paris'in bu primordial (pek önemli) cazibeden mahrumiyetine zor katlanıyorum. Canım İstanbul! Nasıl tütmesin ki gözümde, on iki şerefeli minarelerinin üzerinde senin dost çehren gülümsüyordur. Ziya'cığım, yaşamakla ölmek arasında ter döken bir adam olduğumu ve bir çok defalar ölüme teslim olmaya kadar gittiğimi yakından bilirsin. Her seferinde beni eteğimden tutup geri çeken mukaddes 'el'in parmaklarından biri de sen olduğunu gene bugün burada itiraf edeceğim. Hayata her dönüşüm biraz da senin eserin olmuştur. Paris 1.2.1939"
Ziya Osman Saba Sevgisi
Mehmet Nuri Yardım
Nesil Yayınları
2. Baskı, Aralık 2010
Shf. 25

ormanların gümbürtüsünden


Bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden,
Bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden.

Bir yüzük yaptım belli belirsiz,
Eski bir gramafon sesinden.

Bir yüzük serçe parmağın için,

Bulutsuz bir gecede kayan yıldız izinden.

Bir yüzük yaptım terli bir yüzük,
Avucumdan geçen ince hayat çizgisinden.

Yanmasını bilen bakır bir yüzük,
Evime akım taşıyan elektrik telinden.

Bir yüzük yaptım, bir yüzük ki;
Yıllardır dinmeyen ormanların gümbürtüsünden.

Metin Altıok

14 Temmuz 2015 Salı

95 YAZI

                               
  

   Bu mektubu yazıp bitirdim sayılır aslında yazmaya başlamadan, Sefiller kitabının kahverengi güzel kapağını okşamadan, şu kuş sesleri, şu acıyan dokunan sıcak gök, şu sabah avuntuları dolmaya başlamadan kuleme, Baden kırlarına, Rus roman karakterlerine, aklıma gelen saçlarına, ilk ve tek buluşmamızda bana çekingen ama dikkatli bakan gözlerine, o dikkatin sonradan çaya attığım şekeri böldüğümü fark edişin halinde kelimelerden aklıma dökülüşüne, kız kardeşinin güçlü kalemine, son öykünün yağmur olmasa da bana yalnızlıkların bütün üşümelerini anımsatan nedense soğuk bir yağmur edasında yansıyışına,” insan acılarına ve hatırlamalarına yerleşmek ve orada huzur bulmak ister bu tuhaftır insan acılarında huzur bulmak ister” diyen seslerime,………………..

     Adı da konmuştu o anlarda, Turgenyev’in henüz bitirdiğim romanının bir yerinde durup durup bunları yazarken, demirden ejderhalar düşlerken, severken ve beklerken ve ruh hastalıklarının doğasına dair kendimi teşrih edip gözlemler yaparken, küçük ev aletlerini, kavanozları, bardakları, fincanları ve araba maketlerimi severken, bir imansızlıktan imana göç etmek istercesine severken………………

   İçinde yaşadığım evin bana benzeyişinden evin beni kendine benzetişine geçerken, okuma isteğinin beni yorup okumaya mecalim kalmazken, uykusuz gecelerden sonra yakalandığım sabah doğuşlarının en sevdiğim anlar olduğunu kendime izah etmeye çabalarken ve bunun uzun bir gece terapisinin ardından bana sunulan bir armağan olduğu kanısına varırken, “acaba dünyaya şiir yazmak için mi yollandım eğer böyleyse bunu Allah istiyor ama öyle değilse dünyaya eğer şiir yazmak için gelmediysem ve başka da “yaptığım” bir şey yoksa dünyaya neden geldim acaba” sorularını kendime sorarken…

    Eğer biz şiir yazmak için geldiysek şiir ilahi bir emir ve bunu yazdıran Allah. O zaman rahatça bir nefes alıp izlemeyi sürdürelim başta kendimiz olmak üzere her şeyi değil mi? Ama yazmak biraz da şeytanın işi, bundan eminim artık. Görüyorsun aslında içimden geçenlerden ve yazarken güzelliği gözetmekten başka yazacak pek de bir şeyim yok. Hatıram yok.

     Temmuz 95. limoncu camiin karşısında karpuz satardık. patronun tek kasedi buydu akşama kadar döner dururdu. ismet özel yeni şafakta "ben bilime bayılırım" diye -gene iki kere kendini okutan anlamak için- bir yazı yazmıştı o günlerde. işler kesattı. haftalığım konusunda yaptığım pazarlık sonuç vermezdi. ibrahim mormenekşe ikircikli bi şekilde hem bana gaz verip hem patrondan yana görünürdü. hbb kupa amerika maçlarını verirdi öğleden sonra iki buçukta arada maça bakardım. kaset kapağını ezberlemiştim, burhan bayar'dan ibaretti kaset. müslüm'ün gömleğini de sevmiştim. babamdan çok korkardım.
ve gene korkmak istiyorum aslında.

  Sokaklar üşür mü? 
Ruslar Avrupalı mı? 
Romanlar haklı mı? 
Aşk bir roman sanatı mı? 
Keman kar yağdırır mı?
Ağaca neden sarılarak veda etti barla'da Bediüzzaman? 
Trenler bu kış da penceremden geçmeyecek mi?

   



    Onun da duyguları var. robotları da allah yarattı. robotların da duyguları var. o çalan müziğin de duyguları var. Benim de var. müzik roket rampa. kulaklık da ağlıyor bu müzik sebebiyle günlerdir. asIl müzik sessizlikte, o ayrı. 

   Asıl müzik durmadan yutkunan bir adamdır. Büyük Türk Şiiri’nin kemiklerine kadar yapılan kazısında.

   Büyük Türk Şiiri yutkunan bir adamın parmaklarına emanet edilmiş nice sessiz gecelerdir.

   Asıl müzik Boğaz Köprüsünü yıksa keşke. 

   Asıl müzik şu parmaklarımın tuşlara verdiği ama henüz ben duymadım ve duyar gibi yapmayı da iyi bilirim.












bugün salı mı şimdi



Ey sardunya
ey amber

yeni uyanan tembelin
uzun dalgalı gecesinin
taze sabahı
solgun kolunun arasındaki
pencereden iç geçirip
bakışı rüzgara
Salı mı

İlk sahur sensin
ilk seher sen
serapa sen

Penceredeki Ay
mahmur mahzun
ama yarın değil
istediğin sahilinde
yürü uykunun
gün yorgun
sen de yorgun
dinlenin kucağında
akşamın

Güneş yükseldikçe
daha çok seviyorum
sabah ayazı sıcak
aklımız erdi mi
kalbimiz karılır
bugün ne şimdi
minibüs erken mi geldi
geç mi kaldı

Çabuk bindin ama
parmaklarım sıkıştı parmaklarına
Bunu biliyoruz hiç olmazsa

Öksürüyorsun
sabah ışığı gibi kendinsin
Kim öksürmesine bu kadar benzer ki
kimin öksürmesi kendine bu kadar

Kalabalık var sanki utanarak
gece de insan sana göre
uyku da sessizlik de

Bugün Salı mı şimdi


süreyya berfe


sessiz



herşey eninde sonunda sessizdir
bir günün kırılganlığından
kalan ve tekrar tekrar kırılan
müteellim bir insan sesinin başlattığı
ağlamanın kırı
sessizdir

dalda
yalnız ve dağılmış bir elma
yalnız ve yapraklar örtmüyor onu
gelen akşama
geçen akşamın içlenmeleri dadanmış
bu kahır sessizdir

içinin çıngarlarından yonttuğun
asi bir atbaşı gibi rüyalarının ucunda
umudun
sessizdir

filistinde akşamüstleri
sessizlik bir file somun gibi


İlhami Çiçek

türk motifi



1. Göbek deliğinden bir karış aşağısı kına yakılmıştır -
Çelenkleri hula-hup'muşçasına çevirir Nakkaş tepede -
Üstelik sustalı keskisi karnında umma gebe kadındır -
Dilinde döndürür kulak zarı parçalayıcı bir mırıltı:

"Ölüm adına, hayatı biraz daha temiz tutalım"

2. Silkip atar arzu dirimini gece sokağa çıkma yasağı -
Pıhtılaşmış mayi yüzlü gençler sürünür havuz başında -
Akşamüstü kurbağa ölülerinden bir dalınçtır su üstü -
Niye göz göze konuşamayız tanışla kekeme bu vakitte:

"Kendi adına, hiçliği biraz daha temiz tutalım"

3 . Bağnazlık anası. Kiminin oğlu o olduruldu, kefen pahası-
Cennet piç babaların ayağının altında ve kayınca gün .-
Saymaktalar ellerinde yitirilmiş kızlarının zıbınları -
Öpüp koklamada anılar bir karangu kan duyumu güzelce:

"Kurban adına, ölümü biraz daha temiz tutalım"

4. Binbir renk hayvan sertlikleriyle bir ergen beden-
Daldırıyor söndürmek için yanık kafasını kurnaya-
İçinde boğulunulan hamamı hiç çıkarma aklından-
Ve ters taklaya düşmüş feleğin sillesine uğruyor:

"Atılmışlık adına, mevcudu biraz daha temiz tutalım".

MUSTAFA IRGAT

1 Temmuz 2015 Çarşamba

ölü

Ateş denizlerinde mumdan kayıklarla
Sağlam mı tekneler aşkları geçmeye
Güç.

Biri var pencere
Pencere önlerinde ağlar duruyor
İlerde güneşte balıklar kuruyor
Dirilirdi bengisu pınarlarında yunsa
Güç.

Gider yol bir Galib'e, Yunus'a
Ama bu ne çok ölü ağlar güç.

Biri de var gecede
Saçlarından her gece kır ağlar örüyor
Ötede mum yanıyor bir şeyler dönüyor
Pervaneler ard arda ne çabuk ölüyor
Güç.

Dirilirdi sularına bir sağlam tekne olsa
Ama bu ne çok ölü ağlar güç.


Behçet NECATİGİL

sevgilerde


30 Haziran 2015 Salı

" Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar Üstü mavi papatyalar Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını" cahit zarifoğlu






şaire





Ey şair! kulak asma, sevgisine sen halkın
O canım methüsena, anlık gürültü geçer;
Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın,
Ve aptalın hükmünü; fakat metin ol, boşver.

Sen çarsın; yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü,
Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere,
Olgunlaştır, sevgili meyveyi, tefekkürü;
Hizmetine karşılık bir mükafat bekleme.


Her şey sendedir, sende; büyük mahkeme sensin;
Eserine, elden çok ,kıymet biçebilensin,
Söyle ey titiz şair, sen ondan memnun musun?


Memnunsan, kalabalık varsın küfretsin sana,
Tükürsün, ateşini yakan, ulu mihraba
Şamdanını, çocukça öfkeyle, sarsadursun.



Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Atlar



Pencereden atları gördüm.

Berlin’deydim, kıştı. Işık
Işıksızdı, gökyüzü yoktu gökyüzünde.

Havanın aklığı ıslak bir ekmek gibi.

Ve penceremden boş bir sirk
Kışın dişleriyle kemirilmiş.

Ansızın bir adamın yedeğinde
On at göründü sislerin içinden
Çıkarken titremediler, ateş gibi,
O saate kadar bomboş olan
Evreni doldurdular gözlerimde. Görkemli, yangınlı
Uzun bacaklı on tanrı gibiydiler,
Yeleleri tuzun düşlerini andırıyordu.

Portakaldan ve evrenlerdendi sağrıları.

Baldı derileri, amber, yangın.

Boyunları gururun taşlarından
Oyulmuş kulelerdi,
Ve kızgın gözlerine güçlü bir dirim
Eğilmişti bir tutuklu gibi.

Ve orada sessizlikte, ortasında
Günün, kirli ve dağınık kışın
Haşarı atlar kan,
Uyum ve yaşamın kışkırtıcı gömüleriydiler.

Baktım, baktım ve yeniden yaşadım:
Kaynağın, altın dansın, gökyüzünün,
Güzellikte yaşayan ateşin
Orada olduğunu bilmeden.

O kapanık Berlin kışını unuttum.

Ama atların ışığını unutmam.


Pablo  Neruda 


20 Haziran 2015 Cumartesi

MUHTAÇ izdiham 18'de. allah bir daha böyle şiir yazdırmasın.

..........................................
Bize acımak için parklar var odalar var
Biblolar var yatakta mezarda dualar var
Bize acımak için kızlar doğuruyorlar
Sabahları ayetler uyandırıyor onu
Ona bir yıldız vermiş Allah omzundan düşürmüyor
Çantasında bahçeler defteri güneş suyu
Bize acımak için her gece gökten Allah
Her gece sabır gibi bu siyah melek
Bize acımak için Allah fısıldıyorlar
.........................................