1 Temmuz 2016 Cuma

ÇAY SAATLERİ









   “ Cenazemde iki yüz dostum bulunacak ve sen de mutlaka mezarımın başında bir konuşma yapacaksın.”

Thomas Bernhard.


   ‘bu zaman kötü\onu biz seçmedik\içinden geçip giderken mesafeler kurmak istedik\izlerimizi gidip uzaklara bıraktık\hassas bir terazide tarttığımız kelimeleri seçtik\yunduk\öyle yerleştirdik kurduğumuz cümlelerin arasına\bir anlama vardığımızda\hakikata dokunduğumuz an durduk ve bekledik\öylesine yalan yanlış yan yana getirilmişti ki bizden önce her şey\korktuk o yığına bir yaprak da bizden eklenir diye\telaşımızı durmadan diri tuttuk\bizim günlerimiz böyle geçti.’

Enis Batur.



   Üzerinde uzun uzun düşünülmüş bir yalnızlık bu dedim ona.yalnızlığımın, düşündüklerimin ve yaşadıklarımın MI hayatımın mı edebiyatın mı dahası edebiyatımın mı bir parçası olduğunu bilmediğimi söyledim.ben dünyaya geldim ve sonra bir şey oldu.bir şey oldu bir şeyler oldu.ben hep onu anlattım aslında.ben hep onu anlatamadım aslında dedim.dünyanın bana verdiği kelimeleri o niyetle kullandım..yaşamak ciddiye alınması gereken bir eylemdir ve bunu anlatmaya çabaladım dedim.duygusal olmak ve edebiyatla uğraşmakla yaftalandım ama bu doğru değil dedim.gerçekçi olmak dedim gerçeğin diplerine nüfus edebilmektir tüm yaptığım.bunun da başka bir yolu yok dedim.kendimi 24 saat bu disipline tabii tuttum ve uykularım bile kaskatı benim dedim.bunlar edebiyat değil dedim sesimi yükselterek.ruhumu böyle terbiye ettikten sonra çok ciddiye aldığım hayatıma başlayabilirim gibi geldi.

    Ama bunun bir sonu olmadığını görebiliyorum. bu disipline iman ettim. bu inanç bende öyle sağlam bir şuur haline geldi ki bunun hem yoran hem de canımı besleyen bir azık olduğunu fark ettim. Allaha inanmanın yolunun da buralardan geçtiğini söyledim.Allaha ve hayata inanırken neye inandığımı anlayabilmek istedim hep.bir görüntünün bir hissin bir düşünmenin bir aşkın iliklerine kadar nüfuz etmeyi kendiliğimden öğrendim.çünkü bunun başka bir yolu yordamı olamaz.bunlar taklit edilemezler.ve ben ne vakit başkaları gibi yapmayı taklit ettiysem başaramadım.ben bir sevgili bir oğul bir abi bir arkadaş olamadım çünkü nasılını bilemedim onların.beni sımsıkı bana ve anlattıklarıma bağlayan unsurlar hiç kaybolmadı ve ben onlarla mukayyettim hep.bunun bencillik olan tarafını kusur olarak görsem de sanırım bencillik insanın sürekli kendisi olmasıydı.artık buna üzülmüyorum.biriyle bir şeyler paylaşma krizleri tuttuğunda kendimi yargılayıp temize çıkardıktan sonra bunlar da zaman da geçip gidiyor.

   Hayrete benzeyen bir hal. anlatma telaşı ve anlattıklarımın yüzümü oluşturduğunu heyecanla fark ettim.başkasına söylemeye çalışırken hep sırıttılar ama.o kadar bana has o kadar bana aittilerdi ki ben bunlarla kalakaldım ve sadece kendi kendime coşkular hüzünler ve kederler duyabildim.yazarak kendime anlatmak kendimi anlatmak belki de benim çıkmazım.ama başka türlüsü gerçekten elimden gelmiyor.hayatım da hayallerim de benden başka herkese kapalı.bunları birkaç arkadaşa yollamaktaki asıl amacım zaman zaman çok güzel yazmışsın lafını duyup içten içe sevinmek olsa da daima şu:ben bunlardan bahsediyorum ama mesele bunların ötesinde.yaşamak meselesi bu.ben böyle bakıyorum ve acaba bu nasıl?sizde olmayışına şaşırmalı mıyım? sizde yoksa bende bunların olması beni uğuldayan bir şey haline getiriyor.bazen taşınmaz oluyor ve ben kendimi kullanarak bu yazıları yazıyorsam siz de okuyarak ve beni kullanarak böyle baksanız bundan bir ferahlık umabilir miyim? tabi sonra asıl mesele doğruları elden bırakmadan güzel bir metin ortaya koyma telaşına karışıyor. işte karışım!ben buyum ve bence hayat da bu!bunları ne şikayet ne edebi mızıltılar ne kendini bir şey zannetme olarak görmemenizi dilerim diye ekledim.ve çocukça bir kırılganlıkla başkalarında bunları görememek bunlarla yalnız olduğumu daha sert hatırlattı.ama şikayet ederek söylenen bir yalnızlık değil.uçlarda yaşayan herkesin tahammül edebilirlerse bu yalnızlıkla tanışacaklarını ve kendilerini bu yalnızlıkta çırılçıplak görebileceklerine eminim.duyguların ve düşüncelerin dibinde hakikatlı ve esaslı bir yalnızlık var çünkü.

   Bazen yalnızlığını bir kenara bırakıp başkasına açılırsın bazen de başkasını bile yalnızlığının bir parçası haline getirirsin. yalnızlığının kelimeleri ve kulakları olurlar. bu böyledir.bu kabul bir denge sağlar.bir sessizlik edinirsin bundan.bu dengenin beni ayakta tuttuğunu görebiliyorum.yazarken bu dengeyi her kelimede sağlayabiliyorum.harcı alem laflarla yaşanacak ve geçiştirilecek bu hayatın belini doğrultmakta hala inad ediyorum.ne kendimden ne başkasından beklediğim öneri ve çözüm yok.ben sadece kimsenin bana böyle şeyler yazmamasına şaşırıyorum.acaba yanlış mıyım diye sorup eğer yeterince sağlam ve güçlü değilsem kendimi fena halde hırpalıyorum.neyi kaybetmemeli neyi gözden çıkarmalıyım bilmiyorum.öyle veya böyle nice emekle nice güzel ve berbat yalnızlıkla oluşmuş Süleyman unutmazı gözden çıkaramadığım gibi hayatı da çöpe atamıyorum.öyle küçük sevinçlere sahibim ki ben bilE şaşıyorum buna.dersen ki ne kendini ne hayatı ihmal etmeden de yaşayabilirsin.bunun benim için çok zor olduğunu günden güne kendim olup kendime saplandıkça anlayabiliyorum.bildim ki aşkın doruğunda bile kendisiyle karşılaşan bir insanım.belki insan değilim.soğuk ve mesafeli bakışlarım beni hayat dışı bir varlık haline getirmiş olabilir.kendini ve yazdıklarını bile yerin dibine batıran bir kişi daha var içerde.galiba asıl kavgam onunla.kafan karışmasın.ben yazı ve hayat sonra başka bir ben.soyut deyip dudak da bükme.yazdıklarım yalan değil.gerçek dediğimiz şey her ne ise oradan fışkırıyorlar.adım atar atmaz bir insanı görür görmez başlıyorlar.


