6 Kasım 2014 Perşembe

EŞYALARIN SÜKÛNETİ VE HAYATIMI KİM YAŞIYOR?



Mikrofon açık ve konuşuyorum.

Buradan itibaren ve sonrasız. Bir insan şiddetinde. Orada gürültülü bir masa ve masaya inen beyazlık. Orada sessiz bir duvar, kolonya şişesi, kâğıtlar, sabunlar, ciltlenen kitap, ağırbaşlı kelime…

Bir insandan daha fazla şiddetle konuşuyorum.

Müziğin bıraktığı ağrılar ve sabır terapileri orada. Ayakkabı tamircisinde huzur ve güneşin alınlığı orada. Seyret bu sessizliği. Onca yorgun eşya sana ne söylüyor onca yorgun eşya?

- Bu arada yolunda gitmeyen bir şey var, karıncalanma burada.

Hayat bir müzik etmiyor ama ben müzik dinlemekten korkuyorum. Eşyalarım da korkuyor BU ARADA.

Müzik dinlemekten korkuyorum burada.

Ben eşyalara bakarken dinleniyorum. Aramızda sessiz bir dil işliyor. Bana nasıl bir yardım ettiklerini çok iyi hissediyorum ama anlatamıyorum. Onlara bakarken ve onların sessizliklerini taşırken kurulan muvazene beni dindiriyor az az…

Gecenin ciddiyetinde oluyor bunlar ve ben konuşuyorum.
Ve ben konuşuyorum gecenin ciddiyetinde eşyalar ağırlaşıyor.
Ben ve konuşuyorum parmaklarım hızlanıyor. Denizler bağırmak istesem de galiba ben sessizce sadece konuşuyorum.

Ben konuşuyorum.

İyi biliyorum ki birisi benim hayatımı yaşıyor. Benim o güzelim A planımı çatır çatır yaşıyor. Mutlu parmakları var onun ve güzel bakıyor. Onun sabahları var. Onun üzerinden durmadan geçtiği zamanları var ben onları uzaktan bilirken.

Onun kitapları bile mutludur. Kâğıtları sevinçle hışırdar.
Mikrofon cızırdıyor ben konuşurken. O konuşurken olmaz bu. O zaten çok konuşmaz. Ben zaten bunu hep anlarım.

Cızırdıyor kelime ben konuşurken mikrofon.

Uzun zamandır farkındayım hayatımı yaşayan birinin varlığından. Şiirlerimi parçalayan varlığından.
Kendime öykü anlatır gibi öykünür gibi yaptığım varlığından.
Fotoğraflarından.

Ben konuşurken o çoktan eskitiyor varlığımdan.

Ve ben konuşuyorum suya dua suya boş suya çok.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder