24 Kasım 2014 Pazartesi

SABAHLARI HAYATTA OLMAK

               
Sabahları hava kapalı ve neredeyse karanlık oluyor. Yarısı gecede ve kelimelerde kalmış olan ben, otobüste ve özellikle okuldaki öğretmen türlerinin içine karışıp, onları görmek zorunda kaldığımda kendimi çok eski zamanlardan gelecek yüzyılların metalik atmosferine zoraki savrulmuş biri gibi yapayalnız hissediyorum. Dillerini, huylarını ve manalarını anlayamadığım onca insanı görmenin yorgunluğuyla şiddetle kendime dönüyorum. Yaşıyorlar, konuşuyorlar ve gülüyorlar, görevleri var, amaçları da vardır, ilişkiler içindeler, planlı ve ustalar saatleri ve günleri geçirmek konusunda. Hepsi sanki bana “yanlış yoldasın” der gibi geçip gidiyorlar önümden, ömrümden. Sonra ben eve gittiğimde kuracağım hayalleri düşünüyorum. Bunun şifa vermeyen tarafına alıştıktan beri bir alışkanlık olarak onu ve kendimi yaşıyorum.

Sabahları serin ve yağmurlu havaların eskisi gibi ruhuma iyi geldiğini düşünmüyorum. Çünkü bu aldanış yüzünden harcadıklarımın karşıma dikilip bana hesap sorduğunu fark ediyorum. İkiye bölünmüşlüğün cehenneminde kalakalmak da nasıl olsa ilk fırsatta bertaraf ediliyor içimde bana rağmen kurulduğuna inandığım ve beni adeta makineye çeviren mekanizmalar tarafından. Sabahın olanca sıkışmışlığının ağırlığını hafifleten tek şey “sonra” düşüncesi. Sonra diye bir şey var. Kaderini kendi yazan – ki o benim – sonrasında neler yaşayacağını bildiği için biraz rahatlıyor.

Sabahları ilk aklıma gelen geceleri kendimle yaptığım bütün konuşmaların gözüme ne kadar hayat dışı görünmesi ve nerelerde yorulup bu sabahın ortasında yarım kalan bir düş gibi kırılganlıklar içinde düşüşüm oluyor. Düşüş, bilincinin iplerini sımsıkı elinde tutan ben için an be an gözlemlenen bir hal. Çıktığım avlardan elim boş döndükçe bunu da hafifletmek konusundan ustalaştığımı dehşetle fark ediyorum. Gerçekten üzülmek ya da gerçekten sevinmek mümkün olamadığı için her şey öğütülmek üzere o mekanizmaya havale ediliveriyor.

Sabahları, yarım kalmış bir düş ya da yarım kalmış cümlelerle yola koyulduğumda, en çok yüzümde taşıdığım gecenin seslerini dinledikçe bunca umutsuzluğun gücü etkisinde umuda malzeme taşıdığını bilmek benim asıl derdim. Ne o umutsuzluk hakkında ne de umutsuzluğun beslediği umut hakkında hiçbir fikrim yok. Ama bu cümle hemen şu cümleyi doğuruyor ki bu da mekanizmanın çalıştığına delalet ettiği için kısır döngünün görkemine işaret: Sen o umudun içini de doldurmayı nasıl olsa becerirsin.

Çünkü senin varlığın adını ancak senin koyabileceğin o umudun içini kendinle doldurmak. Bu yüzden yaşayamaz hale geldiysen elinden gelenin sadece bu olduğunu da biliyorsun zaten.


Şimdi bunları sus!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder