8 Mayıs 2016 Pazar

İTİRAF YARALAYICIDIR.


                                                               


                                               1


     Bazen birbirimize mal mal bakıyorduk. Birimiz başlasa diğerimiz dökülecekti ama 7 dakka falan sustuk. Aslında konuşuyorduk da sessizce ama. İlerdeki balkonda iki kişi sigara içiyordu. Oğlan kızın da sigarasını yaktı. Ona baktık. Balkon demirine baktık. Demirin pasına baktık. Duvarlara afişlere ve mukadderata baktık. Şehir bizi sakladı. Sokak karıştı araya. Ben tuvalete gittim aynada onu gördüm. Mahzundu. Belki de ağlamaktan yana bir üslup geliştirmekle sükuna bel bağlamak arasında tren çığlıklarıydık. Coğrafya emanet bir mektubu yemekle meşguldü. Hayat fareler krallığı, biz topraklarını yitirmiş iki kötürüm prenstik. Kız da aramızdaydı ve en çok onu görüyorduk. En çok o vardı amk yerinde. Onu dansa kaldırabilirsin dedim. Dansa kalktıklarında gece başladı. Rengarenk  ampuller  parladı. Onlar birbirlerine yakışıyorlardı aslında. Ben ağırlaştım.

   Oturdular. Aynı anda kızın sigarasını yaktık. Benim çakmağım daha ateşliydi. O çok mesuttu. Ben gitmeli miydim. Ayna bana sustu. Masada hala önüne bakan bir gençlik buldum. Kelimelerin bize taarruzundan söz ettik. Her şey ne kadar sembolikti tanrı.

   Mahremiyet beni daima heyecanlandırmıştır dedim.


   Kusmaya başladık. Sessiz harfleri o kustu. Ben alfabenin geri kalanını. Şimdi şiir halinde parlayıp sönebilirdik. Annelerimiz bizi seviyordu ne de olsa.

   Neyin davası olmazsa onun sancağında kaldık ayrılırken. Hayat şimdiden bağırmaya başlamıştı bile. Espri yapamadı. Kelimelerin ruhu varsa şakası da vardır takma dedim. Takmam dedi. Profilimi ayarladım. Bir zamanlar aynı kişiye âşık olanlar başka hangi konularda aynıdırlar acaba demedim. Ama insan karmaşası meyve sunmaya başlamıştı bile. Allah’ın kitabında kaç sayfa tutardık bilmiyorum ama oraya ayraç koydum. İçinden denizler akan o sıkışmış dolu kelime bizi de yuttu işte.

   Ayrılırken ona sarıldım.           

   Kelimelere.  

       
                     2.  İTİRAF YARALAYICIDIR.

   18 yıl sonra, her kış okumaya niyet edip edip yeterince huzursuz değilim henüz deyip okumayı ertelediğim KARAMAZOV KARDEŞLER’i bugün elime aldım . 18 yıl beni ne İvan ne Aleksey ne de Dimitri yaptı. Belki hepsinden bir parça, belki hepsinden, onlar olmaktan korkan biri oldum. Belki Dostoyevski okumaya daima hazır bir huzursuzluk oldum çıktım. Başka fırtınalara bakıp kendi görece sakin limanımda, huzursuzluklarımı örtbas ettiğimi zannederek kitabın satırları arasında dilimlenmek belki karanlık ruhuma iyi gelir. Belki bunların bir kısmı bende de var deyip yazar ve kahramanlarıyla sessiz konuşmalar yapıp kendimi yüceltir ya da yerin dibine batırırım.

   18 yıl önce Oda Yayınları baskısı KARAMAZOV KARDEŞLER’den aklımda kalan tek cümle baba Fyodor’un “ Cehennemin tavanına asacaklar beni! ” cümlesiydi. Cehennemin tavanı, eğer varsa, geçen yıllar boyunca o kadar alçaldı ki kafamı kaldıramaz hale geldim. O günden bugüne yazamadığım romanı parça parça şiirlerime koydum. Ne onlar kadar babasıyla kavgalı, ne onlar kadar sarsıntılı bir ömrüm oldu; ama hep o özü , içimdeki Dostoyevski’leri, İvan’ları ve diğerlerini hissettim. Sadece kuvveden fiile çıkmadılar. Çıksalardı ve benim içimdeki taşkınlıklarla baş edemediğim fırtınalı bir hayatım olsaydı daha mı iyi olurdu? Belki tam anlamıyla Allah’ı ya da Allah’sızlığı bulduğum bir tür arınmışlıkta daha mutmain bir hayat sahibi olurdum.

   Memnun değiliz. Coşkularımızın ve inançlarımızın öksüzlüğünden şikayetçiyiz. Yalnızlıktan ve yalnız olmamaktan doğan sıkıntılarımız, azaplarımız var. Annesiz, babasız ve inançsızız. Ne dünün ne yarının sahibi olarak şimdinin bataklığındayız. Reklamların mütemadiyen aşağıladığı milyonlarız. Sanki bizim yerimize acı çekmiş ve yazmış bir Rusun mirasını sanal ortamlarda fotoğraf altı yazılarıyla paylaşıp konforumuza alet ederek güya acı çekiyoruz. Hepimiz kendi yer altımızda yeryüzünde “yaşayan” ya da yaşayan insanlara lanetler okuyoruz. Herkese ve her şeye düşmanız. Kendimize düşman olacak kadar savaş vermedik henüz. Veremeyeceğiz de. Bizler bilmem kaç yıllık insanlık tarihinin artıklarıyız.


                                               3       

   Kalbinin ne kadar yakınında durursan o kadar yabancısı olursun bu hayatın. Birlikte oluşturduğumuz o eski yalnızlık gittikçe bir masal ülkesine benzemeye başlıyor. Bizler yalnızlığımızdan şikâyetçi değiliz. Bizim şikâyetimiz yalnızlığımıza uğrayıp gidenlerin bizi tam takır bırakmaları. Onlar anlamamışlar demek ki bizi. Yoksa gidemezlerdi. Ama üzülmemeli. Hayatlarımızın a planı bambaşkaydı. O olmadı. Ve ben yıldan yıla daha iyi anlıyorum ki b planımız buymuş. Bence hiçbir yanlışlık yok. Ancak böyle olmalıydı. Budur. Hep böyledir. Mesele yok aslında.

    Hem şu da var: kendini sonsuzluğa mal etme fırsatı hala taptaze duruyor. Bizim o derin karanlığımız pek çok aldanışa kapısını kapattığı için bizim elimizdeki tek koz. Biliyorum yürekte kırgınlık her şeyi eksik gösteriyor. Ama şunu bil ki, başka türlü olamazdı. Aşkı mahvetme gücüne sahip olduğumuz için ben ikimizi de çok seviyorum. Aşk birilerinin kendini ifade edip için de yok olup gittiği bir zeminken, bizim için aşıp geçtiğimiz ve artık kendimizi daha sağlam hissettiğimiz bir geçiş süreciydi. O bitti. Hayır, zaten hayatta yavan bir şeydir neticede. Aşk bitse de bitmese de öyledir. Hayat bir kelimeye hapsolmayacak kadar büyük. Biliyor musun ki, bizim gibi yirmi metrekarelik hayatları olanlar için hayat onların aşk ve meşgale dolu hayatlarından daha büyük. Biz hiç hayatın içinde eriyip yok olmayacağız.Allah’la aracısız konuşabilen kaç kişi var ki şunun şurasında. Bırak onları. Baksana yaşamak için nelere muhtaçlar. Ne kadar zayıflar. Onları küçümse.

     Onlar asla göremeyecekler yanı başlarında uğuldayan sonsuzluğu. Onlar bilmeyecekler kelimeleri sevmenin sonrasız güzelliğini. Sen ve ben birbirimize atılmış iki düğümüz. Bilinçlerimizin bu bitmez alış verişi bizi hep diri tutacak. Senin o görkemli kaybedişin beni incitse de ben bunun böyle olacağını zaten hissetmiştim. Hep böyle olur. Artık kurduğun her cümlenin bedelini ödeyeceksin. ve bedeli ödenmiş cümlelerle konuşacak, onlarla susacaksın. Sen ve ben aynı sessizlikteyiz. Allaha en yakın sessizlik hayal kırıklığına uğrayan güzel kalplerin sessizliğidir. Bunu unutma. Şimdi öyle sus ki senin susuşun yeryüzünün nabzı olsun. 

    Gözlerinden öperim.

   
sadık hizmetkarınız

soren  kierkegaard             


                                                    4.


                                                       5.                 




   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder