12 Nisan 2016 Salı

KISKANIRIM SENİ O YOLCULARDAN

söylenmedik ne kaldı?
şu yazıya ağzımda sigaralarla koşturmaktan başka

SÖYLENMEDİK NE KALDI?
ACIMIZI SEVME İHTİSASINDAN BAŞKA?

söylenmedik ne kaldı?
şarkının bir tek dizesi uğruna uykuyu yakmaktan başka?

söylenmedik ne kaldı?
kalan 7 sigarayı bir yazıya sığdırmaktan başka?
eski bir gökyüzünün nankör bulutlarından dökülen pis yağmurlardan sonra
ayakkabılarımı acıtan adımların bana bıraktığı küllerden başka
bir şarkıyı sevmeye mahkum ruhların feryatlarının yanı başında kalmaktan sonra
müziğin sesini açmanın yaralara iyi ve kötü gelen taraflarından sonra
aşktan büyük bir merhamete koşa koşa saklanmaktan başka

söylenmedik ne kaldı
şu cümleler güzel olsun daha da bir bok istemiyorum demekten başka

1987
omuzları çürümemiş bir türkiye'nin yorgun ağaçları
kepenkleri gürültüyle indiren son bahar

söylenmedik ne kaldı
şimdi sen saçlarını bir yangına ortak eder gelirsin ağlanmamış bir hayal gibi
bulup bulup kaybettiğin bir allah'a tapmaktan başka
sen yürürsün virüs bulaşmış hatıralar yağar odaya
bir hayatın yarısı ihtimal can çekişir her kelimede
o,  AŞK, zaten bizi ezsin diye var şeytanın örsünde

söylenmedik ne kaldı söylenenlerin şiddetini daha da arttırmaktan başka
cümlelerin aklının seni götüreceği yerden başka

söylenmedik ne kaldı 
dayanılmaz güzelliği bir yok oluşun
zalim yaşamak isteği 

   Yazılacak tek bir şey kalmıştı ve ben ona niyetlendim. Bunun yaşanacak tek şey olduğu da düşünülebilir. Bunun bir sokağa, kaldırıma yazıldığı, küçük bir ağacın koruduğu masaya yazıldığı, eski sokakların omuzlarımıza döktüğü, OMUZLARIMIZA işlediği ruha yazıldığı, saçlarımın ağrısına, yüzümdeki şehre yazıldığı, bunun avuç içlerinde saklanmış gecelere, bir çantaya, kırmızı bir deftere, elektiriklere yazıldığı, heyecandan titreyen duvara yazıldığı, bunun otobüslerin alıp götürdüğü bir geçmişe, yıldızlardan parlayan geleceğe ve sonbaharın şimdiye işaret edişine yazıldığı, mektupların sonundaki sessizliğe yazıldığı söylenebilir. Kulaklığındaki şarkılara,kulaklığımdaki şarkılara, sessiz ev içlerine ve o ev içlerinde biriken anne seslerine, bakıldıkça güzelleşen çocuk yüzlerine, hatırasız bir denizin pencerelerimize kadar yükselmesine, parmak uçlarından taşan harflere, uzatılan şiire, susulan şiire ve her gece bir daha yazılan aynı şiire yazıldığı, bunun taşra akşamlarının birinde 90larda kaybettiğimiz gökyüzüne, mezarlıklardan yükselen dualara, ezan seslerine, bana bakan gözüne, yürüyüşünün daha da güzelleştirdiği şehre yazıldığı , bunu parmaklarımıza ve kalplerimize aynı anda yazıldığı söylenebilir.

   Yaşandığı söylenebilir; kar yağan soğuk odalarda, fotoğrafın bana bakan taraflarında, her yürüyüşte dilimden adımlarıma dökülen şiirde, zeplin resimlerinde, karanlık ve uykusuz mütemadiyen bana bakan bir şehirde, bir yığın ömürde, bir sesin çocukluk olup buraya taşmasında, dumanda, dağda, sudan fırlayan antiloplarda, kemiklerimde, bana açılıp kapanan kelimelerde, sık sık hatırlanan mektup zarflarında, şimdi burada ismi geçmeyen yalnızlıkta, ilanihaye…

  İsimlerini 3. kez buraya yazarken çocukluğumuzdan kalma bir sokak bana sesleniyor. Kazıya kazıya bulduğum bir şey, bir şarkı, bir kağıt, bir yaprak, iki bardak çay, bir masa, tahta kapı, kuzguncuk’ta güneş, beylerbeyi’nde deniz, florya’da ikindi üstü, buralarda yağmurda parlayan otlar, bir kedi, annemin elleri,  ıslık çalan tramvay, bekleme odaları, kekeme bir kalp, ağzımdan taşan ırmak, yarınki gençliğim, cennette bir damla su, git gide berraklaşan iman, namaz vakitleri, bir türkü,  sıkılmış yumruk, 

söylenmedik ne kaldı
çocuklarla bir olup türkiye'yi sevmekten başka
hiç yaşanmamış ve yaşanmayacak hiç yazılmamış ve yazılmayacak hiç görülmemiş ve görülmeyecek hiç öpülmemiş ve öpülmeyecek  1 dudak 1 mayıs 1 kirpik 1 kalem 1 koku 1 korku 1 kamaşma yağmurun öte tarafları 1 jilet 1 gemi 1 düş 1 düşman 1 iğne kan şehre örtü gibi gerilen şiir 

söylenmedik ne kaldı
hala aşk demenin utancını yaşamaktan başka

kendine bir geçmiş uydur
sonra onu sev
dilin bir küfrün güzelliğiyle parlasın

senin küçük kahrolası kalp atışların
senin büyük Türk ŞİİRİN

O büyük kimsesizliğin Büyük Türk Şiirin senin dağların
Neden dağ?
Neden güzel yüzü değil karının elleri boncuk boncuk çocuklarının
Neden annenin saçından bir beyaz tel
Neden babanın ezan okurken gür sesi
Neden Akdeniz’de boğulmuş bir sevgili
Bende acı çeken insanlar var

Senin Türk Şiirin dinmeyen kavak ağaçlarıdır
İntihar etmiş sokak lambalarıdır gece ağaçlarına
Ağlayan bir çay bahçesidir gençliğinin
Yoksul çocuklarıdır halkının dizleri kanayan

BÖYLE DAĞINIK böyle güzel böyle usul usul
sesi duyuldukça varlığı anlaşılan derin sular
yorgunluğun dağ olmuş sana bakıyor

senin Türk Şiirin sıcak bir ekmek gibi ağzında onun
















2 yorum:

  1. Kalbin o pamuktan çeperlerine Çatal dilli ve pıtrak şiir yazı boyunca girip çıktı girip çıktı. Şiir değil Manifestodur.

    YanıtlaSil