26 Nisan 2016 Salı

MUTTASIL

    

Birbirimizin yüzünde kayboluyoruz. Hayır, bu son cümleydi.
Önce içimi ferahlatan bir şeyler buldum, uydurdum.
Sokaklar aktı düşüncemden. Uzaklaştım. Sustuğumun da farkındayım.
Lokalin bahçesinde küçük bir havuz var ve zamanı bahçe kapısının dışında bırakmaya yetiyor.

Cümlelerim neden sessiz?

İhtiyarların bütün yüzleri bana nasihat eder gibi bakıyor. Hiç birinde “aferin” tebessümü yok.
Şimdi çayımı içerken bir sigara yakacağım diyorum.
Çayımın ilk yudumundan sonra sigara yakıyorum.

Aklımın gerisinde şiir artıkları ve kendimi aradan çıkarabilirsem anlatma ihtiyacı yalan da olsa bir öykü…
Biliyorum ki masadan kalktığımda tek başınayım.
Umut ederken bile sessizce ve herkesten saklarcasına, bağırsa bütün kötülükler ve aksilikler duyacak da umudunu gölgeleyecekler sanki…

Yazmak ortaya bir şey koymuyor. Karışık bir halin varlığına aracılık ediyor yalnızca. Geceyi beklemek…

Mutfaktaki eşyalar kıpırtısız duruşlarıyla bile zihnime abanıp gürültü yaparken, benim gecem yıldızsız, harfleri saymazsak.

Birbirimizin yüzünde kaybolurken yüzlerimiz de birbirine karıştı. Meselenin etrafında dolandık durduk. Belki mesele de yoktu.

Var olmak, ruhlarımızı mütemadiyen kesen bir bıçağın iç kanamasıydı. Hep olduğu gibi…

Bağırsak ve herkes duysa, koşup gelse, “hayır, bildiğiniz gibi değil” deyip kaçardık.


haziran,2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder