30 Haziran 2011 Perşembe

ARKADAŞLIĞIN AŞK GİBİ OLANI GÜZELDİR. BİR GÜN BİTMEYECEKSE NE ANLAMI VAR?!




  Ben, sevdiğim herkesi, onları çok sevdiğim zamanlara bırakmak ve hep orda oluşlarından anlamlar yaratmak; bunda, zamanın geçişine övgü başğı altında karanlık mutluluklar toplamakla meşhurum. “Sen gerçekten sevmemişsin o zaman” deyip parmaklarınızı bana doğru çok bilmiş edalarla salladığınızı görmüyorum sanmayın. Sevmekte ustalaşş dostluk erbabı kimlerse aranızda onlar beni yargılayadursunlar, ben bildiğim yolda gitmeye devam edeni oynayacağım. Siz de dostlukları sıkı gönül ehli insanlar olarak arkadaşlıkla ilgili vecizelere sırtınızı iyice bir dayayın öyleyse.

  Arkadaşlar yalancı şahitlerdir. Bize daima duymak istediğimizi söylerler. En iyi dost bize en çok arka çıkandır. Yalan mı?
Ve biz onları onlar da bizi suçluyu bağışlayan babacan hallerle severler. Yalan mı?
Arkadaşlar vakit geçirmemize, o vakitlerde şen kahkahalar atarak ölmemize yardım ederler. Yalan mı?
Arkadaşlık ölmemizi kolaylaştıran, hafifleştiren bir ilişki türüdür. Yalan mı?
Bizi nerde ve ne zaman sevdilerse orada dondururlar ve hareketsiz kılarlar. Yalan mı?
Hiç istemezler değişmemizi, en küçük bir değişiklik sevecen yüreklerini telaşlandırır. Yalan mı?
Hemen “ sen değişmişsin” derler ve o değişmelerde kendilerine sunduğumuz sevgide eksiklik görüp bencilce seslenirler:” sen eskiden böyle değildin.” Yalan mı?
Arkadaşlık denen döşekte hep uyuyalım aman hiç birbirimizi unutmayalım dercesine melül melül bakarlar. Yalan mı?
Ödleri kopar yalnız kalmaktan? Yalan mı?
Kendisi olmak bir insanın tek başına yapabileceği en sağlam eylemdir. Ama onlar bizi bırakmazlar kendi halimize. Yalan mı?
Bayılırız arkadaşlıklarda birbirimize benzemeye, birbirimize hoş görünmeye, birbirimize övgüler düzmeye? Yalan mı?

  “Hiç değişmeyelim, hep arayalım soralım birbirimizi, oh be dostluk gibisi yok, aman biz ne iyiyiz böyle, dertler tasalar bizden uzak olsun” tadında yaşarız gideriz. Yalan mı?

  Neden acaba dertler tasalar bizden uzak olsun? Paylaşmak denen o kör olası maske öyle bir şeydir ki kendi yüzümüze yabancı oluşumuzu bile fark edemeyiz.

  Arkadaş, arkadaşa kurulmuş bir komplodur. Nabza göre verilen şerbetlerin en tatlısıdır. Dertler tasalara geldiğinde mevzuu, hemen de teselli memuru kesilirler. Yalan mı?

  Hiç demezler “ Dertlerini kendinden uzak tutma ki OLASIN. OLMAK BUDUR VE SAKIN DAĞITMA O SIKIŞMIŞLIĞI.” Çünkü senin bu keyifsiz halin onların canını sıkar. İsterler ki yine eskisi gibi arkadaş modunda ol da keyfimize bakalım.

    Demiştim: KİMSE KİMSEYLE HENÜZ TANIŞMAMIŞTIR. TANIŞMAYACAĞIZ DA!”

  Aşktaki bencillik arkadaşlıktaki bencillikle yarışır ve sanırım kaybeder yarışı. Hayır, ben hiç bir arkadaşıma kırgın ya da kızgın değilim. Ben bu işin doğasına taktım kafayı. Gevezeliğin tavan yaptığı tüm arkadaşlık seansları içimizi öyle boşaltır ki “ oh be hafifledim” deyiveririz. Evet, hafifleriz de. Sonra da herkesin birbirinin yalnızlığını azalttığı ortalama insanlar cumhuriyetinde arkadaşça yaşar gideriz.

  İnsanı bir araya başka şeyler getirmeli.

  Aşk gibi olmalı, bir gün bitmeli. Zaten öyle oluyor sanırım. Henüz kimse söylemese de, böyle olduğunu düşünüyorum.
Biri biter, öbürü başlar değil ama bu.


                                                                                        27.mayıs.2009

27 Haziran 2011 Pazartesi

ADAMI ÖLDÜRÜR



   Nasıl parlıyor yüzünde ışık, insan olmanın yüceliğini kuşanmış sağlam damarları nasıl köpürmüş, yeşil gözleri müziği yüklenmiş nasıl da akıyor metalik hayatların ciğerini delercesine, tıpkı hayvan gibi emiyor ağaçların kokusunu, tırnakları karanlığa karşı silah gibi parlıyor, her saniye umutsuzluğun kabuğunun yırtıldığını duyuyor.

   Geçmiş yazlardan kalan tüm o karın ağrısı sızlanmaları boş veriyor, ölüme de ölümsüzlüğe de aynı iştahla saldırıyor, parmağından siliniyor kullanmadığı kelimeler, hafta sonu sıkıntılarını parlatan güneş ilk kez yerini yadırgamadan başının üstünde şevkle gülümsüyor.

   Git gide sise bulanan dost yüzlerinden ve eylemleri terk eden kalpten sonra uykuya duyulan hasretten başkasına yer bırakmayan, inceldiği yerden kopmaya yüz tutmuş, külü bile savrulmuş bu hayat, bu nefessiz vakitler, bu dünyayla öbürü arasında saydamlaşan en acemi günahlar…

   Kurtuluşu seçen çıkmazını da almıştır yanına.


-         Ulan siz memurlar dünya yıkılırken bile masanızın tozunu silmekle uğraşırsınız. Yer ve gök yer değiştirirken bile üst yazınızın imla hatalarını düzeltmeye çalışırsınız. Üst yazı haa! Alt yazının zıttı desem o da değil. Yazılara rütbe biçmek zavallı küçük dünyanızın kendinizi ve uğraşlarınızı ciddi göstermek için bulduğu numaralardandır. Yaptığınız işlerden devşirdiğiniz komik ciddiyetinizi bilmem ki ne yapmalı?

  Uyandım Süleyman. Uyandım ve sessizliğiyle eşyaların üşürken gördüm kendimi. Hatırası alınmış vakitlere dalmışım.

23 Haziran 2011 Perşembe

YENİLENLERİN TANRISI

O da ağızlık kullanıyor ve duvarları okuyor. Renkli çocuklarla bahçede top koşturuyor ara sıra. Niyeti yok. Niyeti yok uzun vadeli mutsuzluklara. Kalbinin hizasında bir kanser türü çarpıyor. Diş macunu kullanırken titiz hayat hususunda…

Ağıt ağaçları su beklerken yaşlı adamlar hatıralar koştururken yemyeşil bir akşam harabeleri okşarken bu tuhaf yaz parantezi git gide genişlerken bunlar sanki olmuyormuş gibi ama olurken…

Islık çalmayı bilmeyen dudak
Monitörün kanını emen sinek
Her gün biraz daha Amerika

15 Haziran 2011 Çarşamba

SOĞUK ÇAY SESİ



   Her şey bitti. Her şey bitti demek için de çok geç. Çünkü “her şey bitti” bitti. Ateş değil rüzgâr tutuşturacak senin paçalarını. Çay soğuyunca parmaklarımdan başlayarak varlığımın hükümsüzleşmesi: yazı(k) oluyor. Aklımın denetiminde bir deliliğe varım. Burada, rüzgâr geçmişten ya da gelecekten esiyor, ben saplanıp kalmışken beklemeye benzer bir zamana. Fuhuş edebiyatına ya da günah dualarına kiraladığım sessizliklerimden başlayarak her cümle bir yıkımdan doğuyor. Burada.

   Ama çok şıksınız kekeme kalbimin aksak ritmine uydurduğum renklerinizle. Yarım cümlelerimin de yarısını kendime kurduğumdan olsa gerek uzaklaşan kadınsılığınıza dalmışım. Bu dağınık çocuklar yüklenip tüm sesleri güneş mana
kazansın diye baharın ortasında hikâyeme fon oluyorlar perçemlerini rüzgâra kaptırmış sarı saçlı şarkılara yükselip.

   Gece her şeyi eşitler. Bir alttaki karanlığın geveze balıklarını dinliyorum. Karanlığın sınırlarını hissediyorum. Ben karanlığa karanlık yaratıyorum Allahtan etkilenip. Çayın köpürmeye başlaması, geceyi teftişe çıkan bekçi, bekçinin yolunu karartan el feneri, ağıt yakar gibi duran ağaçlar, her kilometrede 1 yıl
geriye giden minibüs, yol levhalarında yıllar, köpek gibi uykular.

   Yarın sabah yüzüme şarap çarparak beni uyandıran şeytandan alacağım müjdeyi korkuyla bekliyorum. Makyajı fazla kaçmış bu kulluk hatası kasıklarımı yedeğine aldığında sisten damlayan sabah beni avutacak. İçime kapanıp damarlarımı sıkan tel örgüleri seyre dalacağım.

   Bilseniz bu yüce mutsuzluk neredeyse mutluluk sayılır. Tersinden kalkan bir adam bu kez her şeyi doğru anlar.

   Şarabı öldüren köpek… Var mısın? Ben hep günaha da sevaba da aynı mesafede bir odada uzak…

   Ben, Nikolay Vasilyeviç GOGOL ve terli kahkaham…

6 Haziran 2011 Pazartesi

MESNEVİ OKUYUP SİGARA İÇEN MÜTESETTİR KIZLAR BENİ NEDEN SEVMEZLER ERKAN?


Hâlbuki ben bu halde bile caizim onların hançerlerine
Bu halde bile boğulmadım boğdurulmadım
Eski tüfeklerden adım geçer de dönüp bakmazlarmış
Ateş olsun almazlarmış kırmızısı uçuvermiş dudaklarına
İstemedim tek buse ne nazda ne hazda gözüm var
Medrese cesetlerine nazır masallarda yıllar önce
Sene 99 ben İstanbul acemisi yıllar önce
İnmişim trenlerden adım yakama ilikli
Mustafa Kutlu’dan çıkmışım vermişim şiirlerimi
Talebeyim ama talip değilim ne yeşile ne ala
Yalnız şiir kartalların soyundan ama toy bir ağrı
Seğirtmedim bir güzele
99
Divan yolu tarihten başını uzatmış bir kuğu yansıması
Hava sıcak terim taze
İstanbul işte önce güzel sonra güzel sonra manidar
Ulan beni buraya alırlar mı telaşıyla Çorlulu Ali’de
Ama herkes biliyor sanki şairim ya!
Ne demek efendim burası sizler için
Buyurun tabi burası beceriksiz İslamcıların hatıralarını dinlendirmesi için
Burası gökyüzünün altında no mahrem barış çubukları için
Burası postmoderne ayna tutmak için şairler kız ayarlasın için
Şööle iç geçirsinler afallatsınlar kendilerinden kaçarken şiirlere tutulanları

O zamanlar Kanuni yeni sakal bırakmıştı halk farkında
Kanım bir uykuyu köpürtüyor ya nadasa bırakmışım mısralarımı
Masalara mekik dokuyan gözlerim bir kıza bir oğlana takıldı
Masada “Üç İstanbul”  oğlak yayınları kızda nargile
Mesnevi okuyan bir kız mı bilmem
Ama benim taşrada okuyan hayallerim ezbere almış bu manzarayı
Ben sanki dokunmuşum bilmem kaç sene sonraki serencama
Özenti deme Erkan biraz daha fazlası
Nargilesiz de olur kabul ama daha da fazlası
Çorlulu olmasa da olur ama daha fazlası

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar kiminle evlenir Erkan?
Mavi Marmara’dan galip dönen İslamcılarla mı?
Sakalları yüzüne nur katmışlarla yakışıklı mı?
Risale-i nur talebeleri değil Erkan olur mu?
Bak ben severim onları da onların evliliğini de
Onların yumuşacık Müslümanlıklarında semirttikleri saadetlerini de
Ben severim onların nefes alırcasına girdikleri sevapları da
Ben elbette severim nisa taifesinin pıtır pıtır çiçek açmasını
Dindar kocalarının kollarında
Ben niye sevmeyeyim Erkan evveli çile ahiri konfor olan Müslümanlığı
Ben niye beğenmeyeyim Rumeysa Nur ve Bilal’i çocukları Taha’yı
Öyle şey mi olur Erkan niye yüzüm ekşisin İsrail’i lanet mitinglerinde
4X4’lerde Filistin bayrağı bana neden vermesin gaza sevinci
İftarda Cola Turca içen kardeşlerim yıkacak bir gün İsrail’i
Kalbim mühürlendiyse o benim iman eksikliğim
Yoksa Numan Kurtulmuş iyi adam
Sen de kızma artık Başakşehir ümmetine

Mesnevi okuyan mütesettir güzel sigara içen kızlar kime aşık olur Erkan?
Esmer yüzleri cool bakarken delikanlıların
Hayatın tam içinden fırlayan tam pratik tam yerinde
Yani şiiri kullanacağı yeri iyi bilen
Biraz monna biraz rosa yani aşkı nasıl servis edeceğini iyi bilen
Kitaplarda saklı yaralar gibiyken o kızların yüzleri
Sadra şifa şeylerden güneşin gördüğü şeylerden bahseden
Aşkı 12den vurup o yüzleri yere seren
Onlara mı onlar çok onlar adisyonlara incelikler indiren
Onlar beni daha da ben seni daha da sen yapan
Deli olmadığımızı ikna için bizlere tetik düşürten
Öğrenemedik Erkan kalbin bu işlerle alakası olmadığını
Kalbin de var yeri ve zamanı olduğunu
Kalbin zamanında 7/24 ün çok fazlalığını

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevmez Erkan
Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevemez Erkan
Geceleri hepsi benim sevgilimken gündüzün bozgunu ne o zaman
Aşk ayrı hayat ayrıysa kaldık bu yakada o zaman
Şairlerin gerçekten varlığına kimleri ikna etsek Erkan
Bizi gömdükleri şiirlerden hortlasak da korkutsak mı o zaman
İlham denen orospuyla arayı açsak mı bir zaman
Çok yorgun bir estetiğe kurban aramak değil
İsmet Özel’i seven bir kız tanıdım Erkan
Manyak mısın oğlum bu kadarı yeter mi dersen
O kadarı çok bile gerisi bonus Erkan

Yanlış kurulmuş bir soruya aşkı ihale mi ettik Erkan
Aşk yanlış kurulmuş bir hayalse
Soruyu siktir et o zaman

 kitap-lık / haziran 2011