10 Ocak 2012 Salı

balzamin

sen el kadar bir kadınsındır
sabahlara kadar beyaz ve kirpikli
bazı ağaçlara kapı komşu
bazı çiçeklerin andırdığı
iş bu kadarla bitse iyi
bir insan edinmişsindir kendine
bir şarkı edinmişsindir, bir umut
güzelsindir de oldukça, çocuksundur da
saçlarınla beraber penceredeyken
besbelli arandığından haberli
gemiler eskirken, deniz eskirken limanda
sevgili



cemal süreya

sebil ve güvercinler



Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun,
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara...
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.





ZİYA OSMAN SABA

"sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun"



HER AKŞAMKİ YOLUMDA


Her akşamki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum

-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
Sana az daha yakın yaşamak için artık,
Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.





ZİYA OSMAN SABA

5 Ocak 2012 Perşembe

ağartı



sevgililer yüzüne karşılık geldim 
kaygı bağırdı gözevlerimde 


günlerin yamanan yıldızlar 
ve üzülen gökkuşaklarıyla 
doluluğundan söz ediliyor 
evlerde çocuklar arşınlanıyor 
ve alkışlanıyor babalar 
ki tütün başında 
ekmek başında kabir başında 


günler yenilenen bir isim 
merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral 
haftada üçer gün üçer hafta 
ince uzun veya kahverengi 
ve gelinlik sabah çatışmasında 
yoğunlaşan yorgun artık ben 
köprü ortasından yarılmış bu ara 
organın ve güneşin salgınlığı 
toprağa gelir gibi oldu an 
başlar ikinci artık 


beygirler uzağa kayıyorlar 


bu arada gelinmeler 
arkadaş yapıtlarına yar koyma 
yöremdeki çimler 


bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu 
ve hastalandıkları 
çalışan yüreklere uzak 
bekardan korkan ev sahiplerinin 
kapılarda kızlık heykelleri 
bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi 


yemekten kalkma çelişmesi 
erkek oluşunuza binaen 
bu arada özel sıkıntılarımızın 
kılıç kuşanmış hali 
durmadan kanlanıp hatırladığımız 
bunalan kadınlar 
ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda 
kırbaç gibi insanı saran etrafımızda 
kelebek kanatları gözler 
akılda kalan ağızlar 
hatlar 
seviyi yoran alkışlar 
bir şehri paramparça edip 
ortasından yarıp uykuları 
evlerin sahanlıklarına 
misafir odalarına 
lavabonun altındaki dolaba 
çocukların hücumluk yataklarına 
iri erkeklerin şakaklarına 
kadınların çırpınan dudaklarına 
ve kızların sancaklarına sığınan 
ve benim damarlarımda itişen uykulara 


bir şehrin ortasından tren geçiyor 
o şehirde büyük rüzgâr vardır 
bir oyuncakçı vitrininin önünde 
insanların durdukları ve duruşlarını 
değiştirmedikleri trenle birlikte 
şehrin ortasından oyuncak trenlerin 
cezalandırmış şekilleri 


kendisini buyruk 
vitrine yapışık insanların kafalarındaki 
içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları 
durdurup parçalamadıkları 
önüne yüzer ellişer 
yatıp apartman kadar 
ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken 
öpüp ağızlarını ezdirmedikleri 


noktanın sonuna kadar 
bir sinir bir can yanmasıyla 
bir parçamı 
bir demir mengeneye 
koyup sıkmak istiyorum mu nedir 
dilimi 


bir acı mı ne gerek 
öyle uykum var ki 
öyle istiyorum ki 


o içinden marşandizler 
şimşek gibi fırlayan 
şehirde hemen 
hat boyunda ilk tahta evde 
derin yatakta 
her an çığlıklarıyla 
uyuyayım kıyametler 
bir ejder geçsin 
öyle tanıdığım 
öyle canımın içinde 


durup gelmeyince 
morfin gibi arıyorum direnmeni 
iğne üzerinde yüzün gelip 
kuşatmıştı beni 
ama düşündükçe Korkmak 
yüzünle geldiğini 


Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

Cahit Zarifoğlu

yaşasın! ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize







Bazen çok korkuyorum.
Ama bu; aslanlarımı açıklamama engel olmuyor
Çünkü fena halde yaraşıyor birbirine gece ve balta
Ve anneciğim derdi vardı neyin altına giysen olur bir siyah pantolonum şimdi gibi ay!
Tekhnem dolu müfsidle!
Bu da caddelerden derviş dervişegelmeme mâni değildir
Yolları ay bastı mı lambalara koşuyorum ya, bundan
Bunun için kent nesnesi o bıçakla bakunin'di deştiğim
Ki ben devletin taş kestiğini en baştan bilirdim
İsa'yı polise doğru
Lttuğum zaman.
Ellerini el olarak tutmak istiyor ellerim
De ki bunun kaburgamdaki kiliseyle ilgisi yok değildir
Zaten en az on iki kişiden biri haindir
Ama gözlerimi öyle yırtma annem ilkokul öğretmeniydi benim!


Sokaklara çıkıyorum sonra kedilerden görüyorum
gazinolardan
İnanmazsın bir taşra kurmuşlar aynı bize bakıyor
Bir yanım Asaf Halet söylüyor diğer yanım fabrika
Bir şiiri birkaç kalemle yazmak lazımdır geliyor bana
Bugün yepyeni bir imparatorluk öğreniyorum
Ekmeğin ağırlığından da yeni bir imparatorluk
Örneğin gül dönüyor bir beygiri tasfiye ediyor şair
Arabca Akdeniz diyor ben
Aynadan dönüyorum ayna
Benden dönmüyor.


Çok sihirli bir kabri söndürüyorum
Bir havari morfin gibi anne söylüyor
Ağlıyorum bak bir çocuk bak bir çocuk bak
Bak bir çocuk çok kötü bir gömlek kuruyor.
Belki de yangın çıksa ve ikna edilmiş olurum
Torbamı topluyorum ve annem şarkı dinlemiş olur
Korkuyorum çobanım yok metal nazlı pim aktif
Çözmüyorum çözersem kın fena halde kalınlaşıyor.
Manchesterden geliyorlar ve Liverpooldan geldiler
Birazdan padişah mı öldürecekler dedim
Bir milyon kadardılar ah atları vardı
Artık seni bir çiçek yerine kopartmak
İstiyorum sevgilim.
İşte sahneden indim ve öpüyorum ağzından
Annem meç yaptırmazsa iftara geç gelir haz
Ey sıkıntının sevdiğim aritmetiği
Söyle banabana söyle; bir kere daha kabz?

inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir "kun" diyor; doğuruluyorum-
"bu ülke"den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
AYAKKABILARINI KAPIMIN ÖNÜNDE GÖRMEYİ İSTİYORUM!
Çünkü bu,
Seni seviyorum içine nal salmak demektir.
Ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
Oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
Ve gitmen beni dile indirger sevgilim.


Zaten kırılmış bir kızsın şimdi dövülmüş bir av
Yanmış ırmaklar öneriyorsun toy bedenine
Kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor
Gözlerime baka baka ağlayıp aşk diyorsun
Bir tekkenin ortasına sirk treni devriliyor.
Ki hala çocuk övmeye duruyorsam bu'
Şehrin en uzak yerinden gelen o'nunla
Ve İzmit'le ve Fargo'yla ve Horasan'la
Ve Hafıs'ın beni eve götürdüğü kınla ilgili bir matkabı
Girdiği çene kemiğiyle birlikte söküp
Şu karşıki düğün salonuna ilave edemememdendir.
Yoksa orospular ve ortaokul öğretmenleri giremesinler diye
Babam ve bilhassa dedem
Mahallemize yeterinde toplu polis gönderilmesi konusunda
Gerekli telefonları etmiş durumdalar sevgilim!


Ama yine de sırf sen sürdürebil diye ayın alnında melekçe
ve şüpheye düşmeden kelebek besleyebilsin diye bir padişah açıkça
Benim alıp kını
Öte yana geçmem gerektir
İçinden memleketi çekeyim diye.
Hem düşünsene;
Bu bizi nasıl imparatorlaştırır!
Yoo, hayır! omzunu açma. omzun ideoloji taşır.
Ve fakat 'dil'e rağmen bütün bunlar sevgilim
Ayaklarına beyaz çoraplar giydirmek istemediğim anlamına gelmeyebilir.


