27 Mart 2011 Pazar

haşhaşim

                                                
   

"ona kötü bir şey olsun istedim/bana aşık olsun istedim"


                                      he shut me dawn bang bang

seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.

Lale Müldür

cennette olacağım yaşa geldim

kaliforniya'da bir süpermarket




neler geçiyor aklımdan seni düşününce, walt whitman, çünkü ara sokaklarda yürüdüm gene ağaçların altında başımda bir ağrı kendimin bilincinde ve dolunayın peşinde.

aç yorgunluğumla imge peşinde koştururken filemi, ışıl ışıl bir meyve süpermarketine girdim senin numaralarını düşleyerek!

o şeftaliler ne öyle, ya o yarı gölgeler! herkes ma-aile alışverişte bu gece! rafların arasındaki yollar kocalarla dolu! karıları avokadoların, bebeleri de domateslerin içinde!---ya sen garcia lorca, senin ne işin var bakiim karpuzların dibinde?

seni gördüm walt whitman, çocuksuz, yalnız yaşlı eşeleyicibaşı, bir yandan buzluktaki etleri kurcalıyor, bir yandan da tezgâhtar oğlanları dikizliyordun.

her birine soru sorduğunu duydum: bu domuz pirzolasını kim ezdi? muz kaç para? benim meleğim sen misin?

senin peşinden rengârenk konserve rafları arasında dolaştım durdum ve peşimden de market dedektifinin geldiğini düşledim.

boş koridorlarda birlikte salındık yalnız düşlemimizde, enginarların tadına baktık, donmuş her nefasete sahip olduk ve kasanın yanından bile geçemedik.

nereye gidiyoruz walt whitman? kapılar bir saat içinde kapanıyor. hangi yönü gösteriyor sakalın bu gece?

(kitabına dokunuyorum ve süpermarketteki yolculuğumuzu düşlüyorum ve bir tuhaf oluyor içim.)

issız sokaklarda yürüyecek miyiz bütün gece? ağaçlar gölgeye gölge katıyor, evlerde ışıklar yanmış, ikimiz de yalnız olacağız.

sevginin yitik amerika'sını düşleyerek mi yürüyüp geçeceğiz karayolundaki mavi otomobillerin yanından eve, sessiz kulübemize?

ah, sevgili baba, grisakal, yalnız yaşlı cesaret hocası, amerika ne yaptıysa sen de yaptın chaton(1) kürek çekmeyi bırakınca ve sen buğusu üstünde bir kıyıya indin ve durup izledin geminin unutkanlık ırmağı lethe'in(2) kara sularında gözden kaybolmasını.

 
allen ginsberg

 
1. charon: yunan mitolojisinde, ölümden sonra ruhları styx ırmağından geçiren kayıkçı.
2. klasik mitolojide hades'teki unutkanlık ırmağı.

"platonik belagatçilerin yitik bölüğü" a.ginsberg

                         
                                    CASCANDO

tekrar söylüyorum
öğretmezsen öğrenemem
tekrar söylüyorum bir son var
son defanın bile sonu
yalvarmanın son seferi
sevmenin son seferi
rol yapmayı bilmemeyi bilmenin
söylemenin son seferinin bile bir sonu
beni sevmezsen sevilemem
seni sevmezsem sevemem
                                  
“çocukluğun kırmızı harflerinin benzeri bir yerden
iki nehir havzası arasındaki setin üstüne çekip kaldırdı beni
melezçamların sahibi tepelerin çatlaklarından bak
parlayan meath’e geri dönüş yolu yok
izlerin bozgununda ve denize kaçan derelerin
çan kuleli anaokulları ve sonra liman
göğüslerini örtmeye çalışan bir kadın gibi
ve terk etti beni”

SAMUEL BECKETT

25 Mart 2011 Cuma

"seninleyim rockland’da/ birleşik devletleri öpüp sarmaladığımız çarşaflarımız altında o birleşik devletlerin alışkanlık yaptığı öksürüğüyle gece boyu bizi uyutmayacağı/ seninleyim rockland’da"