   Sen ne güzel dedin:aslında okuyunca yazacak ne kadar çok şey olduğunu fark ettim.diline sağlık.bu muhteşem bir armağan aslında.bu zenginlik olduğu müddetçe hayatta can sıkıntısı çekilmez çoğu vakit.ama dediğim gibi çilesi de vardır.teorik ya da platonik aşklarla malul olursun.bu mekanizma nasıl kurulmuştur nasıl işler önce yazı şövalyesi olup kendine hayali ya da en gerçeğinden sevgili mi yaratırsın yoksa sevgili oluştuktan hazırlandıktan sonra mı onu ulaşılmaz yaparsın bilemem.böyleleri böyle yaşar diyelim.dilinin ucunda günaydın deme isteğiyle kalmak vardır.ama güzeldir.herkes konuşur sen kızarır bozarsın.ama güzeldir.kendine hakaretler yağdırırsın böyle olduğu ve böyle olduğun için.ama güzeldir.çünkü bilirsin ki büyü bozulursa çekeceğin sıkıntı iyi değildir.o öyle kalsın.bu abartı bu yanılsama içinden gördüğün bu güzellik hayal perdesinde yansımasını sürdürsün.tersini de isterim ama dediğim gibi sonrasını biliyorum….her düğüm bütün hayatıma atıldığı için bütün arada kalışlarım sonsuzdur benim.her güzellik bizi kendine ve başka yerlere çeken bir ideal halinde kalmalı.onu da kaybedersek elimizden beş para etmez bir olgunluk  ve yorgunluk kalıyor.buna tecrübe deniyor ve hayata yenilmenin telafisi olarak kullanılıyor.olgunluk ve yorgunluk ne kadar yakın durdu birbirine.yakıştılar da.ama ben bütün hayatını bir şey için feda edenleri severim.adamak önemli.uğruna hayatlarına yazık ettikleri yalan bile olsa.allah yazarları ve şairleri bir denge unsuru olarak yarattı.bunlar dümdüz insanlara dümdüz insanlar bunlara baktıkça hayatın dengesi kuruldu.aradaki çatışmaların doğurduğu her şey güzel.


   Fildişi kulemde her gece demlediğim çayların içi bunlarla dolu. arabeske bayılıyorum.güzel bir şiir için ruhumu feda edebilirim.sigaralar beni öldürdükçe makbul.hep telaşlı ve heyecanlıyım.hep heyecanlıyım.kasıntı olabilirim.ama yalancı olmadım hiçbir zaman.sırf güzel olsun diye yalan bir cümle kurmadım.zaten kendi doğrularım beni ben yaptı.ama o bene baktığımda dünyaya yeni gelmiş ve yolunu bulamayan birini görüyorum.sevdikçe okudukça ve yazdıkça sessizlikler biriktiren bir ben.yazdıklarım sessizlikleri anlatmak.anlatmaya gücümün ve kabiliyetimin yetmediklerini yarınlara saklıyorum.belki hiç anlatamam.belki anlatsam da bitmez.öyle bir sessizlik ki ne söylesem güzelliğini bozabilirim.öyle bir sevgi ki dokunsam yok olabilir.öyle bir hayat ki yaşansa da yaşanmamış sayılır.


   Kimse kimseyle gerçekten konuşmuyor.konuşulacakları aşmış olduklarından mı?hayır.konuşacak bir şeyleri yok.tek yaptıkları vakit öldürmek.birbirlerine sundukları koca bir hiç.onların arasında bulunmak bile zararlı.sonra insanları sevmemekle suçlarlar seni.yaşadıklarının farkında değiller ama sorsan her şeyi bilirler.bin yıllık yanlışlardan kurdukları hayatın içinde sebzeler gibi yaşarlar.gerçekçi ve olgundurlar..bolca akıl ve nasihat verirler.kafayı yemişsin falan derler.hiç bir şeyi dert etmemişlerdir ıvır zıvırlarından başka.bir meseleleri yoktur.şaşırmazlar.geçek mutluluğu bilmezler.herkes gibi olmanın ruhu nasıl boğduğunu hissedemezler.hayatları geçerli olmadığı gibi onların ölümleri de geçersizdir.çoktan ölmüşlerdir ve bazı boşlukları doldururlar.bakın bu hayat bu kadar değil başka bir hayat daha var ve asıl yurdunuz orası desen anlamazlar.kastettiğim öbür dünya değil.bu dünyanın içinde bambaşka bir hayat daha var biraz geri çekilip bakın.ama hislerin eğitiminden geçmedikleri için doğuştan hayatları kaymıştır onların.dolayısıyla benim onlarla hiç işim olmadı olamaz da.evet insanları sevmiyorum.onlara benzediğimde kendimi de sevmiyorum.


   Hastalık bizi ölümden korur. arada hastalık olmasa ölüme adım atabiliriz.ölümle aramızda bir perdedir hastalık.ağırlaştığında ölürüz.demek ki öldürmeyen her hastalık bir nimet.saydıklarım beni öldürmeyen bir hastalık diyelim.ama ya olmasalardı?ölürdüm her halde.ölümü kullanmak yazının fiyakası niyetine değil.ben ölümü bile hayatım için kullanıyorum.olması gerektiği gibi yani.
Karanlıkta ıslık çalanın ıslığını duyan yoksa bile o ıslık çalmayı sürdürür. kendini kandırdığını bilir.bu yeter.7 yıldır yaptığım bu.ama ben korkudan çalmıyorum ıslığı.ve kendini kandırmak da kötü değildir.hepimiz bunu yaparız.johnny depp bir röportajında demişti:
”BEN HEP KAYBEDENLERİ OYNUYORUM ASLINDA. TANRIM… HANGİMİZ DEĞİLİZ Kİ!”


   Böyle sürüp gidecek. yazarlar hikayeleri için kahramanlar yaratırlar.ben ise Allahın yarattığı bir kahramanım.hem o hem de sen okuyasın diye kendimi koyuyorum ortaya.sanırım ben onlardan daha dürüstüm.yalan yok.hepsi gerçek.yaşadığım gibi.bazen ben yazan oluyorum,bazen her şey birbirine karışıyor yazdıklarımı oynadığımı fark ediyorum.ama bu ne zaman başladı bilmem.dediğim gibi bi şey oldu.o neyse artık ben onun ellerindeyim.

   Yazdıklarına yazdıkça inanan.
   Yaşadıklarına yazdıkça inanan.
   Yazdıklarına yaşadıkça inanan.
   Yazdıklarını yaşayan ve inanan.

   Farkettim ki hayatım hikâyeler kadar gerçek. hikayelerin gerçek olmadığını biliyoruz. ama yine de okuyup inanmayı sürdürüyoruz.çünkü hayatlarımızın da iyi bir yazar tarafından yazılmış güzel ve anlamlı bir hikaye olmasını dileriz.ama ne yapsak öyle olmaz.ve hikayelere kaçmayı sürdürürüz.kim hayatının güzel bir hikayeden daha güzel olduğunu söyleyebilir.değildir çünkü.hikaye kurgulanan bir şeydir.hayat öyle değil.bütününü görüp güzel olmadığını fark ederiz.


   Ben bütüne bakmamaya çalışıyorum. ve kurguladığımda yaşarken mutlu etmeyen her şeyin yazarken güzel göründüğünü fark ediyorum.böyle her anın üzerinden kelimelerle bi kez daha geçtiğimde içimi kaplayan doluluk ertesi güne kadar yetiyor.her gün her şey yeniden ve hiç yaşanmamış gibi başlıyor.ve ben yeniden başlıyorum dağıttıklarımı toplamaya.zor değil mi?

   Kolayının ne olduğunu zaten bilmiyorum.


Eski zamanların birinde bir genç prensese aşık olmuş.prensese haber vermiş onunla evlenmek istediğini.prenses
                de bütün prensesler gibi kendini bir bok sanıp
       ona şu şartı koşmuş:eğer 100 gün
     boyunca penceremin karşısında
    beklersen senin olurum.(verceksen
ver işte ne zorluk çıkarıyosun!)
ama bizim aşık kabul etmiş.
 beklemeye başlamış.
yağmur çamur
açlık soğuk
dememiş
beklemiş.
ve 99.
günün
so
nun
da
çe
kip
git
m
i
ş
.
                                                                                   




 1 Kasım 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder