22 Ocak 2015 Perşembe

ALLAH'I BEKLERKEN


......................................................

Ben hep zeki kızları sevdim Erkan
Bir şiirin içinden görünürlerdi bana
Kemiklerim kanardı müziklerinden
Babaları olurdu onların en çok
Mersin’de masaya dökerlerdi kirpiklerini
Aşktık aşk sanırdık bir bardak çayı
Susturup yalnızlıkların köpeklerini

.....................................................

izdiham 16

21 Ocak 2015 Çarşamba

middle class blues / Hans Magnus Enzensberger


şikayet edemeyiz
işimizden atmıyorlar bizi.
aç kaldığımız yok.
karnımız doyuyor.
otlar büyüyor.
büyüyor milli gelir.
tırnak uzuyor.
uzuyor tarih
sokaklar boş.
sağlamca sonuçlandı pazarlık
canavar düdükleri ötmüyor.
n'olsa geçer hepsi.
ölüler vasiyetlerini yaptı.
yağmur seyreldi artık.
daha ilan edilmedi savaş.
acelesi de yok zaten.
otları yiyoruz.
milli geliri.
tırnak yiyoruz.
yiyoruz tarihi.
saklı gizli bir şeyimiz yok.
özlenecek bir şeyimiz yok.
söyleyecek bir şeyimiz yok.
bir şeyimiz.
saatler kuruldu.
faturalar ödendi.
hepimiz yıkandık.
son otobüs geçiyor.
boş
şikayet edemeyiz.
ne bekliyoruz peki?


Çeviri:Orta Halliler İçin Nihavend/İsmet Özel
Yeni Devir 1978

hançer



Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi
Kare taşlardan yapılmış bir avluya;
Hem değerli, hem keskin bir hançerdi.
Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur
Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.

İskeletine kan yapışmıştır yer altında,
Solucanların, atmacaların kanı.
Avluyu örten kan taşlarına düşüp
Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde
Uçmalarını gönderen atmacaların kanı.

Yollarındaki fenerleri yakmıştır deniz.
Hançer tek yenilgisini bizden almıştır,
Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama,
Düşerken kanatlarına tutunan kuşlara.
Ve biz son yenilgimizi ondan almışızdır.

Bir dilencinin sesindeki gri sessizliği
Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü,
Denizleri sırtlarında birer panterle geçen
İp yürekli gemicilerin yüzünü ürkütüyor
Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü.

Ülkü Tamer


15 Ocak 2015 Perşembe

DUDAĞINI KEMİRMEK

                       
Hakikat diye bir şey belki yok hayatta. Ama kelime o kadar güzel ki varmış gibi sanki hakikat diye bir şey arada bir tutunuyoruz bu kelimeye. Tutunuyoruz ve düzeliyoruz ve düzeltiyoruz ve sırtımızı bu kelimenin ya da hakikatin kendisine dayayıp şarj oluyoruz. Allah ile bir olup sıfırdan yaşamaya koyulurcasına bir şeyler oluyoruz. Daha güçlü yok oluyoruz böylelikle. Hakikatin ya da hakikat kelimesinin darmaduman ettiği hayallerimiz için itina ile mezarlık arıyoruz.

Hayallerin de gömüldüğü bir mezar!

Nerededir?


Seni bir hayalden tanıyordum

Bu geldi buraya kondu
Bundan sonrasından emin değilim
Önce bu dizeye bakarım. Ayşe Sevim’in dizelerine benziyor kabul. Bakacağız. Kendimize benzetebilecek miyiz bunu?
Yumuşak. Dua eden kadınlar misali.
Pencere kenarlarından damlayan kış gibi.
Ekmek kırıntıları ve bebeklerin kaşıkları ve mendil gibi.

Dua eden kadınlar misali

Sonra bu kendiliğinden yerleşti. İkinci dize olabilir mi? Bakacağız.
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün
Bu daha iyi oldu sanki. Ama gene de eğer bu şiir olacaksa sahtekârlıkla malul olacak ve benim şiirim olmayacak. Benim birkaç tane benim şiirim olmayan şiirim var. Olursa bu da onlardan olacak. Sonra ben onu bir uykusuzluk hatırası olarak saklayıp kendime kimseye göstermeyeceğim.

Seni bir hayalden tanıyordum
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün

Şimdi içten içe hece ölçüsün adımlarını müziğini duyabiliyorum. İçerde sesler artar kulak bunu duymaz ama kalp hisseder.
Kalp midir o?
Bakacağız.

Seni bir hayalden tanıyordum
Dua eden kadınlar gibiydi yüzün

Olmayacak. Olsa olsa şiire dair bir yazı çıkacak buradan belli oldu. Şiirde çalışmaya, şiir çalışmaya karşıyım. Olursa olur, olmamışsa olmayacak demektir. Bende böyle bu işler. 5 dakikada anlarım olmayacağını. Olacak olan taşar, fışkırır zaten benden. Şiiri otomatiğe bağlayan yalancı şairlere özenmenin manası yok. Hissetmediğini yazmanın manası yok.

Kelimeler tarafından ağzı burnu kırılmış biriyim zaten son günlerde. Daha fazla zorlamanın gereği yok.  Ama buradan kelimelerin verdiği ölümcül yorgunluklar hakkında bir söylev de çıkar. Bunu kolaylıkla yapabilirim de. Ama yorgunluğum şimdi buna da el vermiyor.

Ama bir dakika. Şimdi bir şeyler duymaya başladım. Hayır şiirle ilgili değil.

Yazmanın, aşık olduğu zamanlara aşık olmanın ve uykusuzlukların dehşetine dair bir rüzgar patlayacak gibi oldu. Anahtar şu:

Aşık olduğu zamanlara aşık olmanın…

Onlarca kırmızı şemsiye açıldı şimdi eski zaman göklerinde. Köklerinde. Bakın köklerinde nasıl geliyor hemen nöbete. Buradan bir fırtına koparabilir miyim? Bakacağız.

YAZMANIN
AŞIK OLDUĞUM ZAMANLARA AŞIK OLMANIN
UYKUSUZLUĞUN DEHŞETİNE DAİR

Dalgınlık dehşet verici bir haldir
Korkunç bir dalgınlıkla tüketilen bir ömürdür benim kör kelimelerim
Benim – huzursuzluk burada devreye girer. Huzursuzsan ve kendini bir türlü kandıramıyorsan yazamazsın. Bir şey baskı yapar sana. Okuldaki aşçı bile olabilir bu ayaklarının üşümesi de olabilir kendini bir bok zanneden bir memur da olabilir. Aslında en büyük baskı bu yazma işinin doğasındaki saçmalıktır. Sanki annen ya da baban “artık uyu, yavan yumru şeylerle uğraşma” demişlerdir yıllar öncesinden şimdiye…

Hemen PİNK FLOYD- CONVERTABLY NUMB açılır. Bu şarkıda pek çok yalan ve hakikat gizli. Sürükler. Sözlerini hiç merak etmedim. Kim bilir ne demekte? Ama benim ne anladığım mühim.






Hakikat diye bir şey belki yok hayatta. Ama kelime o kadar güzel ki varmış gibi sanki hakikat diye bir şey arada bir tutunuyoruz bu kelimeye. Tutunuyoruz ve düzeliyoruz ve düzeltiyoruz ve sırtımızı bu kelimenin ya da hakikatin kendisine dayayıp şarj oluyoruz. Allah ile bir olup sıfırdan yaşamaya koyulurcasına bir şeyler oluyoruz. Daha güçlü yok oluyoruz böylelikle. Hakikatin ya da hakikat kelimesinin darmaduman ettiği hayallerimiz için itina ile mezarlık arıyoruz.

Hayallerin de gömüldüğü bir mezar!

Nerededir?

PAUL AUSTER'E YAZDIĞIMIZ "MEKTUP" KİTAP-LIK 177'DEDİR, İÇERDEDİR.

...........................................................................................

İnsan roman yazacaksa senin gibi yazmalı Paul. Hayatla edebiyatın arasında bir dünya kurmalı kendine. Tüm o boktan duygusal sızlanmaları hayata, hayatın tüm çekilmezliğini de edebiyata yedirmeli. Ciddi bir oyun oynamalı kendisiyle ve yazıyla…

..........................................
  

11 Ocak 2015 Pazar

İNANMAK İSTERKEN ANLADIĞIMIZDA BAŞIMIZA GELENLER



İNANMAK

Sündürülmüş bir şarkının arka odalarında yani sen
Söndürülmüş bir şarkının yani sen
Göğe uçan balkonların senin terliklerinde fiyat etiketi yani sen
Ağlamaktan dökülmüş ağaçların rimellerin yani sen
Türk gölü avuçlarından su içiyor sen

Battaniyene iyi davran niye ki
Pul pul biberler vur mektuplarına öyle
Öğleden sonra şehre var
Karşıya geç gölgeni topla şehirden
Şehir bir ıslık olsun yapışsın diline yani sen

Denizler yürü gemiler kirala savaşlar çıkar
Aklımın çatısından anlamın çatısına

ANLAMAK

Ne fena her şey karşılıklı
Aklım karıştığında mesela elimi tuttuğumda yol
Karşılıklı trenler intiharla benim aramda
Sigaran bittiğinde çıka gelen şiir
Evhamla ilham arasında kızıl perdeler

Ne kötü sabahlar bunlar karşılıklı
Yanarak uyanan alev taneleri
Uyanmak imanda bıçak
Uyanmak şeytan vardiyası

Sofraya ekmek dile kiracı tende söğüt
Parmaklarım ne anlamsız niye ki

BAŞIMIZA GELENLER

Vardım dağdan söz toplamaya
Kemiğimden kayan jiletler gibi bir kız
Persona neden böyle konuştunuz
Modern birey neyden yapılır

İskandil
Başımın üstünde yarasalar


Nerde bir güneş kelimesi görsem ezik
Nerde meyva bahçeleri sönük
Üşümemek için trafoları yakan saf çocukları
Senin uykundan toplayacaklar

Seninle başlayacak tarihin dip notları
Sen aklımızdan anlımıza damlayan kan
Sen kanda bin yuvar anlam
Sen çocuklar doğurduğunda
Sen çocuklar kelimeler hırkalar




10 Ocak 2015 Cumartesi

ZALİM HAFIZA



ELBET BİR YA VARDIR SENİ SEZİŞİMDE

17 yaşımdaydım. Gökyüzü de neredeyse aynı yaştaydı. Fazla bulutlar genç yağmur dost
Var mı dedim o var mı?
Düzeltemediğini daha da dağıtırsan nasıl
Ama nasıl rahatlıyorsun dedim o vardı
Çiçeklerden müzik yapabiliyordu o vardı

KİMSE AKLIN HASTALIĞINDAN SÖZ ETMEZKEN BEN

İmparator o gece 400000 askerin uykusuzluğuyla uyudu
Kalbi 400000 kere çarptı o uyudu
Ellerinin ağrısı hakiki sevgindir
Sızlayan parmakların nefretin ki sevgindir
Seni Sezar
Seni toprak ele verecek

RADAR

Ayakkabı tabircisi kitaplarımı zamklıyor
Yüzünde Cezayirli gemiciler yorgun denizler
Ben pis bir burjuva yüzümle orada
Öyle eksik gülümsüyorum ki o anlıyor
Gözlerine dalıyoruz fakat o bilmiyor

MİZANTROP

Bana “1948 yazına güzelleme” şiirinden söz ediyor
Sessiz bir masanın soğukluğu
Kolum alçıda
Oda sisli
Allah beni kendine saklıyor

AT AVRAT PASAJ

Ben “ben” dediğimde neyi kast ettiğimi tam olarak bile…


TİLKİ

Soley tui almas kront
Pur levias or zenç
Ğer hiyab ösk punt
Çer nef çer borz çer ıft

Nevinam udey şuv terçipiy
Ei kagnem ei işya şul ei


NAKAVT

Kendin olamazsın
Kendin ölemezsin

Rüyada Allah’ı göremezsin.



Süleyman Unutmaz
Çeviren: Süleyman Unutmaz




8 Ocak 2015 Perşembe

BİR RUHÇUNUN ŞİİRLERİ

                             

Dostoyevski ölmedi damarlarımda yaşıyor.
Geçmişimi düzeltmek için yaz(ş)ıyorum.

Allah ile senin aranda bir ip var ve sen her gece bu ipi çekiştirip…
Açık pencereden odaya dolan kar zerrelerini…
Noktalama işaretlerini ne diye güvenlik unsuru halinde…

Gece gelse fethetsem zamanı zannıyla felç olmuş hayatlarının yüzüne…

Kendini araç haline getirdiğinin farkındaysan mesele yok
Kendini araç haline getirmen ciddi bir mesele

Dönüp bana dedi ki dönüp tüm gözleriyle bana sonradan hatırlanan bir yaz mevsimi halinde bana dönüp yalan da olsa sonradan geçmişimi düzeltmek için yazmakken yazmak yazmak kendini bir çok şey zamanla bir şok şey sanıp…

Ruhun yaratılması sırasında olanlar ve canın ruha ayak uyduramaması sırasında olanlar ile ilgili meta psişik rabıtalar dedim.

Allah en çok sükûnettir.
Henüz konuşmadı.

Şimdi burada karşımda bütün uzay bu klavye şakırtılarını…

Düşün ki bir yalana hayatını vermeye razıyken hakikate karşı neden kaçmakla meşgulsün, soru değildir.

Karşılığı olmalı tüm sessizliklerin boşu boşuna susulmuş olamaz.

Bir ruhçunun mukadderatında gökyüzünden başka bir şey yoktur.

Bana kireç, s ile başlayan bir kelime, iskandil ve ruhu anlatan sessizlikler lazım.

Duaya başladığın anda dua bitiyor, yitiyor.

Kalbin henüz yaratılmadı.

Yunus Emre ruhçuydu.

Ve bu sebeple yalnızdı. Kendine bir dağ kurdu hepsi bu.

Size mutsuzluğun enerjisinden daha söz etmiş değilim.


Gece karanlık değildir ve avuçlarımdadır.






6 Ocak 2015 Salı

EKMEK SOĞUK.

                                       

Sanki yalnızlıktan uyuyamıyor gibisin. Benim bütün köpek resimlerim. Yazıyı bitirirsem uyuyacağım say ki. Kimin umurunda?! Benim. Başlık geldiyse gerisi gelir. Hep böyle olmuştur. Roman yazmalıyım. Benim bütün roman resimlerim. Benim kış mevsimlerim bütün.

Benim bütün yarım kalmışlıklarım. Benim bütün ellerimin doğusu. Benim güney rüzgarlarım. Benim kafelerim. Benim fincan çaylarım
coğrafyalarım. Benim bütün isimlerim. Benim mezarlarım. Benim her gün gördüğüm ölümlerim. Sevgili Süleyman.

Sevgili Süleyman

Kar yağınca aklıma sen geldin, senin karı dinleyişin geldi beyaz. Senin camların geldi hayatla arana sırlar çeken. Ellerin geldi ki çoğu Van’da sobalı bir odada unutulmuş. O odada kendini okuyuşların geldi. Karda kalan transit ve kendi dağların geldi. Aklıma sen geldin kapılara düşürdüğün gölgen geldi. Ruhunun yapraklarını saldığın sokakların geldi. Bir gece yaktığın elbiselerin geldi.

Sonra birden hatırladığın bir ihmalkârlığının seni yarı yolda bırakıvermesi geldi. Senin bütün şiir resimlerin…

Düşündüm de sana yazayım. Parça parça sen olayım. Sen olsun bu kağıt bu mürekkep sürüsü. Yazmadığın öykülerle konuşuyor musun hala sımsıcak? Hala onlara döküyor musun içini? Hala kendine dönen dünyanda kalbinin çarpıntısından boğuluyor musun gürültülü?
Senin bütün kalp resimlerin…

Baştan sona küfür olan bir şiir hayalin vardı, duruyor mu? Ah bu kelime seçimlerin. Seni kelimeler öldürecek biliyorsun. Senin bütün kelime resimlerin…

Hadi bize bir yalan söyle. Seni özgürleştirsin, bize geniş zamanlar versin. Yalan güzeldir. Senin bütün yalan resimlerin…

MÜSLÜM GÜRSES’İN SESİNİN SAKLADIKLARI SAKLAMADIKLARI SAKLAYAMADIKLARI

Yıl kenarında bir kahve olur. Okey ve tavla sesi olur. Uzun samsun sigarasının fiyakalı olduğu günler olur. Sen lisede bir kızın elinden tutarsın mektup yazdıktan sonra. Mektubu da bu işleri bilen bir arkadaşınla yazmışsındır. Temkin cümleleri ondandır. Babandan gizli yaşadığın hayatla söyleştiğin gecelerin olur. Gizlice dinlediğin Ahmet Kaya kasetlerin olur. Necip Fazıl yüzünden içtiğin Maltepe sigaraların olur.

Mavi bir bisikletin olur. Özal birden ölür. Galatasaray’ın formalarını ilk kez sevmeye başlarsın. Orhan Gencebay haklı bir öfkeyle bağırır filmlerde. O caminin oralardan kendinden sakladığın yürüyüşlerin olur.

Sokaklar seni öldürür. Arkadaşların seni öldürür. Ev seni öldürür. Gazeteler seni öldürür. Okul seni öldürür. Konserve fabrikası seni öldürür. Kürtlerin kahvesinde tedirgin içtiğin çaylar ve okuduğun Özgür Gündem gazetesi seni öldürür. Tercüman gazetesinden kestiğin Şemseddin Sami’nin Kamus-ı Türki ve futbol tarihi ansiklopedisi kuponları seni öldürür.

Senin bütün gençlik resimlerin…

YAĞMUR YAĞAN ODALAR

Bahçe soğuk ormanların ruhundan yapılmıştır
Annen ve sen yıldızlara karşı iki çocuk
Türkiye bıçak gibi aranızdadır
O büyük şiirin gölgesi öpülüdür yüzünüzde
Sen annen yüzünden şiirler yazarsın

Senin boşa giden konuşmaların olmuştur
Her şey yaralıdır güzeldir
Yaralıdır güzellik senin yüzünde
Yüzünde yağmur bekleyen çocuklar
Ölüm kibrit sesleridir

Dünya ters
Kemiklerin uzamaya başlar
Sakallarını ağrır bir aşkta
Aşkta her şey iç içedir
Çoktun
Mağaralarda

Gün gelir sessizlik anlatır
En güzeli sendin ölümlerinin
Sendin en güzel yağmur odalarda


TÜRKİYE

Atlar şiire koşulu atlar ruh tüccarları
Atlar geceler için bir çocuk emzirmiştir

Hıncının toprakları geçmiştir gençliğini
Hep kendini kanatan bir çiçek yetişmiştir

Babam ölümle yoldaş bakıyor bir duvardan
Kervan boyu uykusuz gün boyu incinmiştir

Benim nasırlarım var dilimde sözlerimde
Annemdir uykusuzdur sesimdir silinmiştir

Seni bir mezar gibi dualarda büyüttüm
Allah ve O ülke ki ürkerek sevilmiştir

Gecenin silahları birikir gözlerinde
Gözlerin 1001 gece aşk diye bilinmiştir

Ey toprağa koşan su sen ey gök ağaçları
Kızımın elleridir kökünden kesilmiştir

Ben hep seni düşündüm çöl gibi mevsimlerde
Kırk kalbimde gözyaşı defteri görülmüştür




EKMEK SOĞUK.

Benim böyle birden korkunç yazmalarım. Yazdıklarımdan korkmalarım.

 Benim 4 ve 7 ve 9 larım. Benim hır çıkaran sessizliklerim.

Benim bütün uykusuzluk resimlerim.








5 Ocak 2015 Pazartesi

BÖYLE MİYDİ? yağmur yapan odalar böyle miydi? böyle mi hissettindi? sonra aa buymuş mu olundu? seni 80lerden beri öldüren ölüm böyle daha mı güzel?

kavak ağaçların hışırtısı böyle miydi?
dağların sana baktığın sanman böyle mi?
ebedi sahtekarlıklar böyle mi?
budalalar müziğe kapansın böyle mi?
sorularla cevaplar arasında ne fark var böyle mi?
şimdi bu azgın yazma telaşı bu müzik gibi böyle mi?
yalnızsan her yol kendine çıkar böyle mi?
avucundan böyle mi öptüm böyle mi?

benim adım çoktan terk edilmiş bir rüzgarın adı böyle mi?
müzik çarpar kalp çalar böyle mi?
saatler yanlış zaman çarpık ben yoksun böyle mi?

hayat karalama defterin değilse böyle mi?
sabaha kadar kaçmak istiyorum böyle mi?
yazmak sabaha kadar yani kaçmak böyle mi?

çalıyor.

4 Ocak 2015 Pazar

EŞİK



1- Kantinin tavanında asılı balonları görünce, Sabri hızlı ve kahkahaya açık cümlelerinden birini daha kurdu: “ ne o, bugün dünya kantinciler günü mü?” kantinci bile sesli güldü dişleri de dahil. Çıkınca ben eklemeden duramadım: “ hayır, dünya kantinciler ve toptancılar günü “. Dün Osman hocanın odasına gittik sigara istemeye. Bize LM uzattı. Biliyoruz Marlboro içtiğini. Ben almadım, sabri aldı LM’yi. Odasından çıkar çıkmaz kurduğum ilk cümle şu oldu: Marlboroyu nerede saklıyor acaba?” Sabri gülerek ekledi: vallaha böyle diyeceğini biliyordum.

  2- “ Bir şair ilkin okunmaz. Sonra yarım yamalak okunur. Daha sonra klasik olur, klasik olanı da okumamak adettir. Yalnız, ilk günlerden kalma birkaç hayranı vardır. Ömrünün sonuna kadar da görüp göreceği rahmet de budur.” Jean cocteau

  3- Kız kardeşim ortaokulu dışarıdan bitirme sınavlarına giriyor. Son sınavda sorulan “ Atatürk nerede öldü?” sorusuna “ Hatay “ cevabını vermiş. Kim bilir !?

  4- “ bana göre benden bir parçaydın sen, yani bendin işte
         ne yapsan ne desen hoştu o yüzden çünkü bendin sen “         
      

5- “ yalnızca gerçekleşmemiş aşklar romantik olur “ woody allen. Vicky cristina barcelona filminden…

6- “ ben o nefreti de seviyorum değil mi ki kalbinden geliyor.”

7- “ ama ben bildiğim yolu götürüyorum. “ ECE AYHAN

8-  Budala
 
9- Bazı geceler mutfakta şeytanın parmaklarını kütlettiğini duyuyorum.

  Yukarıdaki sözleri az önce bir şiirin arkasına dolma kalemle not alırken bunu neden yaptığımı sordum kendime. Bunu yaparsam ne olacak? Ve daha küçük harflerle yazmaya başladım kağıda. Yazımı beğendim de.

   10-  Kendimi taklit ediyorum ben. Göğe doğru yağmur yağar mı? Umuyorum ki yağsın.

Yağmalıdır da…!                                                            
                                                                                    


16.NİSAN.2009

KADRO TÜRK SİNEMA

 

1. vesikalı yarim - ömer lütfi akad
2. umut - yılmaz güney
3. gelin-düğün-diyet - ömer lütfi akad
4. çöpçüler kralı- zeki ökten
5. sultan- kartal tibet
6. züğürt ağa- nesli çölgeçen
7. muhsin bey - yavuz turgul
8. aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni - yavuz turgul
9. uzak- nuri bilge ceylan
10. kader- zeki demirkubuz
11. bir zamanlar anadoluda- nuri bilge ceylan
12. selvi boylum al yazmalım- atıf yılmaz
13. kibar feyzo - atıf yılmaz
14. sevmek- ibrahim tatlıses
15. tatar ramazan - melih gülgen
16. hokkabaz- cem yılmaz
17. kosmos - reha erdem
18. çoğunluk -seren yüce

3 Ocak 2015 Cumartesi

TURGUT UYAR İÇİN İN MEMORİAM




1. ikinci yeninin türkü söyleyeni, türkü dinleyeni. Muhatabı bütün dağlar. Yalnızlığını kendine kapattığı sanılır. Oysa “Ey!” dediğinde bütün Anadolu kulak kesilir ona.

2. türk şiirinin yarısıdır TURGUT UYAR. Çok sıkılırsam o kahraman bıyıklarına bakarım, tebessümünün sarı hüznünde ve güzel gözlerinde upuzun şiiriyle dinlenirim.

3. onu ve şiirlerini okurken önce tebessüm, sonra gülme ve kahkahaya yakalandığımda anlarım ki öyle güzeldir ki şiiri, sessiz bir beğeninin ötesinde geçmiştir ruhum. Başka hiçbir şair bu kahkahayı vermez bana.

4. göl değildir onun şiiri, deniz de değildir. Bir ırmaktır. O kadar canlıdır ki o ırmağın sesi bir gecede dünyayı dolaşır gelir.

5. Tomris Uyar’ın onu anlattığı kitabın adı aynı zamanda Turgut Uyar’ın bir dizesidir: “ Ben koşarım aşağlara koşarım”. BUDUR!

6. Dünyaya sığmayan bir adamın şiiridir şiiri. Sonsuz can sıkıntısının, süvarisiz atların, tozlu yolların, sebepsiz neşenin, mutsuzluğun sıkı matematiğinin, rakamsız insan tarihlerinin, içi boşaltılmış bir gökyüzünün, belki de dünyanın en büyük yalnızlığının şiiridir.

7. dediği şudur:
 
 “   Hayrola yunus kazım, hayrola karlı dağlar
     Hayrola karlı dağlar, hayrola yunus kazım
     Geceniz bereketli olsun, gününüz sağlam
     Ben geldim gittim işe yaramayan şeyler topladım
     Kancalı iğne, balık oltası, tabanca, bomba filan
     Dağ gölgesi, köşebaşı, odun ve duman
     Bu arada başağı tanrı bildim, mührümle onayladım
     Ağaçlara ve otlara çocuklar gibi baktım
     Kurda kozaya öyle, kalem kağıda öyle
     Derken bir ihanet gibi vurdu gözüme her şey
     Anlatamam

    İlaç milaç bok püsür
    Şuramda bir şeyler var
    Sahiden bir şeyler var
    Haykırmadan anlatamam.”

    KAVŞAKTA.                 




26.MAYIS.2009

sena







elim ayağım
epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim
tanımıyorum
ben biraz yavaş
günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
mümkünse haşhaş
yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
diyelim zencefil
diyelim hatmi

elim ayağım
başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal
aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak
kalbinde tef ve delik
kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti
madem günde beş vakit kalkıp sana baktım
madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım
ben uyudum bu kadar uykusunu
diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
bir elim
bir ayağım
ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim
diyelim fena
diyelim feci

elim ayağım
artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi
tamam olmak küfür
tamam etmek hâşâ
bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
kalıp sana baktım
kalıp sana bakmak oldu dünya
baharatları tek tek
zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane
dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya

dağlarına yedi
çarşılarına bir kez kar yağan doğu
durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler
uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya
diyelim fesleğen vardı
durup fesleğen çalıştım buralarda
diyelim fesleğen çalışmış kadar yoruldum ben dünyada
bil dedim
ilk kez ekmek ve gül geçecek yanımızdan
ilk kez ekmek ve gül geçecek adımızda
yalvarırım beni dünyaya bulaştırma

elim ayağım
ilkin ruhunu ve duvarını duayla koruyan bir evde karıştı aklım
karıştı kalbim
doğu dağlarını yedi diyen ninem
her baktığını görmesin diye su içirdi kız kardeşlerime
rüzgar yedirdi her bildiğini demesin diye
işte ona hep bir çukurdan baktım
hep yutkundum ninem ve dünya demeden önce
dağlarını yiyen doğunun adıyla bakışsız bu yüzü seçtim kendime
dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat
o avlu
o dam
o çocukluk
dedim belki de bir yutkunma yeriydi dünya

elim ayağım
yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim
bu nasıl mümkün
saçlarından başladılar konuşmaya
dedim değil mi ki simsiyah yaşımdayım
değil mi ki ekmeğimi yüzümün teri içinde yedim
ben de gitmeliyim artık o en fena bitkilere
çağırdığım haşhaş
gittiğim hatmi
olduğum zencefil
aslında hep bir odun sarsınlar onu içeyim dedim kendi kendime
duvarımızda dua
dualarda büyülü o nine

elim ayağım
taşıma düşman beğendirmekle geçirdiğim o günlerde
ben iyiyim de kalbim delik
ben iyiyim de burası doğu
ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde
bu farz dedim
bu farz
bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur
bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık
cümlelerimi yarım
beni duman eden her neyse onun adına
bu nasıl mümkün ki
önce gözlerimden başladım ben konuşmaya
akşamını gördüm dünyanın
merak kuşku ve bekleme yerlerini
hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah
kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem
o ayna

gördüm
nereye gitsem ben dik gölgem kamburdu bu dünyada

elim ayağım
sen gittin yağmurun sürdü sonra
denediğim taş çarşıları oldu dünyanın
sabır bitkileri
kırk uykusunu uyuduğum doğu
kırk yolunu yürüdüğüm sokak
hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda
dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin
ben dik gölgem kambur
bu leke başka





seyyidhan kömürcü

yaş:ombir

........
Daha sınırdan geçip uçurtmalaşmadan
Gemleri çürüten köpüklercileyin hafifleşmeden
Katılmadan yollarda ölmüş hacıların yeğni ruhlarına, önce 
Eski ülkeme bakardım ne çabuk eskirdi
O sincapsız sinbadsız toprak yoksa hep böyle miydi.
Ben geçerdim kaşık bala gömülüyor gibi ağır
Bir çocuğa bir rüya damlıyor gibi hafif
Hayır! anlatamadım.
........

Ahmet MURAT

"merhamet doğanın kanunlarıyla öpüştü nasılsa" soner karakuş


çalkantılar


bodrum katından Hiralar devşiriyorum
annemin Latince Yasin okuyuşundan
bize ne olduysa böyle burada sevgilim 
anlamadık bir somonun eve dönüşünü

yine de şükür dedim bir yenilgimiz var elde
kapılardan sığmayan eşya tedirginliğinde

duvara asılı tekliye sürülmüş gibi ölüm
aç bir misafirdir kanserli evlerinde
bekleyen ve tesbih çeken
annemizin yanaklarından öpmek için

bir ölüye ne giyse yakışır dedim
bundan dolayı özür dilerim

Soner Karakuş

2 Ocak 2015 Cuma

arasında çokların


Erkeklerin ve kadınların arasında, arasında çokların, 
Çekip çıkaran biri var beni, gizemle ve kutsal bir şeylerle, 
Duyurmadan kimseye- ne babaya ne anneye, ne kocaya ne eşe, ne çocuğa ne de kardeşe, 
Yakın olduğumdan daha yakın hiç kimseye; 
Şaşırıyor herkes -ve fakat o hariç- tanıyan çıkınca beni nihayet.
Ey âşık, ey kusursuz eşit! 
Diyorum, çoktan keşfedebilmeliydin beni, bu mecalsiz üçkağıtlarımdan; 
Ve ben, yani yalnızca ben, bulduğumda seni, bulacağım tıpkı senin gibi.


walt whitman

"Sen beni anlıyor musun? Cevap ver namussuz! Her yazarın ömrü boyunca bir kere olsun karşılaşırsa kendisini mutlu hissedeceği o inanılmaz okuyucuyum ben! " Kara Kitap