uluma



Gördüm kuşağımın en iyi beyinlerinin çılgınlıkla yıkıldığını, histerik çıplaklıkla açlıktan geberdiğini,
zenci sokakların şafağında gördüm onları bozuk kafalarıyla mal ararken,
gecenin makinesinde yıldızlı dinamo ile eski cennetsel bağ için yanıp tutuşan melek kafalı hipsterler,
...yoksulluk ve paçavralar ve sahte gözlerle şehirlerin üstünde yüzen sıcak suyu olmayan ucuz odaların doğa üstü karanlığında yükseğe doğrulup sigara içerken jazzı seyredenler,
Yaradan’ın cennetinde zihinleri apaçık olanlar aydınlatılmış ucuz çatı katlarında ve yeraltlarında muhammed’in dolaşaduran meleklerini görenler,
Arkansas ve Blake-ışığı trajedisi arasından parlak ifadesiz halüsinatif gözlerle bilgi savaşının üniversitelerinden geçip gidenler,
akademilerden delilik ve ahlaksızlığa düzdükleri methiyeleri kafatası üzerindeki pencerelerde yayınladıkları için tekmeyi yiyenler,
parasını çöp sepetlerinde yakarak ve dehşeti duvardan dinleyerek tıraşsız odalarda don gömlek sinenler,
apış arasındaki marihuanayla Laredo’dan dönerken New York’da içeri tıkılanlar,
ucuz otellerde ateş yiyenler ya da Paradise Alley’de terebentin içenler, ölüm, ya da geceden geceye gövdelerini arafta bırakanlar,
düşlerle, ve uyuşturucularla, uyandıran kabuslarla, alkol ve sik ve sonsuz taşaklarla,
ürperen bulutların emsalsiz kör sokakları ve Kanada ve Paterson’un kutuplarına doğru sıçrayan aradaki zamanın hareketsiz dünyasını aydınlatan aklın şimşeği,
geçitlerin peyote dayanışması, arkabahçe, yeşil, ağaç, mezarlık sabahları, çatı katlarında şarap kafası, kafaları iyi olduğu esnada çıktıkları zevk gezilerinde mahallelerin dükkanlarının vitrinlerinde trafik ışıkları gibi yanıp sönen neonlar, güneş ve ay Brooklyn’in sert kışının alacakaranlığındaki ağacın titremesi, esrar külünün laneti ve aklın yüce ışığı,
hayvanat bahçesi ışığının iç karartıcı parlaklığında boğazları paramparça ve kasvetli beyinleri örselenmiş,
benzedrine boğulmuş halde rayların ve çocuk seslerinin gürültüsü arasında titreyerek
Battery’den Bronx’a sonsuz bir gidiş için kendilerini yeraltında zincirleyenler,
gece boyunca Bickford’da loş ışığın altında dibe vurmuşçasına gömülüp kalanlar ve dışarı çıkanlar ve gün ortasında ıssız Fugazzi’de bayat bira içerek otomatik plak çalarda çatırtıları dinlemeye mahkum olanlar,
yetmiş saat durmaksızın konuşarak, parktan mekana, mekandan bara, bardan Bellevue’ye Belleuve’den müzeye, müzeden Brooklyn Köprüsüne
ayın ötesinde/ki Empire State’in pencere pervazlarından sarkan yangın çıkışından atlayan platonik belagatçilerin yitik bölüğü,
olayları ve anıları ve anekdotları ve görme zevkini ve hastane şoklarını ve cezaevlerini ve savaşları bağırıp çağırıp fısıldayıp kusarak konuşanlar,
yedi gün yedi gece harap olmuş anımsamalarıyla parıldayan gözlerle kaldırımların üzerini örten mağlup sinagog eti,
artlarında Atlantic City Hall’ün belirsiz resminin kartpostalını iz bırakıp
Zen New Jersey’i terk ederek hiçbir yere doğru gözden yitenler,
kederli Doğunun sıkıntı veren terlemesiyle Tanca’nın kemik gıcırdatanları,
Çin’in migreninden mustarip, iç karartan döşemesiyle Newark’ın boktan bir odasında esrarın etkisiyle pelte-k-leşenler,
geceyarısı demiryolu boyunca oradan oraya amaçsızca gidip gelen yurtsuzlar, hiç kalp kırmadan çekip gidenler, gece, yükvagonlarında yükvagonlarında yükvagonlarında sigaralarını yakanlar,
eroin için para sızdırmaya çalışarak dalavereyle, yalnızlık hissi veren çiftliklerinden geçenler büyükbabanın,
Kansas’ta kozmosun tinlerinde vızıldayıp ayaklarına değin titrediklerini hissettiklerinde Plotinus Poe St. John üzerine kafa yorup haç çıkarıp telepati, bop ve kabala ile uğraşanlar,
Idoha sokaklarından birbaşına geçip giderek düşsel kızılderili meleklerle düşsel kızılderili melekleri arayanlar,
parıldadığında Baltimor çılgına dönüp doğaüstü esrimeye dalanlar,
etkisiyle kış gecesinin ortasında sokak ışığının küçükkent yağmurunun
Oklahoma’nın Çin göçmeni herifleriyle limuzinlerde takılanlar,
Houston’da aylak ve aç cansıkıntısıyla yalnızlığın jazz seks ya da çorba için takılanlar
Amerika ve Sonsuzluk hakkında tartışmak için parlak İspanyolların peşinden gidip,
Afrika’ya giden bir gemiye çaresiz kapağı atanlar,
artlarınca Chicago’nun mekanlarında yakılmış şiirlerin külünden lav işçi tulumlarının gölgesi ve döküntülerden başka hiçbir şey bırakmayarak Mexico volkanlarında gözden yitenler,
Batı Kıyısı’nda F.B.I’ı soruşturarak sakallı ve kısa pantolonlu büyük barışçıl gözleri ve cinsellik kokan koyu derileriyle hatların ötesinde bildiri dağıtıp yeniden ortaya çıkanlar,
cigaralarını üstlerinde söndürerek Kapitalizmin ot tezgâhını protesto edenler,
Staten Island feribotu bastırdığında korkunç sesini Wall’un ve bastırdığında Los Alamos’un korkunç seslerini feryat ederek çırılçıplak soyunarak Union Meydanı’nda kıyakkomünist bildiriler dağıtanlar,
beyaz okullarında yerleşmiş çetelerin doğrulttukları makineler karşısında çıplak ve titrek ağlayarak yere yığılanlar,
düzüşmeksizin haykırarak sevişmekten, “zıkkım”lanmaktan ve oğlancılıktan başka hiçbir şey yapmadıkları için bir suçu olmayıp polisaraçlarında mest olmuş halde enselerinde dedektifler bitenler,
metroda dizlerine vurarak uğuldayanlar ve elyazmalarına bir göz atıp siklerini pantolonları üstünden sıvazladıkları için uzayıp gitmesi istenenler,
bi işleri olmadığından azizimsi motorculara götlerini siktirip zevk çığlığı atanlar,
meleksi insanlıklarıyla uçanlar ve uçuranlar, Atlantik ve Karayip aşklarını okşayan denizciler,
gülbahçelerinde, halk parklarının çimlerinde ve mezarlıklarda önüne gelen herkese özgürce spermlerini attırarak sabah akşam otuzbir çekenler,
durmaksızın hıçkırarak tükenenler, kıkırdayıp coşarken sarışın & çıplak bir melek artlarında belirdiğinde deşmek için onları palasıyla, bir Türk Hamamının odasında mahvolanlar,
aşkoğlanlarını kaderin şirret üç ihtiyar kaşarına, heteroseksüel doların tek gözlü kaşarına, dölyatağından göz kırpan ve kıçını kırıp oturmaktan,
dokuma tezgâhındaki aydınlanmış altın sarısı ipleri kırpmaktan başka bir şey yapmayan tek gözlü kaşara kaptıranlar,
doyumsuzca ve esriyerek çiftleşenler bir bira şişesiyle bir sevgiliyle bir sigara paketiyle bir mumla ve yataktan düşenler,
ve zemin boyunca yuvarlanıp salonu sürüklenerek devam edip duvarın dibine yaslanarak son amcık vizyonuyla nihayetinde kendinden geçenler ve bilincin son attırımından sıyrılarak gelenler,
günbatımında milyonlarca kızın amcıklarını akıtanlar ve sabah yeri gözleri kıpkırmızı olsa da gündoğumunun deliğini de sulandırmaya hazır olanlar, ahırlarda götleri alevlenenler ve göllerde çıplak olanlar,
sayısız çalıntı gecearabasıyla Colorado’da bir boydan bir boya orospulukla hayat sürenler,
N.C, bu şiirin gizil kahramanları, yarakadam, Denver’ın Adonis’i, yemek vakti arkabahçede sayısız kıza döşeyerek akıtanlar, sinemanın arka koltuklarında takanlar, sarsakça yan yana dizilenler, dağların tepelerinde mağaralarda bildik; sıska garson kızlarla ıssız yol kenarlarında oynaşanlar- elbiselerini yukarı sıyırarak & bilhassa kıyı benzin istasyonları tuvaletlerinde “tekbencilik” yapanlar & memleketin çokça ıssız yollarında; solgun demode büyük leş sinemalarında, düşlerini değişenler, ansızın Manhattan’da uyananlar ve kendilerini bodrum katlarından dışarı atarak, kalpsiz Macar şarabının tüketmişliği ve 3. caddenin demir düşlerinin dehşetiyle işsizlik maaşlarını almak adına, büroya dek tökezleyerek yürüyenler,
Tüm bir gece boyunca karla kaplı iskelelerde kan dolmuş ayakkabılarıyla yürüyüp, East River’da arzu dolu esrar odalarının kapılarında açılması için bekleşenler,
Hudson kanyonunun dik kayalıklarına kurulu evlerinde ayın savaş zamanı ışığına benzeyen projektörün mavi ışığında büyük intihar dramaları yaratanlar & başlarında defne taçlarıyla unutulacak olanlar,
Düşlerinde kuzugüveci yiyenler ya da Bowery nehrinin çamurlu sularında yengeç lüpletenler,
sarma kâğıdı ve kötü müzikle mal satıcılarının arabalarında sokakların romansına ağlayanlar,
Bir köşede oturup köprü altının karanlığında nefes alanlar, tavanaralarında klavsenle orgazm olanlar,
Teolojinin turuncu sandığıyla tüberkülozlu bir göğün altında alevlerle taçlanmış Harlem’de altıncı katta öksürüğe boğulanlar,
Gece boyunca sihirli sözlerle esriyip sallanıp yuvarlanarak bir şeyler karalayanlar, tan ağarmasının sarılığında anlamsızlığın şiirini yazdıklarını görenler,
Salt bitkisel bir krallık düşleyip de çürümüş hayvanlar ciğer yahnisi yürek paça pancar çorbası ve Meksika pizzası pişirenler,
bir yumurta peşinden et kamyonlarının altına dalanlar,
saatlarını çatılardan fırlatarak zaman dışı sonsuzluğu seçenler & sonraki on yıl boyunca her gün çalar saat sesine uyananlar,
art arda en az üç defa bileklerini kesip de başarılı olamayan ve vazgeçip mecburen içinde yaşlanıp mızmızlanacakları bir antikacı dükkânı açanlar,
kurşuni dizelerin patlamaları & cepleri dolmuş modacıların kafa ütüleyen safsataları & reklamcılığın ibnelerinin nitrogliserin çığlıkları & zeki editörlerin fesatlığının zehirli gazında Madison Avenue’da uyduruk elbiseleri içinde yanarak tükenenler, ya da Mutlak Gerçek’in taksicilerinin sarhoşlukla çarpıp yere devirdikleri,
Brooklyn Bridge’den atlayanlar, bu gerçekten oldu ve yitik adımlarla yürüyenler Çin mahallesinin büyüsünde ruhları kendinden geçenler
yol boyu çorba & yangın kamyonları, beleş bira yok,
umutsuzluk içinde pencerelerden dışarı country söyleyenler, metro kapılarından fırlayanlar, pislik Passaic durağında atlayanlar, zencilerin üzerine atılanlar, tüm sokak boyu ağlayanlar, yalınayak şarapkadehi kırıkları üzerinde dans edenler, 1930'ların Avrupasının nostaljik tükenmiş Alman jazz fonograf kayıtlarını paramparça edenler, viskiyi tüketip inleyerek ıstırap içinde iğrenç tuvaletlerde çıkaranlar, kulaklarında inlemeler ve uğultusu devasa buhar kazanlarının.
Geçmişin seyahatlerinin otoyollarından aşağı uçar gibi birbirlerini Golgotha’ya taşırcasına yol alanlar hapis-yalnız uyanık veya Birming- ham jazzın vücut buluşu,
sonsuzluğu bulmak için benim bir vizyonum ya da senin bir vizyonun ya da onun bir vizyonu var mı diyerek tüm ülkeyi arabayla yetmişiki saatte katedenler,
Denver’a yola çıkanlar, Denver’da ölenler, Denver’a geri dönenler & boşyere bekleyenler, Denver’ı bekleyenler & kuluçkaya yatanlar & Denver’da yalnız kalanlar ve sonunda Zamanı keşfetmek için uzayıp gidenler & şimdi Denver bu kahramanları için yalnızlıktan sıkkın,
Ruh bir saniyeliğine de olsa saçlarını halelendirene dek ışığıyla umutsuzca katedrallerde dizleri üzerine çökerek birbirlerinin kurtuluşu ışık ve sineler için yakaranlar,
parçalanmış zihinleriyle altın gibi kafaları yüreklerinde gerçeğin tılsımı cezaevinde imkansız suçlar için beklerken Alcatraz’a tatlı blueslar düzenler,
bir alışkanlığı yetiştirmek için Mexico’ya ya da Rocky Dağlarına Buddha’yı yumuşatmaya ya da oğlanlar için Tanca’ya ya da kara lokomotif için Güney Pasifik Hattı’na ya da Narkissos için Harvard’a mezarlıktaki papatya öbekleri için Woodlawn’a çekilenler,
radyoyu hipnotizmayla suçlayarak akılsağlığı davası açılmasını talep edenler ama delilikleriyle elleriyle kararları askıda bırakan bir jüriyle kalakalanlar,
New York Şehir Kolejinde Dadaizm sunumu yapanların üzerine patates salatası atanlar ardından tıraşlı kafalarıyla ve intiharın soytarı söyleviyle akılhastanesinin granit basamaklarında lobotomiye kuvvetle istek duyanlar,

ve bunun yerine kendilerine İnsülin ve Metrazol şok terapisi elektrikli su terapisi psikoterapi meşguliyet terapisi masa tenisi & hafıza kaybının somut boşluğu sunulanlar,
katatoni içinde kısasüreliğine duralarken şakası olmayan bir karşıkoyuşla yalnızca sembolik bir pinpon masasını devirenler,
yıllar sonra kandan peruklarını saymazsak geriye kel dönenler, Doğunun kaçıkkent koğuşlarında salt delirmişlerde zuhur eden kötü kader esriklik içerisinde parmakla(n)mak,

Pilgrim State’in Rockland’in ve Greystone’un kokuşmuş koridorları, ruhlarının gölgeleriyle ağızdalaşına girenler, geceyarısı aşkın topraklarında-dolmen setleri üzerinde- bir başına sallanıp yuvarlanarak, yaşam düşü bir kabus, vücutları ay denli ağır taşa dönenler,
nihayetinde anayla******, ve ucuz apartman dairesinin penceresinden fırlatılmış son fantastik kitap, ve sabahın 4ünde kapatılmış son kapı, ve cevaben şiddetle duvara çarpılmış son telefon, ve zihinsel mobilyası son parçasına dek boşaltılmış son döşeli oda, gömme dolapta tel askıya iliştirilmiş kağıttan sarı bir gül, ve bu düşsel bile olsa, hiçbir şey ama küçük umut dolu bir sanrı işte-
ah, Carl, sen güvende değilken 

ben de güvende değilim, 
ve şimdi sen gerçekten 
zamanın tüm pisliğinin içindesin-
ve bundan dolayı buz tutmuş sokaklar boyunca koşanlar, elips katalog metre titreşen düzlem kullanımının simyasındaki ani parıldamaya takıntılı,
hayal kurup bitiştirilmiş imgeler boyunca zaman ve uzayda somutlaştırılmış geçitler açanlar ve 2 görsel imge arasında ruhun başmeleğini kapana kıstıranlar ve doğadaki elementlerin özlerini birleştirip 

Pater Omnipotens Aeterne Deus’nun 
heyecanıyla coşup bir sıçrayışta 
bilincin ismini koyup 
çizgisini belirleyenler,
yoksul beşeri nesrin ölçü ve söz dizinini 

yeniden yaratmak için ruhlarında 
kafalarındaki çıplak ve sonsuz düşünüşün ritmini 
uyumlu kılacak ikrarı reddederek huzurumuzda 
dilleri tutulmuş 
ve zeki ve utançla titreyerek 
ayakta dikilenler,
Zamandaki kaçık serseri, ve kutsanmış melek, 

bilinmeyen, yine de ölümden sonraki zaman 
boyunca söylenecek ne varsa koyanlar ortaya,
Ve jazzın hayaletimsi giysisiyle orkestranın 

altın rengi nefesli borularının gölgesinde yeniden dirilerek doğrulanlar 
ve Amerika’nın çıplak zihninin aşk için çektiği ıstırapları, kentleri son radyosuna varasıya paramparça eden 
eli eli lamma lamma sabacthani çığlığıyla üfleyenler saksafonu
parçalanarak vücutlarından çıkartılmış yaşam şiirinin saf kalbiyle ki bin yıl afiyetle yenir.


ıı

alüminyum ve çimentodan nasıl bir sfenkstir ki kafataslarını açıp parçalamış beyinleri ve imgeleri yiyip bitirmiş?
molok! yalnızlık! pislik! çirkinlik! külkovaları ve elde edilemez dolarlar! merdiven diplerinde çocuk çığlıkları! ordularda hıçkırarak ağlayan oğlançocukları! parklarda gözüyaşlı ihtiyar adamlar!
molok! molok! kabus molok! sevgisiz molok! zihinsel molok! molok ezici yargıcı insanların!
molok akıl almaz zindan! molok kurukafa bayrağı çekilmiş ruhsuz hapishane ve elemlerin kurultayı! yapıları yargı olan molok! savaşın sayısız taştan abidesi molok! sersemlemiş hükümetler molok!
zihni salt bir makine olan molok! damarlarında kan yerine para dolaşan molok! parmakları on ordu olan molok! göğsü kendi cinsinin etini tüketen bir dinamo olan molok! kenarlarından dumanlar tüten bir gömüt olan molok!
molok gözleri binlerce kör pencere! uzun sokaklarında ebedi yahovalar gibi gökdelenler dikilen molok! sis içindeki fabrikalarında düş kurup cavlağı çeken molok! devasa bacaları ve antenleriyle kentleri taçlandıran molok!
sevdası sonsuz petrol ve taş olan molok! ruhu elektrik akımı ve bankalar olan molok! yoksunluğu dehanın sureti olan molok! yazgısı cinsiyetsiz bir hidrojen bulutu olan molok! molok adı us olan!
molok içinde yapayalnız oturduğum! kendinde melekleri düşlediğim molok! molok delirdiğim! sikemiciyim molok’ta! aşksız ve erkeksizim molok’ta!
molok ruhuma çok önceleri giren! molok içinde gövdesiz bir bilincim ben! molok beni doğal esrikliğimden korkutan! kendimden geçtiğim molok! uyandığım molok! gökyüzünden boşalan ışık!
molok! molok! robot apartmanlar! görünmez banliyöler! hazine çatıkları! kör sermayeler! şeytansı endüstriler! hayaletimsi uluslar! mağlup edilemez tımarhaneler! granit yaraklar! canavarca bombalar!
onlar cennete kaldırırken molok’u parçaladılar sırtlarını! kaldırım taşları, ağaçlar, radyolar, daha bir dünya şey! zaten varolan ve hep içinde olduğumuz şehri cennete kaldıranlar!
vizyonlar! kehanetler! halüsinasyonlar! mucizeler! esrimeler! amerikan nehrinde batıp gitti!
düşler! tapınmalar! aydınlanmalar! dinler! bir gemi yükü duygu zırvası!
kirişikırmalar! nehrin diğer tarafına! evirip çevirmeler ve çarmıha germeler! tufana kapılıp gitti! yükselmeler! anlık tanrı görümleri! umutsuzluklar! on yılın hayvani çığlıkları ve intiharlar! bellekler! yeni aşklar! kaçık nesil! zamanın kayalıklarından aşağı!
gerçek kutsal kahkaha nehirde! gördüler her bir şeyi! vahşi gözler! kutsal haykırışlar! çekip gittiler eyvallah deyip! atladılar çatıdan! ıssızlığa! el sallayarak! yanlarında çiçeklerle! nehre doğru! sokağa!


ııı
Carl Solomon! Seninleyim Rockland’da
benden daha kaçık olduğun
Seninleyim Rockland’da
fazlasıyla tuhaf hissettiğin
Seninleyim Rockland’da
annemin gölgesine öykündüğün
Seninleyim Rockland’da
on iki sekreterini öldürmüş olduğun
Seninleyim Rockland’da
o görünmez nüktedanlığınla güldüğün
Seninleyim Rockland’da
aynı korkunç daktiloda büyük yazarlar olduğumuz
Seninleyim Rockland’da
vaziyetin ciddileştiği radyodan bildirilen
Seninleyim Rockland’da
kafatasındaki melekelerin zeka asalaklarını artık içeri sokmadığı
Seninleyim Rockland’da
Utika’nın evlenmemiş kadınlarının göğüslerinden karnını doyurduğun
Seninleyim Rockland’da
Bronx’un kartal bedenli kadınlarının vücutlarında kelime oyunlarıyla eyleştiğin
Seninleyim Rockland’da
Cehennemin dipsiz kuyularında asıllı bir pingpong maçını kaybettiğinden deligömleği içinde feryatlar ettiğin
Seninleyim Rockland’da
katatonik bir halde takıldığın piyanonun başında ruhun masum ve ölümsüz olduğunu donanımlı bir tımarhanede asla imansız ölmemesi gerektiğini söylediğin
Seninleyim Rockland’da
elliden fazla elektroşokla ruhunun hac yolunda gerildiği çarmıhtan bedenine asla yeniden dönmeyeceği
Seninleyim Rockland’da
doktorlarını akıl hastalığıyla itham edip ulusalcı faşist Golgotha’ya karşı sosyalist ibrani devrimi entrikaları çevirdiğin
Seninleyim Rockland’da
Long Islang göğünü yarıp insanüstü kabrinden çıkararak yeniden dirilteceğin kendi yaşayan insan İsa’nı
Seninleyim Rockland’da
yirmi-beş-bin çılgın yoldaşla hep bir ağızdan Enternasyonel’in son kıtasını söylediğimiz
Seninleyim Rockland’da
Birleşik Devletleri öpüp sarmaladığımız çarşaflarımız altında o Birleşik Devletlerin alışkanlık yaptığı öksürüğüyle gece boyu bizi uyutmayacağı
Seninleyim Rockland’da


çatı katlarında tayyarelerin gürlemesinin şokuyla ruhlarımızın ağır uykudan fırladığı meleksi bombaların yağmaya başlayıp hastane duvarlarının ışıdığı düşsel duvarların çöküp bir deri bir kemik kalmış lejyonların düşekalka kaçıştığı! bitimsiz savaş! Merhametin yıldız pullu şoku! kendinden geçtiğin zafer! soyun artık savaş elbiselerinden.

Seninleyim Rockland’da

rüyalarımda üzerinde bir deniz yolculuğunun damlalarıyla yürüdüğün Amerika’da bir Batı gecesinde gözyaşlarınla otoyol kavşağındaki kulübemin kapısına vardığın

san francisco 1955–56





howl’a dipnot

kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal! kutsal!

dünya kutsaldır! ruh kutsal! ten kutsaldır! burun kutsal! dil, sik ve el ve götdeliği kutsal!

her şey kutsaldır! herkes kutsal! her yer kutsaldır! her gün sonsuzluk! her adam melek!

kaçık olduğu sürece dört büyük melek kutsal! sen ve ruhum delinin kutsallığı kadar kutsal!

daktilo kutsal şiir kutsal ses kutsal dinleyenler kutsal esrime kutsal!

kutsal peter kutsal allen kutsal solomon kutsal lucien kutsal kerouac kutsal huncke kutsal burroughs kutsal cassady kutsal gizli hayvan sikiciler ve ıstırap içindeki dilenciler ve iğrenç insan melekler kutsal!

kutsal tımarhanedeki annem! kansas’taki atalarımın siki de kutsal!

inleyen saksafon kutsal! kutsal mahşerî bop! cazcılar ot hipsterler barış & junk & sarma kutsal!

kutsal gökdelen ve kaldırımların ıssızlığı! milyonlarla dolan kafeteryalar kutsal! sokakların aşağısındaki gizemli gözyaşı nehirleri kutsal!

doyumsuz yalnızlık kutsal! orta sınıfın büyük kuzusu, isyanın çılgın çobanı kutsal! kim los angeles’ ı los angeles yapan!

kutsal new york kutsal san francisco kutsal peoria & seattle kutsal paris kutsal tanca kutsal moskova kutsal istanbul!

kutsal zamanın sonsuzluğu kutsal sonsuzluğun zamanı kutsal boşluktaki saatler kutsal dördüncü boyut kutsal beşinci enternasyonel kutsal melekteki molok!

kutsal deniz kutsal çöl kutsal demiryolu kutsal tren kutsal görüler kutsal halüsinasyonlar kutsal mucizeler kutsal gözçukuru kutsal cehennem!

kutsal bağışlama! merhamet! iyilik! iman! kutsal! bizler! bedenler! kederli! yüce!
kutsal ruhun doğaüstü çokça gözalıcı yetenekli şefkati.


berkeley ‘55

allen ginsberg
1926 – 1997

22 Mart 2011 Salı

KAN AT KANA AT KANAT KIT KANAAT




"kadından kendisinde olmayanı isteriz/hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz" n.f.k.

aşk mektubu




Küçük ayakların, başka ne olsun
kalbimin üstünde tıpırtıları
bir sözse açarım sana sevmekten
nice haritadan, ne martıları!

dünya ah! söversin yahut öpersin
bakmaktan dağına çıkması yeğrek
yüzüme değince saçların mümkün,
bir delilik etmek, aşktan gebermek

ben ayna görünce hiçbir şey görmem
eski bir sürüngen belki bakışım
ama bir şey var işte, bir şey havada;
bu zır karanlıkta sana akışım…

küçük ayakların, başka ne olsun
halhalsız, halısız; sadece ayak
olmaz bir trenden işte inmişim:
sadece yüzüme. sadece bir bak!



 Süleyman Çobanoğlu

kutub-u şikeste


                                  

Yağmur başladı sen dedim camlara koşdum
Do
ğursan zulmünden çıldıracakdı deniz
Biz aynı ...hırkayı giyecekdik Muhyiddin a
ğlayacakdı
Muhyiddin a
ğlayacakdı biz aynı hırkayı sırayla giyecekdik biz.

Meğer gül hemen çözülmezmiş hemen gül meğer
Yürürmü
şüm ve parçalanmayabilirmiş avrat
Bana dü
ğün salonlarından beri Rab patlat
Şu aynayı koynuma almazsam eğer.

Anlamadı
ğım çocukları balkonuma gömerim
Şeyh gardolaplarıysa ancak yağmur bildirir.
Bir
şemsiye sarıklaştırır at, değil midir
Nizamülmülk Gazali Sabbah; ko
şsalar?...

Ku
ş patladı, Allah vardır, bisiklet söylüyorum
Fotografı ve'l asr ile açıkla derdi babam
Kuyulardır, derindir, içinde adam vardır
Yusuf bile dü
şştür Aleyhisselam!

Ayın aydınlık yüzü gibi bir tiren dolu bacak
Ağlamak
Abdesti bozmaz mıydı be şeyhim?
Gelmeyeydin yanlış planlanmış bir gömleği
Ta kendi kuzusuna verecek idim
Gidiyorsun ve gayet planlanmış bir kuzudan
Gömlek sökmek üzreyim

Ve nihayet göğe düşsem bengitay işte
Annemi daha içeriden açıklayabilirim
Şol cinnete pasaj dersen sevgilim beni sıkma
Sevgilim beni sıkma ben
Okuma bilirim.

Ah Muhsin ünlü

21 Mart 2011 Pazartesi

" oysa reklam şiire düşman güzelim annen şiire düşman/gerçek şeyler istiyor benden dokunabileceğin şeyler/oysa ben uyuyamıyorum hijyenik odalarda" i.kılıçarslan

"olup biteni görür yaşamak denen katil"

                                
                                                 GELGELELİM

Çoğalan bir uykuya dönüşsün diye güller
Kız, oğlanın yüzünde masumiyeti öptü
Sapsarı dip meyveler döküldü dallarından
Tam sırası dedi kız tellere takılmanın
Oğlan, kızın içinden geçen niyeti öptü

Artık kimse çalamaz bu şarkıyı bir daha
Çalsa da bozuk çalar uzak yerin radyosu
Bir tren böyle gider sirkeciden sabaha
Güneş manşete çıkar buğdaya tav olmaktan
Biter gözde festival, dilde akşam paydosu

Birer birer açılır “gidebilmek kırları”
Şimdi onun içinde bütün okullar tatil
Boş bulunmuş ağzından bir tombul kedi sızar
Isıtır parklarını bir rüya gecesinin
Olup biteni görür yaşamak denen katil

Gelgelelim göremez kanatlanırken aşkı
Bisküviden kızların bisiklet süren dili
Dönmez geç vakit eve şair ağırlamaktan
Göz ucuyla süzer de kaç hecelik menzili
Hiç sürünmeden geçer selam gibi uzaktan

Hüseyin Akın

20 Mart 2011 Pazar

NETİCE



                            

      

“arkadaşlarımı da severim
yeryüzüne biterim
eve portakal alınca sandıkla alıyorum
dayanamayanlar çürüyor bayım!”



14 Aralık 2008

19 Mart 2011 Cumartesi

adıyla,senaryosuyla, yönetmenliğiyle,oyunculuklarıyla - özellikle casey affleck, görüntü yönetimiyle ve müzikleriyle aşmış bir film...

korkak robert ford'un jesse james suikasti. brad pitt filmle ilgili mukavele yaparken filmin adının değiştirilmemesini şart koşmuş. iyi de etmiş.

ilk yorumunu dinlemeye bakın. bu yorum berbat.

"dert oldum hira'ya beni teskine geldi efendim"

ÖLÜM KERE ÖLÜM / ÖLÜM KARE


İSA GOLGOTA'YA ÇIKARKEN TÖKEZLEMEDEN ÖNCE
ÖNÜ SIRA SENDELEYİP AYAĞI BURKULAN BENDİM
YAR İDİM DULDA SAYDI BENİ AÇMAK İSTEYEN GONCA
DERT OLDUM HİRA'YA BENİ TESKİNE GELDİ EFENDİM

İLK BEN ÜŞÜDÜM SONRADIR TUR-İ SİNA'DAKİ SAĞANAK
DAĞA ÇIKTIM KURDU GEBERTTİM BENİ KORKUTTU KEME
ÇALMADIĞIM KAPI KALMADI CAN EVİMDEN TAŞARAK
DUYAN OLMADI AVAZIM Kİ DESİN HALLAÇ KEKEME

İLENEN OYLUMSUZ KALIR KARGIŞIN İMZA YERİ BOŞ
AŞKA DÜŞMEK ECELİYSE BEDENİ COŞTURUR ANIZ
RUH KÖRELTEN ÇARE BULMAZ İLAÇ OLMAZ TELAŞLI DÖŞ
PİS MÜREKKEPLE ÇÜRÜK DİL TOKUŞTURANLARDANSANIZ

KUL BENİ BİLMEYİŞİN VAKTİ ECELDEN KİM SIYIRA
BİR BENİM SAYIKLAYAN ÂDEM'İ İMLA EDEN ADI
BU YÜZDEN BANA DEĞMEDEN DÜNYADAN BİR ÜVENDİRE
GİTTİM ÇEKİP BAŞIMI GİTTİM HAKİKAT DURAKSADI.

İSMET ÖZEL

GİTME


Senin yalnızlığın en çok burada üşür
Burada birbirine dönüşür kelimeler
Uzaklığın vururken deprem gibi saatte
Kalbime rahmet okur bu sarışın hasretler

Senin sokaklarının ayetleri her sabah
Kokusu unutulmuş çiçeklerde çiğ olur
Her sabah biraz daha var olur sanki Allah
Dipsiz aynalarımdan sonsuzluğun duyulur

Senin sustuklarını bana anlatır gece
Buz tutmuş mavilerin birikirken ağzında
Bekliyorum hüznünün çıkmazında seninle
Savrulup gitmeyesin diye hayat altında

Değirmen - Şubat - Mart 2011

kuvarsa

acının adı

Yavaş sessiz senin buyruğunda toplanır altın yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda dağılır buğday yavaş sessiz
Yavaş sessiz senin buyruğunda bölünür halkın ekmeği.

Seninle hızla kararır bozulur ipek seninle hızla
Hızla düğümlenir bulanır su seninle
Körlenir seninle hızla emeğin tarihi.

Ve seninle yavaş yavaş çıkar bakıra kuvarsa tunca yavaş
yavaş acının uzun uzun yazılan adı.
                                                                                     
İlhan BERK