7 Haziran 2018 Perşembe

ÇAY SAATLERİ


...........................
Uyursam her şey daha da kötüye gideceği için uyumamam gerekiyordu ve her şeyi ( her şey?) kontrol altında tutabilirmişim gibi geliyor ve kötüye gidiyordu. Hava kelimeler yüzünden ve koku yüzünden, biraz da benim yüzümden ağırlaştıkça dahi olmadığıma üzülmeye başladım. Neden ben dahi değildim? Dahi olsaydım korurdum kendimi olan bitenden. Sevimli bir otizmin refakat ettiği bir dehaya hayır demezdim.
Allah kahretsin e mi! Dahi değildim. Güzel bir dalgınlığım yoktu. İlgisiz değildim. Hafızam sağlamdı. Tüm bunların bir eksiklik olduğunu zamanla anlamıştım. Evi dağınık, masası dağınık, aklı ve sağduyusu paramparça ama dehası pırıl pırıl biri olaydım keşke! Hatta tuhaf huylarım olsaydı. Mesela simetri hastalığım, mesela çizgilere basmadan yürüseydim, mesela dil bilimcilik alanında ya da harp teknikleri konusunda kendi çapımda bir uzmanlığım olsaydı. Havuça alerjim olsaydı keşke. Sıkıldıkça biriyle konuşurken öksürseydim ya da. Geceleri arp çalsaydım ve duvarımda Sokrates’in bir resmi olsaydı. Asla tavuk yemeyen ve yağmur yağdıkça göz nezlesine yakalanan biri olsaydım. Hepsi kabulümdü yeter ki dahi olsaydım. Çok sevindiğinde kekeleyen sevimli bir deha!
Değildim.
Savunmasızdım. Kendime yaptığımı kaçışlar solgun zekamı hırpalamaktan başka neye yarıyordu yavrucuğum? Marks’ı ve kumpirde ne işi var bezelyeleri aynı anda düşünmek, uyuyamadıkça Robert De Niro’nun izlediğim filmlerini kronolojik olarak saymak, 70 dünya kupasını kazanan Brezilya ilk on birini hatırlamak, en güzel kitap isimlerini yirmiden bire sıraya dizmek, paranoyamla baş başa eşiz sohbetler yapmak beni deha yapmıyordu.
Değildim.
...............................

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder