14 Ekim 2014 Salı

KÜÇÜK BAHÇELERDE

                                          


   O senin adın olsun dilimi titretirken. kiremitler rüzgara dalıp giderken ve “ölümü nasıl alırdınız?” sorusunda titiz bir Azrail oralarda dolaşırken. “musluğu açık bırak ses gelsin kirazlara” dedim ya sana.güneş ışıl ışıl aktı suda.kısacık duvarlardan atladı bakışlarım.güzel tozlar,güzel yeşiller,cinnet rengi gözlerim uyudu.ve bahçende mola vermiş tık nefes hayatım unuttu kendini.
  
   Bu sokağa bakıp ağlamak istedim ben.unuttuğum bir hayatı hatırlamışım gibi,seni sevmeyi ihmal ettiğimi fark etmişim gibi.gençliğim geçmedi ya o dar sokaktan,buna yanıyorum ben.hayat boğazımdan aşağıya yılanlı kelimelerle akmış hep.sakin adımları ağırlayan küçük sokaklar ve kıyıda aniden parlayan hayattan büyük küçük bahçelere düşmedi ya yolum.kötü boyalarla daha bir eskimiş ve eskidikçe yaşanmayan ne varsa ona benzeyen masum evler, şehrin orta yerinde tahta bahçe kapıların ardına sığş bir köy var sanki,şehir girmemiş oraya.orada annelerin hepsi seni büyütmüşler.orada suyu çeşmeden içmiş beyaz tenli kızlar bana bakıp susmuşlar.diyememişim aynı suskunluğun iki ayrı ucundayız biz.diyememişim tahta bir sandalyeye oturayım da bana sessizliklerinizi söyleyin.aşkla değil, sizi merhamete benzeyen gözleri yaşlı bir hisle seveyim.o bahçeler gençliğinizi büyütürken sokağa düşen hüzün benim nasibim olsun.

   anneden alınan asıl kızlar sizsiniz. anneden,bahçeden ve o dar sokaklardan alınan.ipe asılan çamaşırlarda buram buram kokan masum bir şey var.ben onu anlatmışım oralara dolan gözlerimle.birden karşıma çıkan o sokaklarda o bahçelerde ruhumun bulduğu sükunet nasıl susamış size.öyle kelimesiz susmuşum ki gözlerim dolmuş.en güzel siz büyütürsünüz isimsiz sevgileri.siz yazarsınız ucu yanık mektupları.anneleriniz babalarınız ve genç kızlığınızın taşınmaz gölgesini görürüm narin omuzlarınızda.bilmiyorum yüzünüz kızarır mı yabancı gözler size dokunduğunda.kahveler yaparsınız,kahve fincanında ince kaderinizdir sunulan gelin peşindeki kadınlara.onlar kim ki sizi tartmaya biçmeye beğenmeye geliyorlar.köhne namus anlayışlarını sizin üzerinizde sınarlarken sessiz isyanlarınızı anne kokan yastıklarınız mı saklar? ben sizin tertemiz gözyaşlarınızın yazıcısıyım. ben başınızdaki yemeninin kokusunu mahremiyetini aradım her dağınık aşkımda.tepsiyi taşırken titreyen eliniz kalbime naiflik kattı.

   odalarınıza, çekmecelerinize, türkülerinize, sessizliğinize,güzelliğinize,iç çekişlerinize,soğukta pembeleşiveren ellerinize aşık oldum hep.sokağınızdan geçerken bunu duydum içten içe,dıştan içe.uzun yolculuklarımın gecelerinde kasabalarda köylerde o uzak evlerde yanan sarı ışıklarda gördüm de kaderinizi sustum kaldım.beni bilmezsiniz.hiç biriniz dokunmadı gölgeme bile.ama sizi kim sevdiyse benim yerime de sevsin deyişim kaldı bana.
 
   O hikayeleri yazamadım bir türlü. dilimin ucundan titrek bir hasret akıverdi kağıda.o senin de adın olsun dilimi titretirken dedim.annesini çok seven bir kızı daha çok sever oldum.annesine açılan sevgisiyle onun dizinde ağlayan bir kız.kalp atışlarını duydum her zaman.kalp atışları bahçeyi sularla,çiçeklerle,ağaçlarla doldururken geçtim oradan.oraları sevdim.o sokaklara o bahçelere o eski evlere ev içlerine tahta merdivenlere teneke saksılarda büyüyen her şeye. aceleyle eve dönüşlerinize, babalarınızın korkusuyla büyümüş kırılgan umutlarınıza, uzun eteklerinize, tuttuğu eli bırakmamak üzere tutuşunuza, kolay sevinçlerinizdeki çocukluğunuza vuruldum ben. hayat kapı altlarından giren soğuk gibi bahçenize evinize odanıza girdiğinde ve üstünüze üstünüze geldiğinde üşümüş bir çocuk olup nereye baktınız diye sormak istedim size. tuttuğunuz el sizi ısıtsın istedim.


   Sokağınız sıcak sessizliklerle doluyken yaz gecelerinde ve yol huzur dolu anlara bırakmışken kendini, küçük evleriniz bana  ben onlara sokulurken,ağaçlar da güzelce salınırken iki yanda,sizin türkülerinizi dinledim hep.mahiyetini bilmesem de beni yakan hasretin bir tarafı aydınlanırdı o saatlerde.o zaman rüzgarlar ruhumu dinlendirir, özlemenin kendisi nasıl vururdu kalbimin kıyılarına anlatamam.ben dışarıdaydım.ve o bahçeler o evler geçekliğinden kurtulup kurduğum hayale dönüşürlerdi.bütün evler benim kurduğum bir hayaldi ve geçmişleri beni sarardı.ben yorulurdum,yine de bu davetsiz rüzgara bırakırdım kendimi ve oralarda kötü olan mutsuzluk veren ne varsa hayaller kurdukça güzelleştirirdim.eksik hayatımın birazını size sunardım,yarım kalmış hayatlarınızdan hayatlar katardım kendime.benim size her bakışım yaşanmamış bir geçmişle doluydu ki anlatamam.fakir odaların yürek sızlatan temizliği sadeliği ne güzeldi.asıl öykü benim o evlere bakışımdan taşan neyse oydu.

   O senin de adın olsun kalbimi titretirken. bu aşk hep oralarda büyüdü.onu sana taşıyıp durdukça sen hayata doğru ben hayallere doğru uzaklaştık.ama aklımda kırık dökük bir bahçe.gariban bir ev.küçük bir sokak.merdivenlerde sevinçten dizleri titreyen sen.düşmemek için trabzanlara tutunmuşsun.seni güzel yapan beni sana tekrar tekrar aşık eden odur.ben o sokakları bu aşkla doldurdum.ne vakit yolum oralara düşse içimde konuşan odur.ben oralarda hiç yabancılık çekmem.bakışlarım sımsıcak o hayatlara.

   Ve bende saflığını kaybetmeyen neyse,
   o avlularda taşlıklarda, odalarda, divanlarda, minderlerde,
   tahta merdivenlerde, titreyen dizlerinde, o kokularda,
   annelerde,
   pencerelerde, gecelere solgun ışıklar döken uzak evlerde durmadan kurulan bir hayal gibi yaşıyor hala…

   ben hala o bomboş merdivenlere, içinde olduğum ve olmadığım bir hatıraya bakar gibi bakıyorum.

   Ayaklarına kapanıyorum…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder