31 Ekim 2013 Perşembe

USTA

Hakikaten kendi üslubu olan tek bir yazar var dünyada diye düşündüm, pek çok yazar var ve kuşkusuz her yazar kendine hastır ama THOMAS BERNHARD benzersiz üslubuyla  hepsinden farklı diye düşündüm ve hemen hemen her yazar bir başkası "gibi" yazarken onun sadece kendisi gibi yazdığını düşündüm, donmuş bir su halinde atmosferi yararak ilerleyen, evleri, erkekleri ve kadınları, binaları hatta zamanı yararak ilerleyen bir kitap olduğunu düşündüm THOMAS BERNHARD 'ın, elimde Göethe Öleyazıyor kitabıyla ve kitabın taştan harflerine bakarken, kitabın çizdiği helezonların içinde mutlu bir yorgunlukla kaybolurken bunları düşündüm.

Odun KESMEK
Bitik ADAM
Eski USTALAR
Witgenştaynın YEĞENİ
Beton
Yürümek - EVET
Göethe ÖLEYAZIYOR

Bütün intiharların kazandırdığı bir ciddiyetle okura saldıran ve intihar edemeyişine adeta hayıflanan bir yazar olarak onu, soğuk, katı ve gri bir dünyanın içinde kansere kavuşmuş bir yüz olarak düşündüm. Tam burada almanca bir sesle bağırmak da istedim. 

Düzelti
Amras - WATTEN
Don
Ses TAKLİTÇİSİ
Yok ETME
Kahramanlar ALANI
Neden. BİR DEĞİNİ
Mahzen. BİR VAZGEÇİŞ
Soluk. BİR KARAR
Soğukluk. BİR DIŞLANMA
Bir ÇOCUK
Tiyatrocu
Ödüllerim

Dünyanın en iyi yazarı o olabilir mi?
Aksi ispatlanamadığı müddetçe: EVET.



24 Ekim 2013 Perşembe

KAV


Bütün yazdıklarım sonsuzluğu içerir

Ölümün tırnak içine aldığı sonsuzluğu mu?
Burada uzun bir kış gecesini yitirmemeye çalışıyoruz
Leonard Cohen’le açılıyoruz beyazın merhametine
Yalnızlık kokularına onulmaz aşk odalarına
Kendimi kapattığım bir yazıdan yalımlar yükselsin istiyoruz
Bütün yazdıklarım şimdi yanı başımda
Başka bir dile yüklüyoruz onları

Hiç unutmam diye başlayan sözlerim yok
Olsaydı kabaran kalp ağrılarına eklerdim onları da
Yaşamak cehennem gibiydi dediğimi hatırlamam
Perdelere sığınan akşamları hayali bozkır resimlerini
Çatlayan karanlığını içimin
Yaşamadım
Coğrafyası kayıp bir gövdeydi de aşk
Ben ondan yalnız kaldım
Sonsuzluğu ağzımdan köpürerek taşıran var olma telaşı bu
Yazgıyı doğrulamaya doğru ölen ruhun dili

Dünya durmadan küçülüyor
Dünya durmadan küçülüyor
Keman sesleri dışında durmadan küçülüyor dünya
Sustuğum yerde daha da yalnızım                                                                                                           
Sonraki hayatın için bir taslak hayal ettim, eşyalarla doldurdum odanı
kalbini kendine bütünledim

Hiçbir hayatım yok diyorum ona
Hiç olmadı
Kendimin sıfır noktasıyım ben



"sen bu şiiri okurken/ ben belki başka bir şehirde / ölürüm" behçet aysan


22 Ekim 2013 Salı

bütün bir hayat




Gündoğumuna bir saat kala saçlarına düşen mavi gibidir
mahmurluğun güneşleri;

bir kuşun mezarının üstünde, otların hızıyla
biterler.

Onları da baştan çıkarır, zevkin teknelerinde
oynadığımız rüya oyunları.

Zamanın tebeşirden kayalıklarında onları
da hançerler bekler.

Daha mavidir derin uykunun güneşleri: Bir
zamanlar saçının bukleleri gibi.

Bir gece rüzgârı olup, kız kardeşinin parayla
açılan kucağına sığınmıştım;

Üzerimizdeki ağaçtan sarkıyordu saçların,
ama sen yoktun.

Biz dünyaydık sanki, sense büyük kapının
önünde bir çalılık.

Beyazdır ölümün güneşleri, çocuklarımızın
saçları gibi:

O, yükselen sularla gelmişti, sen kumlukta
bir çadır kurduğunda.

Sönmüş gözleriyle, başımızın üzerinde
mutluluğun hançerini kaldırmıştı.


paul celan

müzik uzarsa ömür değişir.


once upon a tıme in the west


federico garcia lorca için üç şiir



sessiz akan sulara gazel

Ah işte herşey orda...
Ben severim omuzlarımı bir gün
Sırmaları, apoletleri olmasa da.

Ben severim omuzlarımı bir gün
Göçen bir maden direğinin altında

Su akar kendir tarlalarından
Ah her şeyim...
Ben severim omuzlarımı bir gün
Savaşda bir başka omuzun yanı başında
Yatakda bir ince omuzun yanı başında

Yol uzun, hava sıcak
Kırbaçlarım atımı varırım Kurtuba ya...

İndiğini görürsem bir gün sığıcıkların
ve sürüler halinde,ovaya
İnsanların dünyayı bölüştüklerini hatırlarım
Bir gün daha...

Sevişirim ölürüm, savaşırım ölürüm
Doldurum çantama kara ekmek ve peynir
Varırım Kurtuba ya...
"saat beşte
akşamleyin"

Ah ellerim ve kalbim
Her şey orada kaldı.
Keçeler keçeler ve portakallar
Kireç döktüler yere. Kara gözlüm, kalbim,
Halkımın fakir akşamlarıdır, biliyorum
Kanlı bir mendil diye bağlanan gözlerime
Kireç döktüler yere,
Bir duvarın dibinde
Bir deppoy un önünde
Kiraz ağaçlarına ve sığırcıklara karşı
.......
Bir halkın gösterişsiz, sessiz cömertliğinde
Ölüm nasıl söylenirse öyle
İspanyol dilinde
ve her dilde...

obras
completas

Artık kat iyen biliyoruz;
Halk adına dökülen kan
Sapı güldalı güzelliğinde bir bıçaktır.
Dişlerin arasında...
İspanya da
ve her yerde...

turgut uyar

20 Ekim 2013 Pazar

gölgedeki kadının şarkısı


Sessiz biri gelir de başını vurur lalelerin:
Kim kazanır?
Kim kaybeder?
Kim koşar pencereye?

Kim o kadının adını en önce söyler?

Adam saçlarımı bürünendir.
Adam bürünür saçlarımı başının üstünde ölüler gibi.
Adam bürünür saçlarımı göklerin bürüdüğünce o yıl aşk içreyken ben.
Adam bürünür saçlarımı kendini beğenmişlikle.

Birisi ki kazanır.
Kaybetmez.
Koşmaz pencereye.

Söylemez o kadının adını.

Adam gözlerimi edinendir.
Edinendir gözlerimi kapandığı an kapılar.
Bürünür gözlerimi parmaklarında halkalar gibi.
Bürünür gözlerimi safirden ve şehvetten parçalar gibi:
güzden beri erkek kardeşim oldu adam;
sayıyor günleri geceleri.

Birisi ki kazanır.
Kaybetmez.
Koşmaz pencereye.

En sonuncudur söyleyecek o kadının adını.

Odur sahip olan söyledeğime.
Taşır onu kollarının altında bir bohça gibi.
Taşır onu hani saatler taşır ya en kötü saati.
Taşır onu eşikten eşiğe, fırlatıp atmaz asla onu.

Birisi ki kazanmaz.
Kaybeder o.
Koşar pencereye doğru.

Odur en önce söyleyecek o kadının adını.

Başları vurulmuş laleleriyle.

Paul Celan

şair işçidir

Bağırırlar şaire:
"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
Doğrusu
 bizler için de 
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
 bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
 bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat 
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
 saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
 balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
 işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
 aylak olduğumuzu söyleyerek
   sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
   dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
 şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
  aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
  bezeriz evreni
   marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
 ayıralım kendimizi
  bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!


MAYAKOVSKİ

12 Ekim 2013 Cumartesi

bir şey kalır


toprağı ve suyu seyredişini öveceğim 
son cemrelerin dansa kaldırdığı 
ablaların için uzaktan sevinişini 
bir portakal trenini alkışlar bir çocuk 
bunu hatırlar şimdi görenler seni 

bunu hatırlar görenler şimdi seni 
bende hatırlarım ama usul usul 
tok atlar otlakta gibi, akşama daha çok var gibi 
sonra unuturum bunu, başka şeyleri unuturum 
anılar gömülüdür zaten ben bir daha gömerim 
çocuk olmuşum, hasta olmuşum, deniz olmuşum 
yalnız bir sincabım belki 
gömdüğü cevizlerine küsen 

biz ayrılalım: sen kuzeye git 
atımı seninle paylaşırım eğer istersen 
meyve al yanına biraz su ve kibrit 
bir şarkı için beklettiğimiz kanı, 
yıkadığımız sesi ama unutma. 


Ahmet Murat

6 Ekim 2013 Pazar

d. 810

Kıyıdaki sabahçı kahvesine oturmuş
genç kız, kulaklığından "Genç kız ve
Ölüm"ü dinliyor, peşpeşe dizdiği yanık
notaları Schubert'in yayılıyor ince narin
gövdesinin içinde. Öbür köşede bir masaya
oturmuş Ölüm: Öyle sessiz duruyor ki bir tek
sessizliği görünüyor.

enis batur

"gerçek... buruk gerçek." stendhal


beş gül

Sizin için tuttum beş gül getirdim Sevgili,
durup dururken beş kırmızı gül getirdim, kan.
Beş beyaz gül süt, beş sarı gül altın yaprak,
tuttum beş pembe gül getirdim Sevgili, tan.

Başka bir el koparmış onları, benim elim
bunca korkak: Bir dikmeyi bilirim. bir de
dokunmayı: Tepeden tırnağa teniniz yangın
beldem, sizin için beş siyah gül parmaklarım.

kömür. Toprak, temas, sahi bir de ak kağıt,
seçtiğim kelimelerin arasında nedense mağrur,
ilerlerim karda bıraktığım izler birer ağıt,
ayırdım dikenleri: Sizin için bu beş arı gül.


enis batur

merdivenler