30 Nisan 2015 Perşembe

YOKLUĞUN KALBİNDE



Dün eski sınıfıma girdim. Sınıf da eskiyor ben gibi. Bakışlarım gibi. Böyle saçma hüzünler ancak beni bulur zaten. Şimdi yazıya heyecanla hazırlarken parmaklarımı klavyeyi bulutları birden korktum ki yazı uçacak başım zonklayacak ben biteceğim pilim.

En son ne zaman yazdım? 2,5 ay olmuştur. Sık sık “çoktandır yazı yazmadım, yazı niyetine başladıklarım şiir olup çıktı” diye düşünüyordum. Bu düşünce midir? Aklıma düşen her şey düşünce midir?

Adamlar “geçmiş günler gelecek” demişler X Men filminin sonuncusuna. Ne güzel. Ne dolu. Ne çapraşık. Prizma. Ne güzeldi Paul AUSTER okuduğum sonbahar. Ben mutluydum ve farkında değildim diyorum. Ben daha büyük bir mutluluğu beklerken kendimi mutsuz sanıyormuşum meğer diyorum. Eve dönüyorum yeşiller parlarken. Evde uykular buluyorum ölüm kokan. Gözlerin duvarlara gerili bazı şarkılarda yanıyor diyorum. Şiir çok güzel diyorsunuz ölüyorum diyorum. Ölüyorum diyorum şiir çok güzel diyorsunuz. Parmaklarımın telaşından başka ne var diyorum soru zannediyorsunuz.

Ellerim yaşıyor doğru ben şüpheli. Cümleleri geçip geçip imgeye şiire çıkan yollar var. Cümleyi küçümseyen ama sağlam bir cümlenin aklına da ihtiyaç duyan. Sınıfa girdim ama çok da duramadım. Mutluymuşum ve nankör. Şimdi al bu mutsuzluğu da kullan Allah’ın belası sesleriyle merdivenler merdivenler…

Sesin içinde. Orada yaşamak. Kıblemiz ses. Ses bizi yönetiyor. Sesi günü dolduruyor. Şimdi kendime acılar çektiriyorum. Büyük Türk Şiiri için mi? İstemesem de öyle. Ezilen kemiklerimi etimi beynimi onun harcına…

Sınıfta hayaletler dolanıyordu. O zamanlar “mutluluk da bu muymuş daha esaslısı olmalı”larla yok ettiğim zamanlar manzaralar. Sakın ama o soruyu sorma. Bir kere sorarsan varlığın bile tartışmaya açık.

Ve fakat yalana dokunma. Güzel yalanlara dokunma yazıya dokunma şiire dokunma. Şarkıya dokunma. Geçmiş günler gelecek dokunma. Her şey şok güzel olacak. Güzelliği alt ettiğinde her şey çok güzel olacak. Başka bir güzellik fışkıracak toprağından. Yalan mı? Olsun dokunma.

Güzel günler var mıydı? Belki yoktu da. Belki vardı ama düşününce yok oluyordu ve belki yoktu da hissedince var oluyordu. Şimdi nereye gittiler? “şu batan güneş nereye gider?”

Ben her şiirimin içine bir yaz resmi koydum.
Ben her şiirimin içine Akdeniz’e açılan odalar koydum kapılar.
Her şiirimin içinde bir gerilim var ki o yaz günlerinden kalan ancak öyle yazabiliyorum.
Ben her şiirime başladığımda uçaklar gökyüzü cam kenarları dağlar bulutlar ve içi boşalmış ama sıcak bir deniz var aklımda.
(Akdeniz özel bir isimmiş.)
Şiirimin içinde bitmeyen bir gerginlik var ki ancak ölünüyor.
Ancak doğuyor o nankör o şerefsiz şiir bu yarılmadan!
Ben her şiirimin içine o şarkıları o sesi o yolculuğu o eski güneşi o yaz denizlerini ve dudaklarını koymasam
Kandan sesler çıkaran mevsimi
Nalbantlığımı
Kadınlığını

Güzel günler ne demek?
Güzel günler var mıydı?

Sınıfa girdim ve üç yıl önce
Ve 2,5 yıl önce
“Bir piknik yer altı gençliğine gözlerin”
Ve zulüm dikenli ağaçlarıyla beni keşfettiğinde

Allah kahretsin yaa! Gene şiire kayacak bu aşağılık sanat!

Gün ne?!
Güzel ne?!
Ben kimim?!
Neye iliştirdim kendimi?!
Kimdik biz?!
Adi felsefe!

Sen şarkılar dinlerdin ben sen bestelemişsin gibi
Sen yazılar yazardın ben kendim yazmışım gibi
Hayallerim çürürdü ama sen gelecekmişsin gibi
Sen cümleler kurardın bana bakıyor gibi
Ben seni beklerdim ama sen beni bekliyormuşsun gibi

Birbirimize akardık aşk sanki varmış gibi

Güzel günler var mıydı?
Güzelliğin boyadığı günler gözüme güzel mi göründü?
Aktı mı makyaj?
Her şey çirkindi de güzellik makyaj mıydı?
Kaç kişiydik?
Kimimiz öldü?

Nedir güzel?
Güzellik doğal çirkin hormon mu?
Ya da tersi mi?

Güzel günler var mıydı?!

Şimdi bir yazıyı düzeltmekten ve daha pek çok şeyi düzelttiğini sanmaktan….

Güzel günler var mıydı?




1. bölümün sonu.







27 Nisan 2015 Pazartesi

SONRA DA ÖLDÜM



18 yıl önce sezai karakoç'a "cemaat hakkında ne düşünüyorsunuz" dedim. "islama faydaları yok devlete adam yetiştiriyorlar" dedi.bir gün sefa kaplan'ı aradım "iyi ki mecusi günleri'nin yazmışsınız, cennetliksiniz" dedim. "demek ki boşuna yazmamışız" dedi.bir gün ismet özel'e "iyi ki varsınız, allah sizden razı olsun" dedim. "amin, cümlemizden cümlemizden" dedi.bir gün jack landon'ın "martin eden"ini okudum. hala yanımdadır martin eden.bir gün orhan gencebay dinledim ve aşık oldum. sanki aşık olmam gerekiyor gibi geldi.bir gece haşim'in "sensiz"ini okudum ve sabaha kadar uyuyamadım.kürdistan'da ve mersin-tarsus yolunda yolun kanadığını gördüm bir gün. bir gün enis batur'u aradım ve ona "yolculuklar kuruttu içimi enis" dedim.bir gün beylerbeyi'inde cahit zarifoğlu'nun ruhunu gördüm.

sonra da öldüm.

24 Nisan 2015 Cuma

iki kişi için suç müziği


beğenmeyenler olacaktır ama ben ukala bir ömür çıkardım işte şapkamın içinden
kıvılcımın yangına dönüşme arzusu belki, içimdeki bütün körlere çelme takma isteği 
her kadının kokusunu ayrı ayrı duymam, her otobüste kavga çıkarmam belki hep bu 
göz altlarımı çizdiğim kemik saplı çakıyı nehre bıraktım 
bileğimdeki kaşıntıyla kendini ele veren kanın çağrısını 
çocukken dinlediğim bir masalla yatıştırdım
işte bir çentik daha dünyaya upuzun kurt bakışlarımla
size de anlatır belki gecemi üzgünlüklerle dolduran rüzgar 
martılara hikayeler anlatarak sakinleşebilen bir adam olacağımı bilmeden sonunda 
-hikayeler, akşam oldu mu meyhanelere deniz iklimi taşıyan balıkçılara dair- 
ve yaşadığım kentin yaşadığım kent olduğunu duyumsamadığım için 
bana oldukça kızan şair arkadaşlarıma kabadayılık taslayarak 
ve kolay harcayarak öfkeyle biriktirdiğim her şeyi 
yol üstünde sızmış sarhoşların üzerinden sevinçle atlayıp 
denizlere koşardım yazılardan korumak için gözlerimi 
üzerimi böyle kanser bastığı günler 
kaskatı kesilirdim acıdan mı sevinçten mi tam ayrımsayamadan 
hikayeler yazardım, 
hikayeler; savrulmuş hayatların vesikalık fotoğraflarına dair
beğenmeyenler olacaktır ama ben çocuk düşlerimi sattım büyümemin karşılığında
şehrin tükürdüğü, kentin koynuna aldığı çocukların anlaşılmaz lehçelerinden 
bir aksan yaptım kendime 
bir aksan... yerli! ..bir aksan kusursuzca asi! 
konuşmasam o saat yok olacak, bir doksan boyunda, çekik gözlü bir aksan 
ve onunla sevdim seni, onunla yazdım sana kimi mahcup şiirlerimi
kimseler bilsin istemedim senle ben arasında gerili, gerilim hatlarında 
rüzgarın her dokunuşuyla vınlayan o arkaik şarkıyı kimseler duysun istemedim 
sustum yıllarca, koyuldum ve usanıncaya dek kendimden 
yoruluncaya dek saklandım yağmacı ilgilerinizden 
kentin bütün meydanlarında
bir çentik daha dünyaya upuzun kurt bakışlarımla 
hava soğuk, bütün kaldırımlardan yalnız insanların kokusu yayılıyor 
kimi yaraları kaşımak için dört tırnağını uzatan adamlar geçiyor yanımdan 
sabaha ucuz parfüm kokularını yayan falcı kadınlar 
öpüşmenin ilk tadını sokağa yayan çocuklar geçiyor sonra 
derken işçiler gözleri kızarmış bir şairle çarpışarak 
ve sanki bunu bir işaret sayarak güzel günlere dair 
birkaç dizeyle sersemliyorum iyice 
hainlerin bile ağlamak için bir omuz bulabildikleri 
bir dünya özlemi 
yakıyor içimi


Mehmet İşten

23 Nisan 2015 Perşembe

güzel'e




dün gece senin küçücük elinle yalnız yattık
yalnız senin küçücük elinle yalnızlık
kandilli ilkokulu kadar kalabalık
zilleri çaldığında düşlerinin
sınıfların kapıları ardına kadar açık
gökyüzünün, denizin, toprağın, hayalle, emeğin
haklı sınıfları

belki de baskın korkusuyla vefasız, akıntıya atılan
kitaplar var ya onlardan
öğrenmiş marx'ı, gümüş balıkları
ve belki de onun için o kadar,
o kadar aydınlık ortalık...

sen ki çiçekleri toplamayan güzelim
çiçekleri sulayan çocuk
ve ben ki buruk ve kavruk
bir ihtiyar adamım artık
öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok
ve anladım, anladım ki bir daha
DÜŞÜNDE BİLE GÖREMEZ İŞLER
DÜŞLERİN GÖRDÜĞÜ İŞLER


can yücel

17 Nisan 2015 Cuma

ERGİN GÜNÇE'NİN GÖMLEĞİ



   Merak etme seni kelimelerin, kavramların içinde kaybetmeyeceğim. Modern Türk şiiri diye başlayan bir yazı olmayacak – olmadı da - bu sevgili okuyucu.  Şairin günümüz şiirine etkileri, şairin etkilendiği şairler ve İkinci yeni şiirinin Ergin Günçe şiirine etkileri vb. sıkıcı bölümler de olmayacak. Ama yazıyı bitirdiğimizde bir Türkiye haritası açılacak göğsümüzde. Balkonlardan sokağa çay kaşığı sesleri düşecek. Karadeniz’e yağmur yağacak. Siyah önlüklü ilkokul çocukları fotoğrafları akın edecek hafızamıza. 1970’lerde bir sokağa kar yağacak. Parkalı gençler esmer kızlara aşık olacak. Eski bir Ford minibüs köy yolunda toz kaldıracak. Annem dedemden aldığı mektubu okuyacak sobanın başında. Babam kuzineye odun atacak. Sadece siyah beyaz görüntüler aktaran bir kamera koyacağız Ankara sokaklarını dolaşan kırmızı Cadillac’a…
   Turgut Uyar’ın Dıranas için söylediği “ Ahmet Muhip bir rastlantıdır şiirimizde. Mutlu bir rastlantı. (…) Çıkışı, Türk şiirinde hiçbir şeyle açıklanamaz.” hükmünü pekâlâ Ergin Günçe için de söyleyebiliriz. Bazı şairler vardır ki onların ismini başka şairlerle birlikte anmayız. Ziya Osman Saba, Cahit Zarifoğlu, İlhami Çiçek, Metin Eloğlu ve Ergin Günçe bu soydan şairlerdendir benim için. Hem yalnız, hem çok tanıdık, hem birden bulunuveren bir coşku gibi sahipsiz ve güzel, hem de kendilerini biricik kılan özelliklerle doludurlar. Zaman onları daima genç tutmuştur. Saydığım bu isimlerin şiiri – ikinci yeni pek çok şairi köşeye kıstırırken bile eskirken- eskimemiştir. Başka ortak özellikleri ise hayatlarını tamamladıktan çok sonra keşfedilmiş olmalıdırlar. Onların şiirinin zaman dışı var oluşunun bir kanıtı da budur. Sabahattin Ali’nin “Hep genç kalacağım” cümlesi Ergin Günçe şiiri için de rahatlıkla söylenebilir bu sebeple.
    Genç ve belki çocuk. Ama ölümü aklından çıkarmayan, tarihi hafızası, coğrafyayı şiir yazdığı kâğıt haline getirmiş, cüreti sevimli bir çocuğun da şiiridir Ergin Günçe. Kırgın ama söyleyecekleri olan bir çocuk. Sınıfta öğretmenine itiraz eden, sokakları ve hayvanları seven, gözleri büyüklerin sözlerine dikkatle çevrili, unutmayan ve hatırlatan bir çocuk. 1948 yazına güzelleme gibi muhteşem bir şiir başka türlü nasıl yazılabilir ki zaten? Adsız ve Gencölmek şiirleriyle sık sık anılsa da aslında en çok 1948 yazına güzelleme şiirinde buluruz onun şiirini. Bu şiir bütün Ergin Günçe şiirin hülasası ve zeminidir de.
   “Ablamlar Edirne’den döndüler” Ne zaman okusam içimi sızlatan bir dizedir 1948 yazına güzelleme şiirinin bu dizesi. Çok sade, çok güzel, çok gerçek…  Bilen bilir, zaten o şiir öyküye yakın bir anlatımla çocukluk hatıralarının yıllar sonra hatırlanışının şiiridir. Şiirden bize bir çocuk kalır, hatıraları ısıtan güneş ve şairin güzel bir fotoğrafı kalır.
  “Ergin Günçe’nin siyaseti” de şiirini ağırlaştırmaz. Lirizm elbette yer bulacaktır onun şiirinde ve bu yazıda. Siyasi olan şiire, şiir siyasi olan yakışmıştır onda. Her şiiri birden parlayan sürprizlerle de doludur. Şair şiirinin gidişatına bambaşka müdahalelerde bulunur. Bu hem şairin çocuksu bilincinin ve tabi ki şair bilincinin, hem de dil düzeyindeki girişiminin bir sonucudur.  Beklenmedik bir kelime yerleşiverir şiire. Bugünün şiirinde kimsenin pek de aklına gelmeyen kelimelerdir bunlar. Mesela sadece İbrahim Kehribar şiirinden şu kelimeleri söyleyebilirim: güveyilik, kınnap, hızar, bürümcük, bakraç, dişengi, yamçı…Bu onun dil konusundaki hünerinin bir şiir özelinde bile nasıl tezahür ettiğinin ispatıdır.
  Bütün şiirlerinin yer aldığı Türkiye Kadar Bir Çiçek (Yky, 2014), ilk kitabı Gencölmek (1964), ölümünden sonra yayımlanan Türkiye Kadar Bir Çiçek  (1988) ve sadece bu yeni baskıda yer alan Günlerden Eylül, Aylardan Ergin Günçe adlı üç bölümden oluşur. Gencölmek serseri bir ıslığın güzel sesleridir. İkincisi Türkiye’nin içine sığdığı bir sokaktır. Son bölüm ise şairin tanrısına ve ölümüne bakışlarıdır. Zaten ölüm ve tanrı hep gizli öznedir onun şiirinde.
   Şimdi bunların ve şu güneşli ikindinin dışında, belki yukarıdaki tüm cümlelerin örttüğü o güzel şiirin bendeki yankısıyla konuşuyorum ve:
  Ergin Günçe deyince aklıma ilkokul öğretmenim geliyor. Onun baklava dilimli yeşil v yaka süeteri geliyor. Doğan marka, kırmızı, gıcır gıcır jantları ile çocuk gözlerimizin hayranlığıyla önümüzden geçip giden arabası geliyor 80’ lerin… Özal'ı televizyonda görünce bir yandan sobanın ısıttığı kasaba evinde elmasını soyarken bir yandan Özal’a alayla gülümseyen namuslu bir solcu adam geliyor.
  Ergin Günçe deyince aklıma Ankara sokaklarında parkalarıyla eylem yapan gençlerin siyasetini lirizme katıp şiirleştiren muhabbeti tatlı bir abi geliyor. Serin yaz ikindisinde bozkırın bir köyünde çay demleyen kadınlar geliyor, anneler geliyor.
  Ergin Günçe deyince aklıma cuma namazına yetişme telaşına rağmen sana anlattıkları yüzünden namazı kaçırdığın ve namazı kaçırışınla tatlı tatlı dalga geçen bir şair geliyor.
  Ergin Günçe deyince aklıma bir ucundan tuttuğu Türkiye'nin yaralarını şefkatle temizlemeye çalışan binlerce kişinin buluştuğu büyük bir kitap geliyor.
  Gömleği hala bembeyaz.

   "Arkadaşım, kardeşim, yavrum Ergin!" Cemal Süreya
     
    Arkadaşım, kardeşim, yavrum Ergin.
  
 Ey okur! Bu yazıdan sonra gidip Ergin Günçe’nin kitabını almaya niyet ettiysen yazım kendini bahtiyar hissedecektir.


izdiham 17

14 Nisan 2015 Salı

AŞK FİLMLERİNİN UNUTULMAZ YÖNETMENİ


bi kere adı şahane. sonra film, şener şen, yavuzer çetinkaya, mal gibi oynayan oktay kaynarca bile. "oğlum kasma, kamera görür". bunu sık sık sööler şener şen kaynarcaya. çok kötüdür oyunculuğu filmin içindeki filmde. ama kızı kapar, böyle de acımasız bir tarafı var işin. "abi sakal yakışmış" derler başlarda şener şen'e. bu bile akılda kalıcı bi vurgu şener şen çünkü ucuz aşk filmlerinden 80lerin entel sinemasına geçmek isteyen bir yönetmendir. imaj sakalıdır o. yavuzer çetinkaya mükemmeldir gene gözü arızalı görüntü yönetmeninde. son sahne bile öle kala bitirilir film yetmemektedir zira. sonunda intihardan vazgeçer bir telefonla şener şen. muhtemelen bütün intiharların nedenlerinden biri de bir türlü gelmeyen telefondur.
bu film yanlış zamanda çekilerek heder olmuş da olabilir. hala benzeri yok.şimdilerde çekilse belki ortada palmiye falan bırakmayacaktı. ama yavuzer çetinkaya'yı nerden bulacaksın!?

12 Nisan 2015 Pazar

haluk'un amentüsü, tevfik fikret



Bir kudret-i külliye var ulvî ve münezzeh,
Kudsî ve muallâ, ona vicdanla inandım.

Toprak vatanım, nev'-i beşer milletim...İnsân
İnsân olur ancak bunu iz'ânla, inandım.

Şeytan da biziz, cin de, ne şeytan ne melek var;
Dünyâ dönecek cennete inşânla, inandım.

Fıtratta tekâmül ezelîdir; bu kemâle
Tevrat ile, İncil ile, Kur'ân'la inandım.

Ebnâ-yi beşer birbirinin kardeşi... Hülya!
Olsun, ben o hülyaya da bin canla inandım.

İnsân eti yenmez; bu teselliye içimden
— Bir ân için ecdadımı nisyânla — inandım.

Kan şiddeti, şiddet kanı besler; bu muâdât
Kan âteşidir, sönmeyecek kanla, inandım.

Elbet şu mezar ömrünü bir haşr-i ziyâ-hiz
Ta'kîb edecektir, buna imânla inandım.

Aklın, o büyük sâhirin i'câzı önünde
Bâtıl geçecek yerlere hüsranla, inandım.

Zulmet sönecek, parlayacak hakk-ı dırahşân
Birdenbire bir tâbiş-i burkanla, inandım.

Kollar ve boyunlar çözülüp bağlanacak hep
Yumruklar o zincîr-i hurûşânla, inandım.

Bir gün yapacak fen şu siyah toprağı altın,
Her şey olacak kudret-i irfanla... inandım.



Âmentü: Arapça «inandım» demektir; din eğitiminde ilk öğretilen bir sözdür. Kudret: güç. Külliye: tümel, büyük, ulu. Ulvî: yüce. Münezzeh: temiz, katıksız, arınmış. Kudsî: kutsal. Muallâ: yüksek, yüce. Nev'-i beĢer: insan soyu, insanoğlu. Millet: ulus. Ġz'ân: anlayış, inanç, düşünüş. Fıtrat: yaradılış. Tekâmül: gelişme, evrim. Ezel: öncesiz, başlangıcı olmayan. Kemâl: olgunluk. Ebnâ: oğullar. BeĢer: insan. Hülya: kuruntu, düş. Teselli: avunma. Nisyân: unutma. Ecdâd: atalar, dedeler. Muâdât: düşmanlık, düşmanlaşma. HaĢr: kıyamet. Ziyâ-hîz: ışık saçan, aydınlık. Ta'kib: izleme. Ġmân: güçlü inanç. Sâhir: büyücü, büyüleyen. Ġ'câz: şaşırtma, şaşılası. Bâtıl: boş inanç. Hüsran: zarar, kayıp, yok olma. Zulmet: karanlık. DırahĢân: parlak, parıldayan. Hak: hak, doğruluk, adalet. TâbiĢ: parlama, parıltı. Burkan: yanardağ. HurûĢân: gürültülü. Fen: bilim. Ġrfan: anlayış, bilgi, kavrayış.

3 Nisan 2015 Cuma

MEMLEKET HİKAYELERİ



bağcılar, sultanbeyli, esenyurt, halkalı, sultançiftliği, gelendost, haymana, tarsus, pozantı, simav, turgutlu, çaycuma, şebinkarahisar,ercişe, vs... 


yolculuklarda uzakta parlayan köy evlerinin ışıklarına

evlenebilmek için fazla mesaiden canı çıkan işçilere
hala nişanlısıyla pastanede muhallebi yiyip gazoz içenlere
ağaca çaput bağlayanlara
"orta ikiden ölerek ayrılan" çocuklara
arka sıraların serserilerine
duydukları en güzel şiir bu şarkı olanlara 
mektup bekleyenlere
dinlenme tesislerindeki bayat çaylara
kaçırdığı kızla evlendiği için ana babasının düğününe gelmediği gençlere 
düğün salonlarına
fakir evlerinin odalarının yürek burkan temizliğine 
çekmecelere
ipe asılan çamaşırlardaki masum bi şeye
küçük bahçelere
kahvelerdeki çay ustalarının memleket dedirten bakışlarına 
eve geç geldiği için baba korkusuyla  mutfağa iş yapıyor gibi görünmek için kaçan kızlara
sevilmemişlere
terk edilmişlere
kandırılmışlara kandırılmışlıklara
mahallenin en çirkin kızlarına
tamirci çıraklarına
şiir yazamayanlara yazmaya tenezzül etmeyenlere
şiir bi bok sananları küçümseyenlere
esrarkeşlere
bıçaklayanlara bıçaklananlara
"kafamda bir tuhaflık"'taki mevlüt'e, rayiha'ya
mesnevi okumayanlara
orhan kemal'in roman karakterlerine
yetimlere yetimlere yetimlere
merhamete kin duyanlara
merhametten kaçanlara
merhamet görmemişlere
arabesk müptelalarına
on tl'lik ayakkabılarına sevinçle bakanlara
halk otobüslerinin müdavimlerine
kader filmindeki bekir'e
türkan şoray posterlerine
"solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!"
psikopat olmak zorunda olanlara
ilk haftalığıyla uzun marlboro alıp bunu itibar vesilesi
bilenlere
düğünlerin çirkin baldızlarına şişman görümcelere sim yığınlarına
saçlarını tarayınca efendi olduğunu sananlara
çeyiz sandıklarına
arabasıyla poz veren piç kurularına
cep aynalarına
pazarlık yapanlara
fakirliğin karanlık hayatlarında ışıksız yaşayıp ölenlere
tren biletlerine 
izmir eşrefpaşa'dan sonsuz gibi görünen denize
sevdiğine şiir yazınca sevileceğini sananlara
türkiye'nin bilinç altına
türkiye'nin bilinç altının yer altı tarihine
yer altı tarihinin karanlık sokaklarına
zor hayatların kolay ölümlerine
orospu çocuklarına
kaybedenlere!
hayatı kayanlara!
hayatı olmayanlara!
şarkıyı dinledikçe dinledikçe dinledikçe akan gözyaşlarıma


bu şarkıda sevdiğiniz neyse ben de seviyorum onu, ve bu şarkı çok güzel ve siz de çok güzelsiniz.