30 Haziran 2013 Pazar

KIŞ HAZIRLIKLARI


                                 


1

Köşeli şeyleri seviyorum, aşk gibi
Kışa doğru üşümeyi, portakal kabuklarını, narın dağılmasını, kadınların kaçar gibi yürümesini
Sigara içmeyi, aşktan ayrılmayı seviyorum
Yüzündeki demir hissine kaptırıyorum gözlerimi
Yüzüne sorular ekliyorum
Allah’a inanıyorum
Allah’a inanıyorum

Seni sevmek boşluk yaratıyor
Orada siyah harfler buluyorum senden

Bu kapalı hava Bu sis
Bu sokakların damarlarıma kadar ürpermesi
Gecede göz avları, kedi yığınları
Kalın nefesler çıkıyor hayvanımdan

2.

Parkların durdurulamayan ikindisinde
Gözlerinden soyunmaya başlıyor kadınlar
ZENT-ARAS ELT PİCİUM
Zamana dağılan gün ışığı
OLVİUM PAES
Bilmediğim bir dille örtüyorum üstünü
Ve ters ayaklı cinler
Sonsuz, evet
İNATATEA
MORİUM
CRESSİUM


yedi iklim - mart 2011

29 Haziran 2013 Cumartesi

dünyanın en tuhaf mahluku




Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
beş değil, 
yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
hani şu derya içre olup 
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
kabahat senin, 
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! 

Nazım Hikmet Ran

26 Haziran 2013 Çarşamba

menziller


'çarmıha geriliş'ten ayrıntı



Annemi özledim. Özlemi anniyorum. Anlıyorum. Zenit bana ne söylediydi, hatırlanamıyor. Kurumlar ve kuramlar beni anneme üzüyor. bende şiir yazabilme kaabiliyeti varmış, öyle söylüyorlar. Ne dediğimi bilmemek istiyorum. Boş başıma dolaşmak istiyorum. sosyalleşmek istememek gibi bir hak tanınmak istendiriliyorduğum. Sahipsizim. sonra sokokta dolaşırken her şeyi rasyonalize etmek durumunda kalıyorum. Bazı kediler rasyonalize olmak istemiyorlar. Annem rasyonel ne demek, ağlamıyor. Kendimi bana bırakmak istiyorum. annemi özlediğim için kızlardan uzak duruyorum. kızlar bana yaklaşmakda zorluk çekiyorlar. Köfteci de öyle. O da bana yaklaşmakda zorluk çekiyor. Canım akşamları daha çok sıkılıyor. Annem daha çok. Akşamları hava siyah oluyor. Havaya bakıyorum. Hava bana bakıyor. bana salık verilecek sevgiliyi doğrudan reddetmek durumundayım. Kızlar bana önem vermemek konusunda tutarlılar. Köfteci de öyle. O da bana önem vermemek konusunda tutarlı. Annemi özleyince, annem yok ya hani, bölece hayati'ye bakıp, Hayati'ye bakıyorum işte. Yani şey oluyor. Hayati benim hayatımda etkili bir yere sahipmiş ben de hani hayati'ye bakıyorum ya, hah, işte hayati'nin yani şey. Sonra dışarı bakınca bir küçük irrasyonel kedi görüyorum. Kedi bana aç aç bakıyor. ben ona artık annemi özlediğim için konuşmakmak istemediğimi ancak rasyonel anne kedisiyle gidip korkunca istemediğim kitaplar okuyup anlamadığım annelere saygı duyuyorum. Ataya saygı hamurumun içinde varmış. Benim hamurum orda. Annem beni sevip özler. Ben de böylece peşinden gidemem.Sonra annemi de rasyo... Neyse...

ah muhsin ünlü

25 Haziran 2013 Salı

gırnata'ya on iki kandil


1
Yere ve göğe bir ev
Burası, Akdeniz ile Sierra Nevada arası.
Dağ elini koyuyor dalganın eline
deniz ağacın pencerelerini kuşatıyor.
İşte Gumara kapısı,
El-Hamra’ya çıkan şairlerin
hayallerini görüyorum
Hugo, Gongorra, Jimenez, Rilke, Lorca
Armando Blasio Weldes’i işitiyorum:
“Kaç kez istemişimdir Gırnata çağında
doğmuş olmayı”.
Bu tarihin ıtrına dar geliyor feza,
bu toprağın kokusuna dar geliyor tarih.
Tırman ey şair soruların burçlarına, reyhanın havasını oku,
daya dudaklarını anlamın şarabına.
2
İşte el-Hamra kapılarını göğe açıyor
çıkmak ve çocuklarını ziyaret etmek için.
Bir el – beş vakit namaz
Bir el – kötülükle vuruşmak için bir tılsım,
ne taşıyor böyle sallanan bu el
kanayan bir nar mı, çığlıktan bir ciğer mi?
İşte Guadaira nehri:
Bir halhal ve iki çıplak ayak
Güneşin çevresini tutmuştu fareler,
işte, çizgilerin ve renklerin
taylesanında uzanmaya bıraktım onları,
gizemli nüktelere daldım
kaygılarımı yeşil bir tılsıma hapsederek:
Yaratılışın Adem’i hayal
Uygarlığın Havva’sı el-Hamra/kırmızı kız.
Düş gör düş gör
Düş görmezsen uyku ve gece seni yiyecek.
3
Şarabın kapısı,
Giriyor muydum, çıkıyor muydum?
Benden sarhoş oldu eğimler ve harmaniler
içinde tarih yasemininin ürperdiği.
Kûfî hattı ve nesih hattı bahçelerinde sarhoş oldum,
Seni getiriyor müzik ve gidiyor
her mekâna ve mekânsızlığa.
Avlular, ışık göllerinde yüzen muvaşşahlar.
Ve renklerinden çıkmak üzere
giren nice kelebekler,
duvarlar önünde derin saygıyla,
çamurun bir teşbih olduğu yer
duvarların esire kardeş olduğu.
Hayat – bezemenin gövdesinde bir göbek
yıldızlarsa kulakları altında perçemler.
4
Bulutlara dokunmaktan korkma
ey adımlarım, dingin olun, de!
Siyahın meydanında reyhanların
meydanında
suyun merdiveninden iniyor ay
sevdiği yüzle buluşmak için suda
çevresinde kandillerin ışığı utanıp sönüyor.
Bu sütunların ayak kemiklerinde
süslemelerin fısıltısı
kemerler çekilişler ve dalgalar.
Kim bu narin nakkaş?
Bezemesine yıldızları hapseden
ki çıkmak istemiyorlar oradan.
Hat – içinde zamanın suyu aksın diye
mürekkebin kazdığı bir ırmak.
5
Ey bezemenin müridi, işte kutbun
kubbeler de hâller ve makamlar.
Kubbede bir hışırtı içinde kanatlar saklı
altında coşku hareketli bir koltuk
aşk ceylanlarının taşıdığı.
İşte, sonsuzluk bir cübbe giyiyor
bir lambanın içinde oturuyor ufuk.
Kulak verin revaklara:
Güneşle gecenin çiftleşmesi
benimle benim aramda sürekli bir
düğün bu.
Ama gövdem benim değil.
Özleyiş ve lezzet onu aldı benden.
Öyleyse bırak beni ve algıyı alevlendir
Heveslerimi uyandır.
6
İşte bu varlıklar
Pencerelere giysiler diken iğnenin
deliklerine giriyor
Orada gemiler ve erkek geyik boyunları
orada at sırtları, birine bindim
ve mesafelerin hurmasını silkeledim.
Bilmem neden ağlıyordu o pencere
Uzayın ona mavi mendilini uzattığını gördüm
ayın bulutlarla örtülürken
el-Hamra’da yarattığı
harikaları anlatıyor şu pencere de.
Ancak düş gemilerinin sığabildiği
göller misali pencereler
pencereler – yıldızların kulaklarında küpeler.
Boşluk el-Hamra’nın alfabesine
yaraşmayan bir sözcük.
7
Kumariş hamamında sarı, mavi,
kırmızı arasında,
anlatılmaz bir susuzluğa düşüyor su,
sen anlayabilirsin bu neden böyle.
İşte fıskiye bir gövde olmaya çabalıyor
bir şarkıya dönüşmek suyun işi de.
Yıkananların her biri,
belini göğün kucakladığını sanıyor.
Doğanın ve ötesinin
boynuna sarılıyor
yahut bana öyle göründü.
Bana öyle göründüğünü düşünüp
dedim ki:
Bu delilikte
Nesnelerin ne idiğini bilmemek iyidir.
O akşam Gırnata
hayalimde uyumadı
kollarımın arasında uyudu.
Bornozlarının eteklerini sürükle
ey Gırnata
zamanın bundan dolayı tökezlemesi
hoş olur.
8
Bir köşe fısıldadı bana:
Girdin, ey şair, üçgenime
yazık ki çıkacaksın,
süt dolu memelerim var benim,
kabım yok.
Benim gibi ol
Yolculuk et ama kendi gövdende,
ki oluşu kuşatasın güzelce.
Köşe dedi ki:
Akıl burada duyunun hizmetinde,
bezemedir çamura söylemeyi öğreten.
Ama yetişir bu bezemeye bakıp durduğun,
ardında yoldan çıkmışlar yürüyor havada
kuşkunun erguvanını giyerek
El-Hamra’nın köşeleri bilimi yalanlıyor:
Işık saçılıyor onlarda sanki henüz keşfedilmemiş bir sorgucu.
Sen köşeleri tuttun pantolonlarını
toplayarak
güneşin ışınları sanılarla sarınırken.
9
Nakış ve bezeme tabakalarının altında,
düş için oyulmuş ırmaklar
Bu kubbenin altında cellât yok
kan yok bu revakta
şiirin ayak izlerinden başka iz yok.
El-Hamra’nm kapılarına yaslanmış
erkekler
kuruntuya fırlatılmışlar sanki
yolculuğun tepelerinden
cenneti evine çekmeye çalışıyor her biri.
Gırnata’nın düğünlerine kadınlar esin üfler
tepelerde saç örgülerini çözen yıldızlar.
Ama gövdem hüzünlü şu anda-
Daha doğmamış olduğumu söylesem mi?
Gelme gelme ey yarın,
Mühlet ver, bekle öğrenelim
seni nasıl göreceğimizi,
Seni nasıl karşılayacağımızı
bilelim de öyle gel.
10
Zaman bir ihtiyar,
kırık bir arabanın gölgesinde oturuyor
mevsimleri tüttürerek
El-Hamra’nın duvarlarına söylesem mi acaba:
Ceplerini parçala!
Sütunların ağlamasını istesem mi?
“Yaralarına merhem sürmeye vaktim olmadı”:
Bana böyle seslenen o vakit mi?
Dinle ama hayalini, ey Gırnata, düşen kırışıklıkları avutuyor o hayal,
Burçlarına kulak ver
sevgi kasideleri okuyor.
Ama, ama
İşte bana bir kitara veriyor bu gece
Sehere şarkı söyleyeyim diye.
11
Şiir yüz hatlarını feleğin üzerine kazırken
El-Hamra’nın göbeğinde oturan bir felek söylüyor
Başka bir usturlap mı doğuyor?
Ve neden sevmiyorum ben
göremeyeceğimdekinden başka bir şeyi?
Böylece yaratışla eylemini
birleştiriyorum,
nesneyle eşini
nesneyle karşıtını,
ve diyorum ki yarının meydanlarında
Gırnata’nın elleri
Nesnelerin hepsi önden gelsinler diye-
İşte Gırnata’nın adımları yazıyor
eşsiz bir mürekkeple oluşun muvaşşahını.
12
Gırnata’ya kulak ver, ey şair,
sen geçip giden akşama âşık olmadın
gelen sabaha tutuldun çünkü sen.
Akşam sehere hazırlanıyor -
Sana ufku açan bir kök
ve sana yükseklik sağlayan bir derinlik.
Güneş gibi, Gırnata gibi
senin de yanağın iki:
Doğuda bir yanak,
Batıda bir yanak.
Adonis, Gırnata 1996

23 Haziran 2013 Pazar

sen drom

Radyoda ikimizin de sevdiği bir şarkı çalıyor
Bir yerlerde radyoyu mu açtın acaba
Cemre düşüyor içime bu kış kıyamette
Sokağımdan mı geçtin ne
Takılıp kalıyor bakışlarım bir yere
Aynaya mı bakıyorsun orada
En sıcak ceplerime sokuyorum ellerimi
Ellerin üşümüş olmasın
Sensizlikten yararlanıp çığ gibi iniyor zaman
Saate mi bakıyorsun acaba
Göz kapaklarım ağırlaşıyor kurşun gibi
Uykun mu gelmiştir şimdi
Nasıl da acıktım birden
Sen neden yemek yemedin
Öğlen oldu gün karanlık
Belli ki uyanamadın
Dışarıdan kuş cıvıltıları geliyor
Ne diyorsun bakayım sen
Issız gökte bir bulutçuk, oradan oraya göçen
Bu sen misin gerçek dışı, gerçeğin şehrinden geçen

mürsel sönmez

19 Haziran 2013 Çarşamba

esenlik bildirisi / ismet özel



Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.

1973

17 Haziran 2013 Pazartesi

galway at yarışlarında


Orada, atların yarıştığı çayırda,
Aramızda birlik yaratıyor duyduğumuz sevinç.
Atlılar dörtnala atlarının sırtında,
Yüreği ağızlarında arkadan bakanların:
Bizim de seyircilerimiz vardı eskiden,
Dinleyen, işimizde bizi yüreklendiren;
Yoldaşlık ederdik binicilerle
Yeryüzü tüccarın, kalem efendisinin
Kesik soluklarıyla buğulanmadan.
Sürdürün türkünüzü: bir yerde doğarken yeni bir ay,
Göreceğiz uyumanın ölmek olmadığını,
Duyarak yeryüzünün yeni bir hava tutturduğunu -
Yeryüzü hep delikanlı çünkü -
Sonra bağıranlar çıkacak yarışlardaki gibi,
Ve insanlar olacak bizi yüreklendiren,
Atını sürüp gidenlerden?


w.b.yeats 





yılan sütü


15 Haziran 2013 Cumartesi

buğu banyosu

Kırgızistan'da batık bir vadide
Men seni bela sandım.

Kalbimden uzakta çok uzakta bir kurt öldü.
Şarap kızılı bir lale sızıpdur şimdi orada farkında mısın?

Geceyarısı batkıları ve al kanlar içinde ekşimden
öle budum. Yıllar ve yıllar var ki Bizansiyya'nın
tungasında erguvani balıkçıl gibi yaşadım.
Çünk heeç, heç görmedim dosttan vefa. Gözyaşım duştu.

Gözelsiz, vefasız, hakikisiz
Meleksiz, çeçeksiz, heykelsiz
Ben bu yerde yaşamadım.

Sonunda bir gün könlüme bir buğu banyosu yaptım.
Bulanık bir yağmur yağdı. Batkın eşklerden kendimi
kurtarıp başka bir tür Aşk'lara daldım.

Ben bu Aşk'a düşeli kimse yüzüm bakmaz.
Sevmiş bulundum güzelim gayri ne çare.

Ela gözlerim teninizin en derenlerine getti.
Batıl bir evlenme yaşadım. Sevsem de öldürüyorlardı
Sevmesem de. Düşerler onlar da yıkılıp düşer bir gün.
Heeç ağlamadım. Mavi kuzgun buğday başaklarını sıyırdı.
Gözyaşım duştu. Ben bu yerde heç yaşamadım.

Lale Müldür


14 Haziran 2013 Cuma

"şiir dumanla yazılır"


hoohh, uzatma dakikalarında yenen gol.
hoohh, hakemin karşı tarafı tutması.
*
hoohh, babaların eve geç gelmesi.
hoohh, babaların eve hiç gelmemesi.
*
hohh, umudun adı: Facebook (1)
hohh, ".. farmville üzerinden bir istek gönderdi."
*
hohh, seni bir insan olarak seviyorum.
hohh, iyi insanları dudaklarından öpmeyiz.

*
hoohh, iki paket sigarayla çakmaksız kalmak.
hoohh, çakmağın kibritten sonra icat edilmesi.

*
hohh, kar ne güzel doğa olayıdır.
hohh, rüzgar kötü bir şeydir.

*
hohh, doğurmanın kadınlığa özgü olması
hohh, soyadını babadan almak.

*
hohh, nihilist bir dede yoktur.
hohh, çocuğun olduğunda ölmüş olurlar.

*
hohh, ellerin genellikle anneye benzemesi.
hohh, burnu mutlaka babadan almış olmak.
*
hohh, kısa winston soft.
hohh, bir liralık çakmak.

*
hohh, ben prensip olarak saçları çıkan şeye güvenmem.
hohh, onlar da benden pek hazetmezler.

*
hohh, sağını solunu bilmemek.
hohh, sağ sarımsak sol soğan.

*
hohh, sigara yandığı anda, yakan artık yalnız değildir.
hohh, "bu kadar katran sizi çok üzgün yapmaya yeter."

*
hohh, memleketinin takımını tutan adam.
hohh, memleketi üçbüyüklerinkurulduğusemt  olan adam.

*
hohh, başkent Ankara'dır.
hohh, dönüş yolundan ziyade simidi en güzel şeyidir.

*
hohh, insanlar bu sesi sevişirken çıkarır.
hohh, ya da sigara içerken.


hohh, sigaranın bitmesi.
hohh, şiir dumanla yazılır.

hasan rua demiroğlu

11 Haziran 2013 Salı

orta dereceli memur

                        
bir ergenin kavga çıkartması gibi sevdim seni
gözlerin yüzünden
sana dik dik bakan şarkılar besteledim

kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
öğle tatilinde bilgisayarın içine girip
apartmanların mağaraya dönüştüğü iş çıkışlarında
hızlı hızlı yürürdüm evime
yatmadan önce saati yarına kurardım

bütün memurların üzerini örümcek ağı sarmıştı geldiğinde
parmaklarımız yıllık zammı hesaplarken kırılıp duruyordu
“sizi tanıyorum” demiştin bana gülüp
gece üçte çalan bir telefon gibi söylemiştin bunu

kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
sana bakınca
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum
her şey durdu
dosyalar, metro, öğle tatilleri, imzalar durdu
faturalar, hafta sonları, kiralar, fazla mesailer durdu
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum işte
yırtarak soludum havayı
elimdeki çakıyla
gök gürültüsüne adını kazıdım
buna inanmayabilirsin
buna inan

herkes bir gün silahla havaya ateş eder
“bütün hayaller yere yatsın başını kaldıranı vururum” der
her memur kafasına çorap geçirerek yapar bunu
sonra karanlık bir odada
yıllık zammı hesaplarken kırılıp durur parmakları
kendine dünyadan koridor kenarı yer seçer

buna inan
uçak düşerken insanların çığlık atarak
koltuklarına tutunmasıydın sen
ölümden önceki andın

ince bir tozla kaplıydı yaşadığım günler
fırtınada kırılan şemsiyeye benzeyen günler
bir ölünün Fatiha beklemesi gibi günler
dünyadaki tüm telefon kulübelerinden arayıp
sesini dinlediğim
her gün





ayşe sevim

hüzünlü madrigal



Hanım hanımcıksın neme gerekir?
Güzel ol! Hüzünlü ol! bana yeter,
Doğaya ırmaklar, sular can verir,
Yüzü gözyaşları güzelleştirir;
Fırtınalarla gençleşir çiçekler.
İnan, daha çok seviyorum seni,
Kıvanç gölgeli alnından kaçınca
Ve korkular boğunca yüreğini,
Geçmişin öfkeli bulut yığını
Bohçasını önümüzde açınca.
Seni, o iri gözlerin kan gibi
Sıcak damlalar dökünce severim,
Ve ellerim sallarken beşiğini
Can çekişen bir hırıltı misali
Hüzün üstüne çökünce severim.

Charles Baudlaire