Çünkü bak Süleyman bu sayfadan henüz geçmiş gibi gül lekesi
Ve apaçık kudüsmüş bir zebrayım ben uzun menzilli şiirlere şikar!
Elbet bir gün batar, kuşlar döner, çarmıh baştan düzenlenir
Ve bana tertemiz eller verir Cezayirli O tüccar.
O vakit sana bakıyorum kadar büyür Akdeniz
Cumhuriyetin tersinden tertib ettiği çarşılar gibi
Sonra uzun süre bir takibediliyormuşum hissi...
siz hiç Yahudi bir minibüs şoförü düşlediniz mi?


ah muhsin ünlü

incil çalınmaları ve türkiye




peki adına ahmet dinsindir o zaman
mosmorfin bir dul sonucu taşlara vursundur
memurlar hep dağıldıkça teyzem olsundur
kendi karımı bile katmadığım bir tirenler geçsindir.
'gülden sonra bayramı yapılacak tek çiçek'
şüpheye bir şirk daha şerh eklenerek
inanabiliyor musun rüya benim de annem ölecek
ve tanpınar ağlamak'çün bizi seçsindir.
kült hakikat gazeteyle çalışmaz mı; olsundur
bir şair film icabı beygirlere doysundur.
allah hakkında bir fikir verdirir diye
o gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur.
ve yine, o gün okula gelmeyen kızlar lojmanlara dolsundur.
çünkü şimdi bir mimar tarihten 'eş öldürerek' geçecek
ne ilahi bir ağaç bu, şu ne seküler bir çiçek
hangi gözlerine insem öbürü '-su' diyecek
gönderdiğim toynaklar ayağına olsundur.


-çayevlerine gereken özeni göstermeliyiz-




ah muhsin ünlü

    seni sonsuza kadar sevdim


    kötü hissetmek: kimseler, arkadaşlar, herkesler


    ölü bir iktisatçının kaderini özetler
    öldü ve bütün mağazalar açıldı
    doğru anlamak diye buna derim
    binadaki çaycıyla aynı partiye oy vermiş patronun bildikleri:
    “bütün reklamlar doğrudur ve asla güvenlikçiyle göz göze gelme”
    otomatik kötülük ve alttan ısıtmalı; alışınca yani
    akşam oldumu işler karışır
    yollarda kendi kendine konuşursun
    dalgınsan hep biriyle karıştırılırsın
    dizlerinden duyarsın, omuzçukurundaki su
    devlet çucuum, bir artı bir çocuum, şehirdeki yetimim
    seni sonsuza kadar sevdim
    sen yokken gözyaşların silindi
    işimiz, tek hünerimiz bu
    kesinlikle tek başına deneme ama
    öyle olmaz! öyle olmaz!
    yakıcıdır, bir fazlası yıkar; boğucu daha derini
    dans edemeyen dansçı kız biblolarına bakmak
    sonsuza kadar dans edemez bilimi: işimiz bu
    dünyanın en temiz evinde
    bir yoldaş su içer, dünyanın en temiz bardağından
    hiçbir şey karıştırılmaz ve şimdilik çörekler tazedir
    işimiz, hünerimiz: gözyaşlarını silmek
    bazı kitap yapraklarından koparıp koparıp da
    pörsümüş gri pijamayla adi sünger yataklara kapandığında
    dansçı kız biblolarının, dansçı ama hareket edemiyor
    o bile ağlamaz senle, dene bak
    söylemek, işimiz bu.
    taklit bir gökyüzünün altında at koşturmak
    gerçek bir süvarinin aklını taşıyarak
    kolay değil, atlar şampiyon olur, gerisi unutulur
    o çirkin, geçkin bakirenin
    oyuncak tabancası doldurulur


    gözyaşları nasıl ama birincilikle akardı


    kötü hissetmek: kimseler, arkadaşlar, herkesler
    henüz kusursuz tek saniye düşünemedim
    ama tam iki kere, tek saniye eksiksiz
    seni sonsuza kadar sevdim.


    Osman Konuk

    hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım




    sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
    şehre inerim bir sinema yağmura çalar
    otomobil icad olunur zarifoğlu ölür
    dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.


    -senegalliler dahil değil


    sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
    çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
    o vakit bir sufiyi tül darplarla gebertebilirsin
    hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin


    -yoksa seni rahatsız mı ettim?


    sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
    ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
    elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
    elbette gayet rasyoneldir attan atlamak


    -freud diye bir şey yoktur.


    sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
    belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
    bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
    yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.


    -haydi iç de çay koyayım.

    4 Ocak 2012 Çarşamba

    "bak ben sana ay aldım al ay aldım bak ben sana"



    AH! BEN BUNDAN SONRA BİR KARI SEVMEK!
    BAŞKASINI SEVMEK*


    İşte sen gülüyorsun,
    ve beni daha geniş bir salona almış oluyorlar
    Gözlerim dönüyor sevdadan, merkezden değil
    Tam beş milyon park oluyorum, mavzerler de caba
    Defterime tartışmasız bir kuzu çiziyorum da!

    Şehri ispatlamaktan geliyorum, heykeller hala bitmiş
    Bak ben sana ay aldım al ay aldım bak ben sana
    Hem Fischer de sebt günü çekilmişti galiba
    Bir defterime kuzu tartışmasız çiziyorum da!

    Sana bir gülü olmamanın biyolojisinden soruyorum de ki:
    "Sanmıyorum bu, bir beygirin metale meylettiğini bildirsin"
    Kalemi kurdelayla dersem babam annemi dövmesin
    Defterime çiziyorum bir kuzu tartışmasız da!

    Rimbaud okumuşuz gibi soluyor şurdaki tank bak
    Hiç sevişmediğimiz için doğruluyor matbaa
    Haydi gel şapkamızı Türkiye'ye gömelim
    Defterime bir çiziyorum tartışmasız kuzu da!


    Ah Muhsin Ünlü


    *Şemseddin SAMİ'nin "Fitnat'ından

    30 Aralık 2011 Cuma

    ben / turgut uyar




    Ben hep sıkıntılıyım. Yani bir adamın canı sıkılır, o ben’im. Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. Ben silahsız bir askerim de ondan. Törenler askeriyim ben. Cumartesi ve Pazar askeri. Aslında karışık bir şey, kime ne söylenebilir? Bir sıkıntıyı ısrarla büyüterek, asıl büyük sıkıntıya ısrarla giden tümün attığı çekirdek. Pis bir köleliğe ve sonsuz çılgınlığa varacak bir oluşumu sıkıntıyla bekleyen bölünmez Varlık’ın ben’i.


    Ondan severim sıkıntıyı. Sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.


    Ne söylenmişse ve ne söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. Belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. O kadar. Ve sıkıntılı. Ve sıkıntılı.


    İşte böyle başlıyordu heryerde mutsuzluk. Ve mutsuzluk büyük bir umut gibi çekiyor kendine beni. Değişiyorum ve çoğalıyorum gibi. Tek büyük doğrunun yarım dilimi o. Kim bilebilir işe yaramamanın değişmesini ha? Ha!... Cumartesi ve Pazar günlerinde. Yorgun, izinli ve silahsız bir asker. 


    Sonra kim döneniyor ortalarda benden başka. Şiir yazdığım söyleniyor ortalarda. Değil.


    Ben, kutsal bir bahaneyim, belki de bir sığınağım kendime.

    29 Aralık 2011 Perşembe

    sen kuş olur gidersin bir trenle / cahit zarifoğlu


    Uzun bir geçmişimiz var
    Hiç yorulmadan
    En azından bir kere
    e
    ğlenceli beşik

    ha biz varız
    ha biz maskeli balo
    Saygıya durup üstün bir gecede
    Bir sır payı katlayıp
    sade bir kahveden
    Keyifsiz bir detayın hükmüyle
    ha biz yokuz
    ha biz seferde

    Ya bu kez ölenleri görmeliysek
    Ya sen ku
    ş olup gitmeliysen bir trenle

    Parka dolalım
    Park bizi alır önce
    Seyrimizden bir sabah kazanır
    E
    ğri fakat daha çok eğrilmez bir şöförle
    Sayısız rampaya katlanır
    ya güne
    şten daha zengin
    sofraya diz çökeriz
    ya sen ku
    ş olup gitmeliysen bir trenle

    Oysa sergimize ku
    şlar gelir uzanır.

    beyrut