4 Ocak 2026 Pazar

acılara tutunmak

 




acı çekmek özgürlükse
       özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
        bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
            savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
       başkaldıran dizelere

kavuşmak özgürlükse
       özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
           yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
            akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
        şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
       oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
          düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
      sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
           işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
       gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
       ayrı yörüngelerde 


acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
      acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
          özgürdük ikimiz de

Hasan Hüseyin Korkmazgil 

3 Ocak 2026 Cumartesi

KALPTEKİ HAYVAN

 



Yazmak da hatıra oldu. Uzun zamandır bana yazı yazdırmadı hayat. Yazmak çaresizlik haline geldiğinde, çaresizlik yazıya döndüğünde başta yoruluyor insan ki cümleler aşılacak dağlar gibi... Yazı yazan adam! Kimdir o? Ne yapıyor? Allah'a mı, kime yazıyor. Allah okuyor mu bunları? Yazı yazan adam dua ediyordur. Yazı yazan adam kendiyle konuşandır. Belki hep kendisiyle konuşmuştur. Savaşmıştır. Kalbindeki hayvanla savaşmıştır. 

Kalplerimizde bir hayvan var bizi yiyip bitiriyor. Fare gibi desem yetmez, küçük bir köpek, vaşak, kurt değil, sırtlan belki, kemiriyor, ısırıyor, kanatıyor, görünmediği için onu yenemiyoruz. Onunla baş edilmiyor. Onu verdiği acıdan tanıyoruz,ısırmasından, acıtmasından. Elimizi kalbimize sokup onu çıkarıp atamıyoruz. O devam ediyor, güzellik düşmanı. Şarkılar dinliyoruz onun ısırma seslerini duymamak için. Kan akıyor, akıyor, kan yayılıyor yüzümüze, kanlı yüzlerimizin hazin tebessümü ile bakıyoruz kendimize. Kendimize acıyoruz. Kendimiz olmaya acıyoruz. Kalp Savaş meydanı, onun av sahası. Kalp bitmiyor, savaş bitmiyor. Kalpteki hayvanla baş edemiyoruz. Sesleri duyuluyor bak, ısırma, kemirme sesleri. 

Yapacak hiç bir şey yok. Unutmanın afyonunu serpmek istiyoruz kalplerimize, hayvan onu da yutuyor. Gün başlıyor ısırık sesleri ile, hayvan oluşumuzu hatırlatıyor o sesler. Biz insan olan hayvanlar o kemirme seslerini duya duya anlıyoruz ki biz de dil ve zarafet sahibi ya da diyelim örtünen hayvanlarız. Küçük bir hayvan , Nemrut'un beynindeki sinek gibi, bazı asalaklar gibi bizi yiyip bitiriyor. O seslerle yemek yiyoruz,çay içiyoruz, yürüyoruz, işimizde gücümüzdeyiz. Kulaklarımız yeterince duysa dünya o seslerin cehennemi olacak. İyi ki duymuyoruz. 

Ben bunları yazıyorum o sesi duymamak için. Yazı bitince o sesle kalacağım. Yazıyı uzatmak istiyorum bunun kaçış olduğunu bile bile. Yazıdan da yükseliyor o kemirme sesleri. 

Başta bu hayvan sevimli bir kedi ya da köpek yavrusu, kuş misali yumuşak, güzelliklerle beslenen bir hayvandı. Hep öyledir. Onu besleyemedik mi nedir kalbe sığan bir canavara döndü. Besini kalmayınca,  kalbimizi yemeye başladı. Gece gündüz kemiriyor. Ona şiirler okuyoruz. Ona şarkılar ekliyoruz. 

Durmuyor.

1 Ocak 2026 Perşembe

GAM GÜZELİ

 


                                                                                         Annem için



İnsanlıktan çıktı mı aşka girer yal’nayak

Lügati paralamış yürek ki hala dilsiz

Niyet edip yattığı düşlerde onu sorar

Öyküsünü arayan bozkırlarda marşandiz


........

5 Aralık 2025 Cuma

DEDE KORKUT'UN ZAMANLAR AŞIP GELEREK AK ALNIMDAN ÖPÜP ANLATTIĞIDIR


 

Geldi Dede Korkut dedi Hanım hey!

Söyledi günlerin tez olduğunu

Gökçe donlu hayat dört mevsim sürer

Sonunun üç parça bez olduğunu


Göçebe bir ırmak anlattı bana

Yola çıktığında yaz olduğunu

Yalınç kayalıklar kızıl balıklar

Söylemiş vaktinin az olduğunu


Güz gelince düşen yaprağa bakmış

Obalar yurtluklar boyunca akmış

Kara yer üstünde çıralar yanmış

Anlamış kalanın köz olduğunu



.............


27 Ekim 2025 Pazartesi

camus ölünce sartre:

 



Dargındık; dargınlık -hiç görüşmeyecek bile olsak- bir şey değil; olsa olsa, içinde bulunduğumuz dar, küçük dünyada, birbirimizi gözden kaçırmadan ve birlikte yaşamak bir çeşit. Bu, onu düşünmeme, okuduğu bir kitap sayfası ya da gazete üzerindeki bakışını duymama ve kendi kendime ‘Ne diyor? Şu anda ne diyor?’ dememe engel değildi. (…) İnsanlık düzeni, bir düzensizliktir henüz; haksızdır, geçicidir, ölünür orada, açlıktan öldürülür; ne var ki, insanlarca kurulmuştur, onlarca ayakta tutulmakta ve savaşı yapılmaktadır. Bu düzende Camus’nün yaşaması gerekirdi.