24 Aralık 2019 Salı

köpük


Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
Akşamla ebedi kızlar anne oldu.
Aynalara bakma, aynalar fenalık;
Denizi, sonsuz olanı düşün artık.
Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;
Oradayım hep ben, orada, derinde,
Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.
Ahmet Muhip Dıranas




21 Aralık 2019 Cumartesi

serenat






Yeşil pencerenden bir gül at bana
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına,
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana.
Tozlu yollardan geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen ağır
Goncanın altında bükülmüş her sak;
Seninçin dallardan süzülen ıtır,
Seninçin yasemin, karanfil, zambak...

Bir kuş sesi gelir dudaklarından
Gözlerin gönlümde açar nergisler,
Düşen bin öpüştür yanaklarından
Mor akasyalarla ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman
Işıklarla dolacak kalbimin içi..
Geçiyorum mevsim gibi kapından,
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.



Ahmet Muhip Dıranas

ENFARKTÜS



okur mektubu

19 Aralık 2019 Perşembe

pencereleeer önünde


"Sen 
vaktinden çok sonra gelen 
Sevdalı bir yağmur gibisin 
çisil çisil gözlerimden 

Sen 
çıldırmış şairlerin 
titreyen mısralarında 
bahsettiği perisin 

Pencereler önünde çürürken 
o güzelim yıllarım 
Hayalin 
gözlerimin önünde 
bize ağlıyorum" 

ve ben dinledikçe gülümsüyorum.

18 Aralık 2019 Çarşamba

rüzgar gülü


Kır evinin verandasında
bir rüzgar gülüne rastladım
insanmışcasına
konuşmaya başladım

dedim benim kadar yalnızsan
tek gecelik bir aşksan
omuzlarına abanan
bir anıdan kaçıyorsan

dibe vurduysan
ya da hala düşüyorsan

bir yaz günü
hiç bu kadar üşüdün mü
rüzgar gülü
hiç ölümü düşündün mü

hayalimdeki adsız kadın
sanki ağzımda tadın
eminim ki sen de
hep kendini aradın

evimin yolu beni unutmuş
otellerin soğukluğunda
tüm bu garip duygular
bir tür iç kanama

teoman

26 Kasım 2019 Salı

CANIMIZ





Canımız, kıymetlimiz, hatıraların, çocuklukların, sobalı evlerin, ana ocağının, bir odada bir arada olmanın 40 yıllık yoldaşı!

Büyük kelimeler,büyük aşklar, büyük davalar, büyük hüzünler, kavgalar,hayal kırıklıkları, sevinçler, kederler için kurduğum cümleleri senden neden esirgeyeyim?! Ki ben sana şiir de yazdım iyi ki!

Zamanla hayat dediğimiz sadeleşme çabalarının bir yerinde sen de yok muydun ey anamızın babamızın elması! Sensin, kırmızı değil, ekşi değil, amasya elması falan da değil, yoksulların ve orta sınıfın ey güzel elması!

Ve yine zamanla bizi uçuran her şey bizi aslında senden ve senin çağırdığın saadetten uzaklaştırdı. Bütün savaşlarını kaybetmiş yaralı bir kumandan gibi sana baktım ve neredeyse gözyaşlarıyla sana minnettarlığımı ifade etmek istedim. Netice itibariyle hart hurt elma yiyen canlılar olarak ne çok uçtuk, ne büyük laflar ettik, ne pozlar kestik! Ama sen her zamanki tevazunla elimizin yakınında durup bize vatan kelimesinin içinden, zamanların içinden baktın.

Yine oradasın, yine müşfik, sevecen ve cömertsin. Her şey geçip gitse de sen kalacaksın ve bize nasıl merhametle baktıysan bizden sonrakilere de kıyamete kadar kıymet dolu bakışlarla bakmayı sürdüreceksin!

Yaşa!

22 Kasım 2019 Cuma

sevgili hayalet


Dev kanatlarıyla çarparak taraçamıza
Günün birinde yıkıldı
Evin ve şehrin üstünde dolaşan
Hamiyetli gölgesi babamın
Avlunun ortasında
Düşerken ayrılıp -kocaman,
Dikenli iki kabuğa
Çiçek tarhlarının üstüne fırlattı
Küçük ve huzursuz ruhunu çocukluğumun
Kokular sürünürdü çünkü babam
Yaralarını çiçeklerle örtmek için
Bileyci çarkıyla sahneye çıkıp
Ve kör pıçaklarıyla
Yanıp giden bir dekorda bırakmış
Yürünecek yolları oğullarına
Ve atını balinanın karnında
Şimdi yüz sargılarından tanıyoruz hayaletini
Kanayan avuç içlerinden
Kırık sesinden
Konuşurken gıcırdayan iradesinden
Solungaçlarından zıpkınlarından ve iplerinden
Sırtındaki güzelim kum fıskiyesinden
(1985)
Cahit Koytak

20 Kasım 2019 Çarşamba

ruh


Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım, toprak altında bir mâden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran seyrine,
Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
Başımda açılacak fânilerin seması
Ve onların taprağa gerçek diye teması,
Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım, üzerine yalnayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletim upuzun çarşafında,
Gezeceğim, doğduğum evin odalarını,
Geceleyin, koskoca şehrin lâmbalarını,
Bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...
(1931)
Necip Fazıl Kısakürek

4 Kasım 2019 Pazartesi

ÖRÜMCEĞİN KALBİNDEN GEÇENLER


.................
SİS VARDI SABAHIN İLK AYETLERİNİN İÇİNDE AMA YİNE DE OKUNUYORDU. BOYNUM… O SOKAK…


Kabanım. düzyazının rabbi. muhatap. sis vardı yaprakların üstünde gizemli dudaksız öpüşleriyle. amorphis grubunun iki, placebo’nun iki şarkısıyla pencereden sokağa fırlayan kamçılar. bugün ölmeyeceğim. boynum…o sokak.

..............